İngilizce öğrenme hedefi (örneğin B2 seviyesi) nasıl konulur ve bu hedefe nasıl ulaşılır?

İngilizce öğrenme hedefi (örneğin B2 seviyesi) nasıl konulur ve bu hedefe nasıl ulaşılır?

B2 Seviyesi Sadece Bir Harf Değil: İngilizce Hedefinize Giden Yolda Pusulanız

B2 Seviyesi Sadece Bir Harf Değil: İngilizce Hedefinize Giden Yolda Pusulanız

Selam yol arkadaşım,

Ben kendime “İngilizce Pusulası” diyorum. 25 yıldır bu yolda binlerce yolcunun yanındaydım. Gözlerindeki o ilk heyecanı da gördüm, “Artık yapamayacağım galiba…” dedikleri o anki hayal kırıklığını da. Şu B2, C1 hedefleri var ya… Onların bir kağıt parçasından çok daha fazlası olduğunu, aslında bambaşka bir dünyanın kapısını aralamak anlamına geldiğini yaşayarak öğrendim.

Belki sen de şu an o yolculuğun başındasın. “B2 seviyesine ulaşacağım!” dedin, büyük bir hevesle yola çıktın ama şimdi o hedef, sanki aşılmaz bir dağ gibi karşında duruyor. Nereden başlasam, nasıl ilerlesem, doğru yolda mıyım… Koca bir kafa karışıklığı denizinde bir o yana bir bu yana savruluyor gibisin. Bu hisler tanıdık geldi mi?

Cevabın “evet” ise, şöyle derin bir nefes al. Çünkü yalnız değilsin. Bu yazı, o karmaşık görünen dağı nasıl adım adım tırmanacağını gösteren, tecrübeyle çizilmiş bir harita olacak. Umarım sonunda, “İşte bu! Sonunda biri ne hissettiğimi anlıyor ve bana gerçekten işe yarayacak bir yol gösteriyor,” diye düşünürsün.

Hazırsan, pusulaları ayarlayalım ve yola çıkalım!

En Sık Düşülen Tuzaklar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorusu

Yıllar içinde o kadar çok “denedim ama olmadı” hikayesi dinledim ki… Ve neredeyse hepsinin kökünde birbiriyle bağlantılı birkaç temel yanılgı yatıyordu. Gel, önce şu önümüzdeki sis bulutunu bir dağıtalım.

  • Hedefi Putlaştırma Hatası: “B2 olmalıyım” diye tutturmak, Everest’e tırmanmaya karar verip sadece zirveye bakmaya benzer. Oraya giden patikaları, mola noktalarını, hangi ekipmanın gerekeceğini planlamadan sadece zirveye odaklanırsan, muhtemelen daha ilk yokuşta tıkanırsın. Unutma, hedef bir varış noktası değil, yolculuğun kendisidir.
  • “Gramer Canavarı” Tuzağı: Gramer kitaplarının arasında kaybolmak… Sanki tüm kuralları yalayıp yutunca bir sabah aniden Shakespeare gibi uyanacakmışız sanrısı. Evet, o gramer kitabını yastığının altına koyunca kurallar sihirli bir şekilde beynine işlemiyor. Bizzat denedim, çalışmıyor. Gramer, yemeğin kendisi değil, sadece tuzudur.
  • Kelime Mezarlığı Yaratmak: Renkli kalemlerle çizilmiş, alt alta yazılmış yüzlerce kelimelik listeler… Bir yanda Türkçesi, bir yanda İngilizcesi. Ezberle, ezberle, ezberle… Bir hafta sonra bakmışsın, yarısı buhar olup uçmuş. Bu, kelime öğrenmek değil, resmen kelime defnetmektir. Bağlamından koparılmış bir kelime, yaşayan bir ölüdür.
  • “Gazla Çalışıp Sonra Salma” Döngüsü: Bir hafta sonu gaza gelip kendini odaya kapatarak 10 saat İngilizce çalışmak, sonraki üç hafta boyunca kitabın kapağını bile açmamak… Belki de en tehlikelisi budur. Dil kas gibidir; bir gün salonda kendini parçalayıp üç hafta yatarsan hamlamaktan başka bir işe yaramaz. Düzenli ve küçük adımlar her zaman kazanır.

Bu hatalardan birkaçı sana fena halde tanıdık geldiyse, sakın moralini bozma. Bu, yanlış yolda olduğunu göstermez. Sadece pusulanın ayarının birazcık şaştığı anlamına gelir. Şimdi onu kalibre etme zamanı.

Benim Pusulam: 25 Yılın Süzgecinden Geçmiş 4 Kural

25 yıllık tecrübemi damıtıp sana sadece dört tavsiye verecek olsam, kesinlikle bunlar olurdu. Bunları aklının bir köşesine değil, tam merkezine yaz, çünkü bunlar senin en sağlam rehberin olacak.

  1. 1. Kural: Direksiyona Geç (Pratik > Teori)

    Kitaplar ve kurallar sana yol haritasını verir, evet. Ama o arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Saatlerce motorun nasıl çalıştığını anlatan videolar izleyebilir, tüm trafik kurallarını ezberleyebilirsin. Ama o direksiyonun başına oturup kontağı çevirmediğin, acemice de olsa vites değiştirmediğin, belki birkaç kez arabayı stop ettirmediğin sürece araba kullanmayı asla öğrenemezsin. İngilizce de tastamam böyledir. O üç zaman kuralını bilmek, “Dün ne yaptın?” sorusuna akıcı bir cevap vermeni sağlamaz. Sana o cevabı verdirecek olan şey, daha önce defalarca o cümleyi kurmaya çalışmış, hata yapmış ve doğrusunu öğrenmiş olmaktır.

    Konuş, yaz, dinle, oku! Kısacası, o arabayı sür!

  2. 2. Kural: Her Gün 15 Dakika (Maraton Değil, Sağlık Yürüyüşü)

    İngilizce, bir haftada 10 saat abanılıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton koşusu değildir. Her gün 15-20 dakika yapılan keyifli bir sağlık yürüyüşüdür. Hangisi daha sağlıklı sence? Bir gün 5 saat spor yapıp pestilin çıktıktan sonra bir ay yan gelip yatmak mı, yoksa her gün sadece 20 dakika tempolu yürümek mi? Cevabı biliyorsun. Dil kasların da farklı çalışmıyor. Her gün yapacağın kısa ama odaklı bir pratik, ayda bir yapacağın saatler süren işkenceden katbekat daha etkilidir. Beynin yeni bağlantılar kurmak için zamana ve tutarlı bir tekrara ihtiyaç duyar.

  3. 3. Kural: 5 Kiloluk Dambılı Bırak (Aşamalı Gelişim)

    Hiç spor salonuna gittin mi? Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların bir noktadan sonra asla gelişmez. Bir süre sonra o ağırlık sana tüy gibi gelmeye başlar ve gelişimin durur. Ne yaparsın? Mecburen 7.5 kiloya geçersin. Biraz zorlar, evet, ama kaslarını geliştiren de tam olarak o zorlanma hissidir. İngilizce de böyledir. Sürekli bildiğin üç-beş kelimeyle cümle kurar, anladığından %100 emin olduğun en kolay videoları izlersen yerinde sayarsın. Konfor alanının bir tık dışına çıkman şart. Anladığından neredeyse emin olduğun ama içinde bir-iki yeni kelime olan o makaleyi oku. Takip etmekte biraz zorlandığın o podcast’i dinle. Söylemek istediğin ama kelimesini tam bilmediğin bir fikri ifade etmeye çabala.

    Unutma, gelişim tam olarak konfor alanının bittiği yerde başlar.

  4. 4. Kural: Kendi Hatanı Dinle (En İyi Öğretmen Sensin)

    Herkesin parmak izi farklı, öğrenme tarzı da öyle. Arkadaşının bayıldığı yöntem, sende zerre işe yaramayabilir. Hataların senin en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Yaptığın bir konuşma pratiğini kaydet ve sonra bir dinle. Hangi sesi sürekli yanlış çıkarıyorsun? Hangi gramer yapısında devamlı takılıyorsun? İşte senin kişisel yol haritanı çizecek olan bunlar! “Ben yapamıyorum” diye kestirip atmak yerine, “Nerede hata yapıyorum ve bunu nasıl düzeltebilirim?” diye sormaya başla.

Peki, Ne Yapacağız? İşte Adım Adım Uygulama Rehberi

“Tamam Pusulam, felsefeyi anladık da… somut olarak ne yapacağız?” dediğini duyar gibiyim. Harika soru. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin bir eylem planı.

  1. 1. Adım: Hedefini Parçala ve Elle Tutulur Hale Getir (B2 Ne Demek?)

    “B2 olmak” soyut bir hedeftir. Onu somut, ölçülebilir görevlere bölmek zorundasın. Al eline bir kağıt ve yaz:

    • Dinleme: “Friends dizisinin bir bölümünü İngilizce altyazıyla %80 oranında anlayacağım.”
    • Konuşma: “Hobilerim hakkında 5 dakika boyunca ‘eee’, ‘ııı’ demeden, takılmadan konuşabileceğim.”
    • Okuma: “Sevdiğim bir teknoloji blogundaki bir haberi, sözlüğe en fazla 3-4 kez bakarak anlayacağım.”
    • Yazma: “Geçen hafta sonu ne yaptığımı anlatan 150 kelimelik basit bir e-postayı çok az hatayla yazacağım.”

    Gördün mü? Hedefin artık korkutucu bir dağ değil, tırmanabileceğin irili ufaklı tepelerden oluşuyor.

  2. 2. Adım: Kendi İngilizce Rutinini Oluştur

    Her gün için kendine bir “İngilizce Bloğu” ayır. Başlangıçta 20-30 dakika yeter de artar bile. Şöyle bir sistem kurabilirsin mesela:

    • Pazartesi (Dinleme): Sevdiğin bir YouTuber’ın altyazısız 10 dakikalık bir videosunu izle.
    • Salı (Okuma): İlgini çeken bir konuda basit bir blog yazısı veya haber oku. Anlamadığın kelimeleri not al ama anlamak için kendini paralamadan akışta kalmaya çalış.
    • Çarşamba (Konuşma): O gün okuduğun haber hakkında kendi kendine 2 dakika sesli konuş. Evet, tek başına. Sadece çeneni çalıştır.
    • Perşembe (Yazma): O hafta öğrendiğin 3-4 yeni kelimeyi kullanarak kısa bir günlük paragrafı yaz.
    • Cuma (Eğlence): İngilizce bir film izle (Türkçe altyazılı olabilir, sorun değil!), sevdiğin bir şarkının sözlerini analiz et, İngilizce bir oyun oyna.
  3. 3. Adım: Sahaya Çık ve Terle (Pratik, Pratik ve Daha Fazla Pratik!)

    Tamam, her şey güzel de, o korkulan konuşma pratiğini nerede yapacağız? İşte burası, teorinin eyleme döküldüğü en kritik nokta. Öğrencilerimin en çok zorlandığı şey, kendilerine uygun, düzenli ve gerçekten öğreten bir pratik ortamı bulmak.

    İşte bu noktada, yıllardır yüzlerce öğrencimde gördüğüm ve “evet, bu işe yarıyor” dediğim bir sistem var: Konuşarak Öğren. Neden bu kadar emin konuşuyorum? Çünkü bu sistem, benim yukarıda anlattığım 4 altın kuralın neredeyse hepsini bir araya getiriyor:

    • Gerçek Pratik (Kural 1): Karşında “hello, how are you?” diyen rastgele biri değil, öğretmenlik formasyonuna sahip, ana dili İngilizce olan Amerikalı bir eğitmen oluyor. Yani direksiyonu sana veriyorlar ama yan koltukta da usta bir şoför oturuyor. Bu eğitmenler, Konuşarak Öğren’in ABD’deki ofisinde kadrolu çalışıyor, bu da bir kalite standardı demek.
    • Düzenlilik ve Kişiselleştirme (Kural 2 ve 4): Sana özel, seviyene ve ilgi alanlarına göre sabit bir eğitmen atanıyor. Bu müthiş bir şey. Çünkü her derste “ben kimim, ne severim” diye kendini baştan anlatma derdi yok. Eğitmenin seni tanıyor, nerelerde takıldığını, neleri sevdiğini biliyor. Derslerin hep sabit saatte. “Bugün uygun ders bulamadım” bahanesi yok. Eğitmenin seni arıyor, tıpkı evine gelen bir özel hoca gibi.
    • Aşamalı Gelişim ve Hata Analizi (Kural 3 ve 4): Dersler “hadi biraz sohbet edelim” diye başıboş bırakılmıyor. Senin hedefine yönelik yapılandırılmış bir program izleniyor. Ve en önemlisi de Mentörlük Programı. Sana atanan mentör, gelişimini takip ediyor, raporlar sunuyor ve nerede hata yaptığını, bu hataları nasıl düzelteceğini sana anlatıyor. Hani “hataların en iyi öğretmendir” dedik ya? İşte bu sistem, o öğretmeni senin için konuşturuyor, ne dediğini tercüme ediyor.

    Kısacası, sistemin kendisi bir pusula gibi çalışıyor; seni yolda tek başına bırakmıyor, hedefe kadar eşlik ediyor.

Kaptanın Son Sözü

İngilizce öğrenmek bir zeka testi değil, bir sabır ve strateji oyunudur. Doğru hedef, doğru sistem ve en önemlisi kendine karşı biraz şefkatli olmak… İşte o zaman bu yolculuk bir eziyetten keyifli bir maceraya dönüşür.

Bugün o mükemmel planı yapmak için bekleme. Sadece ufacık bir adım at. Bu yazıda okuduğun tek bir şeyi uygula. Sadece bir tanesini. Bir şarkı dinle, aklından geçen bir cümleyi İngilizce kurmaya çalış, tek bir kelime öğren. O ilk adım, zirveye giden binlerce adımdan çok daha değerlidir.

Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Soru 1: B2 seviyesine ne kadar sürede gelebilirim?

Cevap: Bu, “İstanbul’dan Ankara’ya ne kadar sürede gidilir?” sorusuna çok benziyor. Yürüyerek mi, arabayla mı, yoksa uçakla mı? Senin başlangıç seviyen, çalışma düzenin, ayırdığın zaman ve kullandığın yöntemler bu süreyi doğrudan etkiler. Net bir zaman vermek imkansız ve yanıltıcı olur. Süreye değil, sürece odaklan. Süreç keyifli ve doğru ilerlerse, süre kendiliğinden kısalacaktır.

Soru 2: Her gün ne kadar çalışmalıyım? Günde 2 saat çalışmak daha mı iyi?

Cevap: Kalite, her zaman nicelikten, yani sayıdan daha önemlidir. Odaklanarak geçirilmiş 30 dakika, aklın başka yerdeyken zorla geçirilmiş 2 saatten katbekat daha verimlidir. Kendine sürdürülebilir bir hedef koy. Her gün 20-30 dakika ile başla. Bunu bir alışkanlık haline getirdiğinde, istersen süreyi artırmak çok daha kolay olur.

Soru 3: Konuşurken çok heyecanlanıyorum ve hata yapmaktan ölesiye korkuyorum. Ne yapmalıyım?

Cevap: Dünyanın en doğal ve en yaygın hissi bu. Unutma, kimse senden ana dilin gibi kusursuz konuşmanı beklemiyor. Hata yapmak, bu işin olmazsa olmazı, öğrenme sürecinin ta kendisidir. Seni yargılamayacak, sabırlı bir pratik ortamı bulmak bu korkuyu yenmenin en etkili yoludur. Kendine sürekli şunu söyle: “Hata yapmak serbest!” Yaptığın her hata, seni bir sonraki doğru cümleye yaklaştıran bir basamaktır, hepsi bu.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir