İngilizce Öğrenirken Yapılan 5 Hata (ve Çözüm Yolları)
Şöyle bir başlayalım…
Selamlar. 25 yıldır İngilizce öğretmeye ve öğrenmeye kafa yoran biriyim. Bunca zaman içinde binlerce öğrencinin benzer yollardan geçtiğini gördüm. O bitmek bilmeyen kelime listeleriyle boğuşurkenki çaresizliği, tam öğrendim derken unutulan gramer kurallarının yarattığı hayal kırıklığını, o meşhur “Anlıyorum ama konuşamıyorum” isyanını o kadar iyi bilirim ki…
Eğer sen de ara sıra “Bu iş neden olmuyor?” diye kendine soruyorsan, muhtemelen doğru yerdesin. Şunu en baştan söyleyeyim: Sorun büyük ihtimalle sende değil, kullandığın yöntemde. Çoğu öğrenme metodu, seni sadece dolambaçlı yollara sokar ve bir bakmışsın, başladığın yere geri dönmüşsün.
Bu yazıda, o eski, işe yaramayan alışkanlıkları bir kenara bırakıp, yılların tecrübesiyle neyin gerçekten işe yaradığını, hangi tuzaklara düşmemen gerektiğini anlatacağım. Unutma, bu yolculukta yalnız değilsin.
Hazırsan, şu İngilizce meselesine farklı bir açıdan bakalım.
O Meşhur Duvar: Neden Bir Türlü İlerleme Hissedemiyoruz?
Yıllardır o kadar çok benzer hikaye dinledim ki… Pırıl pırıl zihinler, müthiş bir hevesle yola çıkıyor ama bir süre sonra sanki görünmez bir duvara tosluyorlar. Bu duvarın tuğlaları genelde aynı 5 temel hatadan örülüyor. Bak bakalım, bu hatalar sana da tanıdık gelecek mi?
-
Hata 1: Mükemmel Olma Takıntısı
“Ya yanlış kurarsam? Ya rezil olursam?” korkusu. Bir cümle kurmadan önce kafanın içinde on defa çevirmek, en doğru kelimeyi bulmak için debelenirken sohbetin akıp gitmesi… Bu, İngilizce öğrenmenin belki de en büyük düşmanı. Unutma, dil dediğimiz şey öncelikle iletişim içindir, kusursuz bir sanat eseri yaratmak için değil. Önce anlaşalım, sonra süsleriz.
-
Hata 2: “Hepsini Birden” Öğrenme Hırsı
Bir günde 50 kelime ezberlemeye, bir oturuşta üç gramer konusunu bitirmeye yemin etmek… Bu, hayatında ilk defa spor salonuna gidip bütün ağırlıkları kaldırmaya çalışmaya benziyor. Sonucu tahmin etmek zor değil: ezilen kaslar, yorgunluk ve “Bu iş bana göre değil,” deyip bırakma isteği.
-
Hata 3: Konfor Alanının Sıcak Sularına Sığınmak
Sürekli zaten anladığın seviyedeki dizileri Türkçe altyazıyla izlemek, bildiğin üç beş kelimeyi tekrar tekrar yazmak, sana kolay gelen alıştırmaları çözmek… Evet, bu rahatlatıcı. İnsana bir şeyler yapıyormuş hissi veriyor. Ama kas yapmak için her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan ne olur? Pek bir şey olmaz. Gelişim, o rahat alanın bittiği, işlerin biraz zorlaştığı yerde başlar.
-
Hata 4: Pasif Dinleyici Olmanın Yeteceğini Sanmak
Sadece dinlemek, sadece okumak… Bunlar elbette faydalı. Ama araba kullanmayı sadece YouTube’dan video izleyerek öğrenemezsin, değil mi? Dil, aktif bir eylemdir. Konuşmadığın, yazmadığın, yani üretim yapmadığın sürece öğrendiklerin beyninde pasif bir bilgi yığınından öteye geçemez.
-
Hata 5: Tek Tip Beslenmek
Sadece gramer kitabı. Sadece bir mobil uygulama. Sadece dizi izlemek. Bu, her gün sadece pilav yemeye benzer. Bir süre sonra hem sıkılırsın hem de dil becerilerinin ihtiyaç duyduğu diğer “vitaminlerden” mahrum kalırsın. Dil; dinleme, konuşma, okuma ve yazma olmak üzere dört temel besine ihtiyaç duyar.
Peki, Çözüm Ne? İşe Yarayan 4 Prensip
İyi, bu hataları anladık. Peki nasıl düzelteceğiz? İşte benim 25 yıldır öğrencilerime tekrar tekrar anlattığım ve her seferinde işe yaradığını gördüğüm 4 temel prensip. Bunları bir kenara değil, aklının başköşesine yaz.
-
1. Direksiyona Geç, Sadece Haritaya Bakma (Pratik > Teori)
Kitaplar sana yolu tarif eder, ama o arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Gramer kurallarını yalayıp yutabilirsin, binlerce kelime ezberleyebilirsin. Ama o kelimeleri bir cümlenin içinde canlandırmadığın, o kuralları dilinden dökmediğin sürece pek bir anlamı yok.
Ezberlemek bir yanılsamadır. Gerçek öğrenme, kullanmaya başladığın an başlar. Ve evet, o gramer kitabını yastığının altına koyunca kurallar sihirli bir şekilde beynine işlemiyor, bizzat denedim, çalışmıyor.
-
2. “Damlaya Damlaya Göl Olur” Klişesi Doğru (Düzenlilik Prensibi)
İngilizce, bir hafta sonu 10 saat abanılıp sonra bir ay yüzüne bakılmayacak bir ders değil. Bu daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü gibi. Beynimiz, düzenli ve küçük dozlarda tekrarlanan bilgiyi kalıcı hafızaya atmayı sever. Her gün sadece 15-20 dakika, ama gerçekten odaklanarak yapacağın bir pratik, ayda bir gaza gelip yapacağın 5 saatlik bir “yoğun kamptan” çok daha etkilidir.
-
3. O 5 Kiloluk Dambılı Bırakma Vakti (Aşamalı Gelişim)
Spor salonu benzetmesini boşuna yapmıyorum, dil öğrenmek gerçekten kas yapmaya çok benzer. Seni biraz zorlayan, “Acaba doğru mu söyledim?” diye düşündüren, kelime ararken beynini hafifçe yakan aktiviteler var ya, işte onlar senin dil kaslarını geliştirir. Çok iyi anladığın bir metni tekrar okumak yerine, %70-80 anladığın bir metne geç. Bildiğin 3 kalıpla idare etmek yerine, yeni öğrendiğin o dördüncü kalıbı cümlenin içinde kullanmayı dene. Gelişim, işlerin biraz sarpa sardığı o rahatsız edici ama tatlı noktada gizlidir.
-
4. Hataların Senin En İyi Danışmanın (Kişiselleştirme ve Analiz)
Bana en sık gelen soru: “Hocam, benim için en iyi yöntem hangisi?” Cevabım hep aynı: “Bunu en iyi sen bilebilirsin.” Nasıl mı? Hataların, senin en dürüst öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Yaptığın bir hatayı fark ettiğinde ona lanet okuma, bir dedektif gibi üzerine git. “Ben neden sürekli ‘he’ derken fiile ‘-s’ takısı eklemeyi unutuyorum? Hangi durumlarda ‘the’ kullanacağımı karıştırıyorum?” İşte bu sorular, senin kişisel yol haritanı çizer. Kendi yanlışlarının kökenini anlamadan, doğru yolu kalıcı olarak bulamazsın.
“Tamam da, Nereden Başlayacağım?” Diyenler İçin Eylem Planı
“İyi, güzel anlattın hocam da… ben şimdi ne yapacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana özel, hemen bugün başlayabileceğin somut bir eylem planı.
-
Adım 1: Teşhis ve Keşif (1 Hafta)
- Hata Defteri Tut: Bir hafta boyunca İngilizce ile ilgili yaptığın her şeyi (kendi kendine konuşma, bir şeyler yazma, dinleme denemeleri) not al. Yaptığın hataların altını çiz. “The” mı unuttun? Fiilin ikinci halini mi karıştırdın? Çekinme, yaz. Bu defter, bir süre sonra senin kişisel röntgen filmin olacak.
- İlgi Alanı Haritanı Çıkar: Nelerden hoşlanırsın? Futbol mu, bilim kurgu filmleri mi, yemek yapmak mı, teknoloji haberleri mi? İngilizceyi bu alanlarla birleştir. Sevdiğin bir konu hakkında bir şeyler öğrenmek, eziyet gibi gelmez.
-
Adım 2: Kişisel Antrenman Programını Oluştur (Günlük Rutin)
“15+15 Kuralı”: Her gün kendine 15 dakika “girdi” (input) ve 15 dakika “çıktı” (output) için zaman ayır.
- Girdi Örnekleri: İlgi alanınla ilgili 5-10 dakikalık bir YouTube videosu izle, bir podcast bölümü dinle, sevdiğin bir konu hakkında kısa bir blog yazısı oku.
- Çıktı Örnekleri: İzlediğin video hakkında kendi kendine sesli olarak 3-4 cümleyle özet geç. “The guy in the video said that…” diye başla gitsin. Okuduğun haberle ilgili kısa bir yorum yaz. Gün içinde yaptığın bir şeyi basit İngilizce cümlelerle anlatmaya çalış. En önemlisi: Sesini çıkar, konuş!
-
Adım 3: Sahaya Çık (Uygulama)
Tüm bu teoriyi hayata geçirecek en kritik adım, düzenli konuşma pratiğidir. Tek başına ayna karşısında konuşmak bir yere kadar işe yarar. Ama asıl gelişim, seni anlayan, hatalarını nazikçe düzelten ve seni bir adım öteye taşıyan biriyle konuşurken olur.
Bu noktada, piyasadaki seçenekler kafa karıştırabilir. Benim uzun süredir gözlemlediğim ve yukarıda anlattığım prensiplerle örtüştüğünü düşündüğüm bir sistem var: Konuşarak Öğren. Bu platformu diğerlerinden ayıran birkaç nokta var:
- Doğru Partner: Karşınızda rastgele biri değil, eğitmenlik tecrübesi olan, ana dili İngilizce olan Amerikalı eğitmenler oluyor. Bu, sadece İngilizce bilen biriyle değil, size dili nasıl öğreteceğini bilen bir profesyonelle çalıştığınız anlamına geliyor.
- İstikrar: Genellikle seviyenize ve ilgi alanlarınıza göre size özel bir sabit eğitmenle ilerliyorsunuz. Bu, her derste yeni birine kendinizi tanıtma stresini ortadan kaldırıyor ve sizin zayıf-güçlü yönlerinizi bilen bir mentörle çalışma imkanı sunuyor.
- Tatlı Bir Disiplin: “Bugün kimseyle konuşasım yok, boş vereyim,” deme lüksünüz pek kalmıyor. Eğitmeniniz sizi belirlediğiniz saatte arıyor. Bu, adeta evinize gelen bir özel öğretmenin sağladığı türden bir düzenlilik.
- Yol Haritası ve Takip: Belki de en önemli farklardan biri bu. Size özel atanan bir eğitim danışmanı (mentör), gelişiminizi takip ediyor, raporlar sunuyor ve eksiklerinize yönelik bir yol haritası çizmenize yardımcı oluyor. Bu kişisel mentörlük desteği, bildiğim kadarıyla bu platformu benzerlerinden ayıran en güçlü özellik. Böylece “sokak ağzı” ile değil, hedefinize yönelik bir İngilizce ile ilerliyorsunuz.
Kaptanın Değil, Öğretmenin Son Sözü
Sevgili arkadaşım, İngilizce öğrenmek bir zeka testi değil, bir sabır, strateji ve biraz da inat işidir. Mükemmel olmaya çalışma, sadece “olmaya” çalış. Hata yapmaktan korkma; aynı hatayı onuncu kez yapmaktan kork.
Bugün sana hap bilgi vermedim, bir bakış açısı sunmaya çalıştım. Bu bakış açısı, hataları birer engel değil, birer yol tabelası olarak görmeni sağlayabilir. Seni o güvenli limandan çıkarıp, gerçek gelişimin olduğu biraz dalgalı sulara taşıyabilir.
Unutma, bu senin yolculuğun ve dümene geçme zamanı geldi de geçiyor bile. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.

Bir yanıt yazın