İngilizce Ne Kadar Sürede Öğrenilir? O Sayıları Unut, Pusulayı Elinize Al Yeter
Merhaba yol arkadaşım,
Öğretmenlikte çeyrek asrı devirdim, herhalde en çok duyduğum soru şudur: “Hocam, İngilizce ne kadar sürer?” Bu soru bazen bir umutla, bazen bıkkınlıkla, bazen de bu işi bir an önce “bitirip” kurtulma telaşıyla gelir. Eğer bu sorunun cevabını arayanlardansan, doğru yere geldin diyebilirim.
Peşinen söyleyeyim, bende “3 ayda B2 ol”, “6 ayda akıcı konuş” gibi sihirli formüller yok. Öyle haplar satılmıyor. Ama çantamda ondan çok daha kıymetli bir şey var: binlerce öğrencinin bata çıka ilerlediği yollardan süzülmüş, işe yarayan, gerçek bir pusula. Bu yazı bittiğinde, o meşhur sorunun neden pek de anlamlı olmadığını, asıl neyi sorman gerektiğini daha iyi anlayacaksın.
Hazırsan, şu pusulayı bir ayarlayalım bakalım.
O Tanıdık Senaryolar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Önce bir kendimize karşı dürüst olalım. Hangisi sana daha tanıdık geliyor?
- Şu meşhur Pazartesi başlangıçları: Gazla başlanır, bir defter dolusu kelime yazılır, salı günü yarısı unutulur, çarşamba günü ise defter “yarın bakarım” diye kenara konur.
- Gramer denizinde boğulma hali: “Present Perfect” ile “Past Perfect” arasındaki yedi farkı saysan da, biri sana “How are you?” deyince, o malum “I’m fine, thank you. And you?” kalıbının dışına bir türlü çıkamazsın.
- “Anlıyorum ama konuşamıyorum” klasiği: Saatlerce dizi izler, şarkı dinlersin. Sanki her şeyi anlıyorsun gibidir. Ama ağzını açıp iki lafı bir araya getirme anı gelince, beyindeki bütün İngilizce kelimeler adeta buharlaşır.
Tanıdık geldi, değil mi? Geliyorsa bil ki yalnız değilsin. Hemen her öğrenci bu fırtınalı sulardan geçer. Sorun büyük ihtimalle sende değil, izlediğin rotada. İşte o rotayı şaşırtan birkaç sığlık:
- Sihirli Hap Beklentisi: İngilizce öğrenmek bir bina inşa etmektir, bir gecede kurulan bir çadır değil. Hemen sonuç beklemek, hayal kırıklığının en garanti yoludur.
- Ezbercilik Tuzağı: Kelime listelerini ezberlemek, telefon rehberini ezberleyip “tüm şehri tanıyorum” demeye benzer. Bağlamı olmayan kelime, ruhu olmayan bir harf yığınıdır.
- Konfor Alanı Tembelliği: Sürekli aynı seviyede, bildiğin şeyleri tekrar etmek. Bu insana kendini iyi hissettirir, güvende hissettirir ama bir milim ilerletmez. Evet, o gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların beyne aktığı falan yok, bizzat denedim, olmuyor.
Benim Pusulam: Dört Basit Kural
Yıllar boyunca öğrencilerimin ne zaman parladığını, ne zaman duvara tosladığını izledim. Gördüm ki bu işin sırrı ne süper zeka ne de fotografik hafıza. Başarı, birkaç basit ama güçlü prensibi hayata geçirmekten ibaret. İşte benim pusulamın gösterdiği dört yön:
Kural 1: Direksiyona Geçmeden Şoför Olunmaz (Pratik > Teori)
Düşün ki piyasadaki en iyi araba kullanma kitabını yalayıp yuttun. Trafik kurallarını, vitesin yerini, her şeyi biliyorsun. Bu seni şoför yapar mı? Mümkün değil. İngilizce de tastamam böyledir. Kitaplar sana yol haritasını verir, ama o arabayı kullanacak olan sensin. Gramer kurallarını bilmek elbette önemli, ama o kurallarla oynayıp cümle kurmadıkça, hata yapıp kendini düzeltmedikçe, o bilgi sadece teorik bir yük. Konuş. Yanlış olsun. Eksik olsun. Hatta komik olsun. Ama ne olursa olsun o ağızdan bir şeyler çıksın.
Kural 2: Maraton Koşma, Her Gün Yürü (Düzenlilik Kuralı)
Yapılan en büyük hatalardan biri şudur: Bir gün gaza gelip 5 saat çalışmak, sonra bir hafta kitaba el sürmemek. Bu, kaslarınıza şok etkisi yapar belki ama geliştirmez.
İngilizce, haftada bir koşulan bir maraton değil; her gün atılan 15 dakikalık bir adımdır.
Beynimiz yeni bir beceriyi benimsemek için sürekli ve tutarlı uyarana ihtiyaç duyar. Her gün sadece 15 dakika, haftada bir oturuşta yapılan 2 saatlik çalışmadan inanın kat kat daha etkilidir. O 15 dakikayı gününün bir kör noktasına yerleştir. Kahveni içerken, otobüste, uyumadan önce… Ama o zinciri kırma.
Kural 3: Hep Aynı 5 Kiloluk Dambılı Kaldırma (Aşamalı Gelişim)
Spor salonuna gittiğini düşün. Eğer her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, bir süre sonra kasların buna alışır ve gelişimin durur. İngilizce de böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın. Sürekli çok iyi anladığın bir diziyi tekrar izlemek elbette keyiflidir. Ama gelişim, o rahatsızlık hissettiğin anda başlar. Anlamadığın bir kelimeyle karşılaştığında, kuramadığın bir cümleye kafa yorduğunda beynin yeni yollar açmaya başlar. Kendini biraz zorla. Anlama oranının %70-80 olduğu içeriklere yönel. Seni hafiften terleten alıştırmalar yap. Gelişim, o ter damlalarında gizlidir.
Kural 4: Hatalarını Çöpe Atma, Onlar Senin Notların (Kişiselleştirme ve Hata Analizi)
İnanın bana, en hızlı ilerleyen öğrencilerim en çok hata yapanlardı. Neden? Çünkü denemekten korkmuyorlardı. Hataların senin en iyi öğretmenin, ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Kendi yanlışlarını anlamadan doğru yolu bulman pek mümkün değil. Bir cümle kurdun ve yanlış oldu. Harika! Fırsat bu fırsat. Neden yanlış yaptın? Hangi kuralı atladın? Doğrusu ne olmalıydı? İşte bu küçük analiz, o hatayı kalıcı olarak düzeltmeni sağlar. Herkesin öğrenme yolu, parmak izi gibi kendine özgüdür. Arkadaşında işe yarayan yöntem sende yaramayabilir. Kendi hatalarının kaydını tut, kendi yolunu çiz.
Peki, Şimdi Ne Yapacağız? Gerçekçi Bir Yol Haritası
“Hocam iyi güzel de, nereden başlayacağız?” dediğini duyar gibiyim. Tamam, teoriyi pratiğe dökelim. Bu, “X ayda İngilizce” planı değil, “Sürdürülebilir Gelişim” planıdır.
1. Adım: Neredeyim, Nereye Gidiyorum? (Keşif)
- Dürüst Seviye Tespiti: Şu an neredesin? İnternetteki CEFR (A1, A2, B1…) testlerinden birini çöz. Ama kendini kandırma. Sonuç ne çıkarsa çıksın, başlangıç noktan orası.
- O Asıl “Neden?” Sorusu: Bu dili niye öğrenmek istiyorsun? İş yerinde sunum yapmak için mi? Dünyayı gezmek için mi? Yabancı biriyle sohbet edebilmek için mi? Cevabın, hem motivasyonun hem de rotan olacak. “İş sunumu yapmak” ile “arkadaşla sohbet etmek” hedeflerinin çalışma stilleri farklıdır.
- Gerçekçi Zaman Ayır: Haftada kaç saat ayırabilirsin? Dürüst ol. Asla tutulmayacak “haftada 5 saat” vaadindense, her gün tutulacak bir “15 dakika” sözü çok daha değerlidir.
2. Adım: Kendi Programını Oluştur (Uygulama)
Haftalık bir plan yap. Ama sıkıcı bir ders programı gibi değil. Dört temel beceriyi (dinleme, okuma, konuşma, yazma) dengeli bir şekilde serpiştir. Mesela:
- Pazartesi (Dinleme): İlgini çeken bir konuda 10 dakikalık bir podcast veya YouTube videosu.
- Salı (Okuma): Hobinle ilgili kısa bir blog yazısı oku. Anlamadığın 3 kelimeyi not al.
- Çarşamba (Yazma): O öğrendiğin 3 kelimeyi kullanarak gününle ilgili 2-3 cümle yaz.
- Perşembe (Konuşma): O gün ne yaptığını aynaya bakarak veya sesini kaydederek anlat.
- Cuma (Keyif): Altyazılı bir film veya dizi bölümü izle.
Bu planda en kritik ve en çok ihmal edilen madde konuşmadır. Kendi kendine konuşmak bir yere kadar işe yarar, evet. Ama asıl ilerleme, başka bir insanla iletişim kurmaya çalıştığında olur. Eğer imkanın varsa, bu noktada yapılandırılmış bir konuşma pratiği hayat kurtarır. Mesela benim yıllardır öğrencilerimde en olumlu sonuçları gördüğüm sistemlerden biri Konuşarak Öğren. Olay sadece rastgele biriyle sohbet etmek değil. Seni, ana dili İngilizce olan, eğitim tecrübeli bir eğitmenle eşleştiriyorlar. Bu eğitmen genellikle sabit kalıyor, yani gelişimini gerçekten takip edebiliyor. En güzel yanı da şu: Senin seçtiğin saatte seni arıyorlar, bu da “bugün pas geçeyim” bahanesini ortadan kaldırıyor. Bu sadece bir konuşma pratiği değil, zayıf noktalarını tespit edip seni yönlendiren bir nevi kişisel antrenman gibi. İşte bu, “direksiyona geçmenin” en güvenli ve etkili yollarından biri.
3. Adım: Rotayı Kontrol Et (Değerlendirme)
Ayda bir kendine küçük hedefler koy ve onları ölç. Ama “B1 oldum mu?” diye değil. Şöyle:
- “Geçen ay hiç anlamadığım şu şarkının şimdi nakaratını anlıyorum.”
- “Artık kendimi 30 saniye boyunca takılmadan tanıtabiliyorum.”
- “Bu ay 5 yeni deyim öğrendim ve birini gerçekten kullandım.”
İlerleme, bu küçük zaferlerin toplamıdır. Bu anları fark et ve kendini takdir etmeyi unutma!
Kaptanın Son Sözü
“İngilizce öğrenmek ne kadar sürer?” sorusunun cevabı aslında sende. Ne kadar düzenli olduğuna, ne kadar denediğine, hatalarından ne kadar ders çıkardığına ve en önemlisi, bu yolculuktan ne kadar keyif alabildiğine bağlı.
Bir bahçıvan tohumu eker, sular, güneşe koyar ama çiçeğin ne zaman açacağına karışamaz. O, kendi vaktinde açar. Senin görevin de İngilizce tohumunu ekmek, onu her gün düzenli pratikle sulamak ve gelişim için doğru ortamı sağlamak. Merak etme, o çiçek bir gün mutlaka açacak.
Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık senin elinde. Yapman gereken tek şey ilk adımı atmak.

Bir yanıt yazın