Motivasyonun Gelgitlerine Son: İngilizce Öğrenme Ateşini Sürekli Harlı Tutmanın Sırları
Selam yol arkadaşım,
Gel, şöyle bir kahve al yanına, iki lafın belini kıralım. O ilk günkü heyecanı hatırlıyor musun? “Bu sefer tamamdır!” dediğin o anı… Belki kendine en janjanlısından bir defter aldın, fosforlu kalemleri dizdin, internetin en popüler gramer kitabını sepetine attın. İlk hafta rüya gibiydi, değil mi? Ama sonra… O “to be” fiilinin bir türlü akılda kalmayan binbir hali, ezberle ezberle bitmeyen kelime listeleri, neye yaradığını bir türlü çözemediğin o “perfect tense”ler… Motivasyon dediğin şey, bir yaz yağmuru gibi aniden bastırıp sonra buharlaşıverdi.
Bu senaryo bir yerlerden tanıdık geldi mi? Yalnız değilsin. İnan bana, 25 yıllık öğretmenlik hayatımda bu hikâyeyi yüzlerce, belki binlerce kez dinledim. O “Yine mi olmuyor?” çaresizliğini, o pes etme hissini çok iyi bilirim. Ama sana bir sır vereyim mi? Mesele büyük ihtimalle sende değil. Mesele, bize dayatılan yanlış yöntemlerde ve kimsenin bu yolculuğun doğasını dürüstçe anlatmamasında.
Bu yazıda sana sihirli bir formül falan vermeyeceğim. Ama yılların tecrübesiyle damıttığım, seni yolda tutacak, o içindeki ateşi yeniden harlayacak bir pusula sunacağım. Bu yazı bittiğinde, umuyorum ki “Neden olmuyor?” sorusunun cevabını bulacak ve “Peki, nasıl olacak?” sorusunun adımlarını daha net göreceksin.
Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım.
O Meşhur Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Motivasyonun bir türlü dikiş tutmamasının temelinde genelde yanlış beklentiler ve hatalı stratejiler yatar. Gel, şu en sık düşülen tuzaklara bir bakalım, bakalım hangileri sana da “Aaa, bu ben!” dedirtecek.
- “Ezber Hapı” Arayışı: “Günde 50 kelime ezberlersem 3 ayda bu işi çözerim.” İşte bu, en büyük yanılgı. Dil, ezberlenen kelimelerin yan yana dizildiği bir lego oyunu değil. Kelimeleri bağlamından koparıp listeler halinde ezberlemek, onları beyninin misafir odasına alıp, bir kahve bile ikram etmeden geri göndermektir. Kısa süreli hafızada biraz takılır, sonra ilk fırsatta “ben kaçtım” der, uçar gider.
- “Mükemmel Olmalı” Baskısı: Hata yapmaktan o kadar korkuyorsun ki, ağzını açıp tek kelime etmiyorsun. Kuracağın cümlenin dil bilgisi açısından %100 kusursuz olmasını bekliyorsun. Sonuç? Sıfır pratik. Unutma o meşhur lafı: Mükemmel, iyinin düşmanıdır. Kimse senden bir Shakespeare olmanı beklemiyor. Derdini anlat yeter.
- “Hafta Sonu Maratonu” Tuzağı: “Hafta içi çok yoğunum, hafta sonu 5 saat abanır, arayı kapatırım.” Bu yaklaşımın işe yaradığını ben daha görmedim. İngilizce, bir haftada 10 saat çalışılıp sonraki hafta yüzüne bakılmayacak bir ders değil. Her gün az da olsa sulanması gereken bir saksı çiçeği gibi düşün.
- “Tek Kişilik Ordu” Olma Çabası: Her şeyi tek başına halletmeye çalışıyorsun. Kendi hatalarını göremiyor, nerede tıkandığını bir türlü anlayamıyor ve sürekli aynı döngüde patinaj yapıyorsun. Bu, elinde harita olmadan bilmediğin bir ormanda yolunu bulmaya çalışmaktan farksız.
Bu maddelerden biri bile içinden geçtiyse, derin bir nefes al. Çünkü sorunu tespit etmek, çözümün yarısıdır derler ya, o hesap.
Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Kural

Yıllar boyunca İngilizceyi gerçekten öğrenen öğrencilerimde gördüğüm 4 temel ortak nokta var. Ben bunlara “Pusula Kuralları” diyorum. Bunları hayatına bir şekilde dahil ettiğinde, motivasyon artık dışarıdan beklediğin bir duygu değil, içeriden işleyen bir alışkanlığa dönüşüyor.
-
Kural 1: Pratik > Teori (Artık O Direksiyona Geç!)
Şunu aklından hiç çıkarma: Kitaplar sana yol haritasını verir, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Gramer kurallarını yalayıp yutmuş ama iki kelimeyi bir araya getiremeyen o kadar çok insan tanıdım ki… Evet, o gramer kitabını yastığının altına koyunca kurallar sihirli bir şekilde beynine işlemiyor. Bizzat denedim, çalışmıyor. Öğrendiğin her yeni yapıyı, her yeni kelimeyi anında kullan. Konuş. Yaz. Kendi kendine mırıldan, saçmala. O bilgiyi “aktif” hale getir. Bilmek değil, yapmak seni ilerletir.
-
Kural 2: Düzenlilik Kuralı (Her Gün Bir Adım)
Motivasyonun en büyük panzehiri düzenliliktir. İngilizce, bir hafta sonu abanılıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton koşusu değildir; her gün 15 dakika atılan bir sağlık yürüyüşüdür. Beynimiz alışkanlıkları sever. Her gün aynı saatte, sadece 15-20 dakika bile olsa İngilizce ile haşır neşir olmak, ayda bir gün 5 saat çalışmaktan katbekat daha etkilidir. O 15 dakikada bir podcast dinle, sevdiğin bir dizinin kısa bir sahnesini altyazılı izle, öğrendiğin 3 yeni kelimeyle ilgili saçma sapan, komik cümleler kur. Ama bunu HER GÜN yapmaya çalış. O minik adımlar birleşip seni zirveye taşıyan bir patikaya dönüşecek.
-
Kural 3: Aşamalı Gelişim (O Dambılı Artık Büyüt!)
Spor salonuna gittiğini düşün. İlk gün 5 kiloluk dambılı kaldırdın. Harika. Peki, 6 ay boyunca her gün sadece o 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların gelişir mi? Gelişmez. Aylarca aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, sadece o 5 kiloyu kolay kaldırmakta ustalaşırsın, kasların büyümez. İngilizce de böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın. Sürekli aynı seviyedeki kolay metinleri okumak, hep bildiğin üç beş kelimeyle dönüp durmak seni geliştirmez. Seni biraz zorlayan, anlamak için sözlüğe bakmanı gerektiren, konuşurken “ııı…” diye duraksamana neden olan o %10’luk zorluk payı var ya… İşte gelişim tam da o alanda saklı.
-
Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hataların En İyi Dostun)
Hataların, en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeye karar verirsen. Kendi yanlışlarını anlamadan, doğru yolu bulamazsın. Herkesin parmak izi farklı, öğrenme biçimi de öyle. Arkadaşının bayıldığı yöntem, sende zerre işe yaramayabilir. Kendi zayıf noktalarını bir dedektif gibi izlemelisin. En çok hangi zamanda hata yapıyorsun? Hangi kelimeleri sürekli karıştırıyorsun? Bu hataları bir deftere not al. Nedenini anlamaya çalış. Bu, en değerli veriyi sana kendinin verdiği, kişisel bir araştırma süreci.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, anladım da… Nereden başlayacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin somut bir yol haritası.
-
1. Adım: Keşif (Kendi “Kalpten Gelen” Nedenini Bul)
Motivasyonun yakıtı “anlam”dır. İngilizceyi neden öğrenmek istediğini kendine dürüstçe sor. “Kariyerim için” gibi genel cevaplar yeterli değil. Daha derine in. Belki de en sevdiğin yönetmenin filmlerini orijinal dilinde, o ince esprileri kaçırmadan izlemek istiyorsun. Belki bir sonraki tatilinde kimseye muhtaç olmadan sipariş vermek, iki laf etmek istiyorsun. Belki de saatlerini gömdüğün o oyunun hikayesini tam olarak anlamak istiyorsun. İngilizceyi bir “ders” olmaktan çıkarıp, “sevdiğin bir şeye ulaşmak için bir araç” haline getir. İşte bu, her şeyi değiştirir.
-
2. Adım: İnşa Etme (Sana Özel “İngilizce Menüsü” Oluştur)
Kendine sürdürülebilir, seni boğmayacak bir “İngilizce Menüsü” hazırla. Mesela:
- Sabah (5-10 dk): İşe giderken otobüste İngilizce bir podcast veya haber bülteni dinle. Her kelimesini anlamak zorunda değilsin, yeter ki kulağın o ritme alışsın.
- Öğle Arası (10 dk): Telefona indirdiğin bir kelime kartı uygulamasından 5 yeni kelime öğren ve onlarla aklına gelen en garip cümleleri kur.
- Akşam (15-20 dk): Sevdiğin bir dizinin bir bölümünü İngilizce altyazılı izle. Bilmediğin ama ilgini çeken 3 ifadeyi not al.
- Haftada 2-3 Gün (30 dk): Konuşma Pratiği. İşte bu menünün ana yemeği!
-
3. Adım: Pratik ve Test Etme (Sahneye Çık!)
Tüm bu birikimi anlamlı kılacak yer, konuşma pratiğidir. Tek başına çalışmak bir yere kadardır. Bir noktada, o bilgiyi gerçek bir insanla iletişim kurmak için kullanman gerekir. İşte bu noktada, Aşamalı Gelişim ve Hata Analizi kuralları hayati önem kazanır. Rastgele birileriyle konuşmak yerine, seni anlayan, hatalarını sabırla düzelten ve seni o konfor alanından tatlı tatlı iten bir rehbere ihtiyaç duyarsın.
İşte bu rehber meselesi kritik. Yıllardır öğrencilerimde işe yaradığını gördüğüm, bu anlattığım felsefeye çok uyan bir yapı var, ondan bahsetmeden geçemeyeceğim: Konuşarak Öğren. Neden özellikle bu sistem? Çünkü klasik bir kurstan öte, tam da bu kuralları hayata geçirecek bir ortam sunuyor:
- Gerçek Rehberlik: Karşında, bu işin eğitimini almış, anadili İngilizce olan lisanslı Amerikalı eğitmenler buluyorsun. Sana özel atanan sabit eğitmeninle düzenli ders yaptığında, seni gerçekten tanıyan ve zayıf noktalarını bilen biriyle ilerlemiş oluyorsun. Bu büyük bir lüks.
- “Erteleyememe” Disiplini: Bahanelere pek yer kalmıyor. Seçtiğin saatte eğitmenin seni arıyor. Tıpkı eve gelen bir özel hoca gibi. Bu, “Düzenlilik Kuralı”nı hayatına sokmanın en garantili yollarından biri.
- Somut Hata Analizi: İşte burası çok değerli. Sistemde sana özel atanan bir Türk mentör, gelişimini takip ediyor, raporlar sunuyor ve “Şu konuda eksiğin var, şuraya biraz daha yüklensen iyi olur” gibi yönlendirmeler yapıyor. Bu, “hatalarından öğren” felsefesini ete kemiğe büründüren bir özellik.
- Yapılandırılmış İlerleme: Oradan buradan rastgele sohbet etmiyorsun. Seviyene ve hedefine uygun, kitapları ve egzersizleri olan özel bir eğitim programını takip ediyorsun. Bu da “Aşamalı Gelişim”i garanti altına alıyor.
Kısacası, ormanda tek başına kaybolmak yerine, elinde pusulası olan bir rehberle yola devam etmek gibi.

Bir yanıt yazın