Sinyal Zayıf Değil, Yöntem Yanlış: Telefonda ve Online Toplantıda İngilizceyi Anlamanın Sırları
Merhaba yol arkadaşım,
O malum bildirim sesi… Ekranda aniden beliren o yabancı isim ya da “Join Meeting” butonu… Ve bir anda mideye giren o kramp, avuçları terleten o tanıdık his.
“Ya yine anlamazsam? Ya en önemli yeri kaçırırsam?”
Bu senaryo sana da tanıdık geliyor, değil mi?
Yıllardır yüz yüze derslerde fena sayılmayan, hatta filmleri altyazısız izlemeye ucundan kıyısından başlamışken, ne zaman bir telefon çalsa veya bir online toplantı başlasa, sanki tüm bildiklerin buharlaşıp uçuveriyor. İngilizce, birdenbire cızırtılı, parazitli, anlaşılmaz bir frekansa geçiyor sanki.
Şunu bil ki, yalnız değilsin. 25 yıllık öğretmenlik hayatımda, en parlak öğrencilerimin bile bu sorunu yaşadığına defalarca şahit oldum. Bu durumun ne zekanla ne de İngilizce seviyenle bir alakası var. Sorun, arızayı yanlış yerde arıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Problem sinyalde değil, senin o sinyali işleme yönteminde olabilir.
Bu yazıda, gel seninle şunları konuşalım: Telefonda veya online ortamda İngilizceyi anlamak neden daha zor? Bu konuda hangi yaygın yanılgılara düşüyoruz? Ve en önemlisi, bu duvarı nasıl yıkabiliriz? Gramer kitaplarını bir kenara bırakmanın vakti geldi. Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım ve bu “anlaşılmazlık” sisini birlikte dağıtalım.
Yaygın Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Teşhisi doğru koymak, tedavinin yarısıdır. Neden o telefon görüşmesi, yüz yüze bir sohbet gibi akmıyor? Çünkü farkında bile olmadan, birkaç sıfır yenik başladığın bir maça çıkıyorsun.
- En Büyük Eksik: Beden Dili ve Mimikler: Gündelik bir sohbette, iletişimin yarısından fazlası aslında sözsüzdür. Karşındakinin kaşını kaldırması, hafifçe gülümsemesi, elini bir anlık sallaması, başıyla onaylaması… Bunların hepsi, sana anlamı çözmen için gizli ipuçları verir. Hatta çoğumuz, farkında olmadan dudak okuyarak kelimeleri tamamlarız. Telefonda bu ipuçlarının hiçbiri yok. Online toplantıda ise gecikmeli, donuk bir görüntü var en iyi ihtimalle. Beynin, normalde görsel ipuçlarından aldığı bu büyük desteği alamayınca bütün yükü kulaklara bindirir. Bu da seni çok daha çabuk yorar ve strese sokar.
- Teknik Pürüzlerin Etkisi: Cızırtılı bir hat, saniyelik bir internet kopukluğu, karşı tarafın ofisindeki uğultu… Yüz yüze sohbette beyninin kolayca filtreleyeceği bu küçük pürüzler, telefonda veya online’da cümlenin kilit bir kelimesini yutabilir. O kelime gidince de cümlenin anlamı havada kalır.
- “Tek Kelimeyi Kaçırırsam Her Şey Biter” Paniği: İşte en büyük düşmanımız bu. Bir kelimeyi duyamadığın anda paniğe kapılıyorsun. Zihnin o kelimenin ne olduğuna takılıp kalırken, konuşmacı sonraki üç cümleyi çoktan kurmuş oluyor. Bu, bir zincirin tek bir halkası koptu diye tüm zinciri atmaya benziyor. Oysa ki sohbetin genel akışı, kaçırdığın kelimeyi tahmin etmen için sana ipucu vermeye devam eder.
Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Prensip
Yıllar boyunca öğrencilerimin bu duvarları aşmasını izlerken, bazı temel prensiplerin hemen herkeste işe yaradığını gördüm. Ben bunlara “pusula” diyorum; yolunu kaybetmemeni sağlayacak, temel ve değişmez kurallar.
-
Kural 1: Direksiyona Geç! (Pratik > Teori)
Sana bir sır vereyim mi? Yüzlerce saat araba kullanma tekniği videosu izleyerek kimse şoför olamaz. Kitaplar sana yol haritasını verir, ama o arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoförlük öğrenilmez. Telefonda konuşma pratiği yapmak için de telefonla konuşman gerekir. İşin özü bu. Teoride “Should, would, could” arasındaki nüansı bilmek, o toplantıda seni kurtarmayabilir. Asıl önemli olan, o an duraksamadan “Could you repeat that, please?” diyebilmektir.
-
Kural 2: Her Gün Bir Adım (Düzenlilik Esastır)
Sakın şu hataya düşme: “Bu hafta sonu 5 saat İngilizceye gömülüp bu işi bitireceğim.” Hayır, bitiremezsin. Dil öğrenimi, bir haftada 10 saat çalışıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton koşusu değil. Her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü gibidir. Her gün sadece 15 dakika, ilgini çeken bir İngilizce podcast dinlemek, ayda sadece bir gün 5 saat film izlemekten çok daha faydalıdır. Beyninin yeni sinirsel bağlantılar kurması için zamana ve tutarlı bir tekrara ihtiyacı var.
-
Kural 3: O Ağırlığı Artırma Vakti (Aşamalı Zorluk)
Spor salonuna gittiğini düşün. Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların bir noktadan sonra gelişmez. İngilizce de tıpkı böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın. Sadece yavaş ve tane tane konuşan öğretmen kayıtlarını dinlersen, gerçek hayattaki hızlı ve farklı aksanla konuşan birini anlama ihtimalin düşüktür. Dinleme kaslarını geliştirmek için onu biraz zorlamalısın. Anlama oranın %100 olduğu bir dinleme aktivitesi yapıyorsan, bu güzel bir tekrar olabilir ama gelişim için en verimli yol bu değildir. Hedefin, %70-80’ini anladığın, geri kalanını ise cümlenin gelişinden tahmin etmeye çalıştığın materyaller olmalı.
-
Kural 4: Hatalar, En İyi Dostundur (Kişiselleştirme ve Analiz)
“Anlamadım” demek bir başarısızlık değil, bir veridir. Hataların, en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Kendi yanlışlarını analiz etmeden, doğru yolu bulamazsın. Bir görüşme sonrası kendine dürüstçe sor: “Neyi anlamadım? Belirli bir kelime miydi? Konuşma çok mu hızlıydı? Yoksa konuya mı hakim değildim?” Bu soruların cevabı, bir sonraki antrenmanının içeriğini belirler. Herkesin zayıf noktası farklıdır. Belki senin sorunun “phrasal verb”ler, bir başkasınınki ise sayılardır. Kendi reçeteni kendin yazmalısın.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, anladım da… Nereden başlayacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin somut bir eylem planı.
-
1. Adım: Kontrollü Dinleme Antrenmanı (Kulakları Isıt)
- Podcast Gücü: Kendi seviyenin bir tık üzerinde, ama en önemlisi gerçekten ilgini çeken bir konuda podcast bul. İlk dinlemede sadece genel konuyu, atmosferi anlamaya çalış. İkinci dinlemede duyamadığın veya anlamadığın kelimelere odaklan. Üçüncüde ise konuşmacının hızına, tonlamasına, nerelerde duraksadığına dikkat et.
- “Gölgeleme” (Shadowing) Tekniği: Bu, adeta sihirli bir yöntemdir. Bir ses kaydını dinlerken, duyduğun her şeyi saniyelik bir gecikmeyle, aynı tonlama ve hızla tekrar etmeye çalış. Bu teknik, sadece anlamayı değil, telaffuz kaslarını ve konuşma ritmini de inanılmaz geliştirir.
-
2. Adım: Simülasyon ve Güvenli Alan Yaratma
- Düşük Riskli Aramalar Yap: Güvendiğin bir arkadaşınla 5 dakikalığına İngilizce konuşmak için sözleş. Ya da daha iyisi, bir pizza siparişini veya bir otel rezervasyonunu online form doldurmak yerine telefonla yapmayı dene. Ne kaybedersin ki? En kötü ihtimalle Türkçe’ye dönersin. Ama kazandığın o küçük tecrübe paha biçilmez olur.
-
Profesyonel Destekle Seviye Atla:
İşte bu simülasyonları ve hata analizini daha sistemli bir şekilde yapmak istediğinde, işin rengi biraz değişir. Bu noktada, kendi kendine çabalamak yerine, yapılandırılmış bir programdan destek almak en akıllıca yollardan biri olabilir. Bu konuda benim aklıma ilk gelen ve öğrencilerimde gerçekten işe yaradığını gördüğüm sistemlerden biri Konuşarak Öğren. Neden mi? Çünkü bu sorunu çözmek için etkili bir yapı kurmuşlar:
- Gerçekçi Pratik: Karşında, her gün pratik yapacağın ana dili İngilizce olan, eğitmenlik tecrübesi olan bir eğitmen buluyorsun. Bu, seni gerçek bir telefon görüşmesi veya toplantı atmosferine en yakın şekilde hazırlıyor.
- Kişisel Antrenör Gibi: Sizi tanıyan, nerelerde takıldığınızı bilen sabit bir eğitmenle çalışmanın farkı bambaşka. Eğitmenin, zayıf noktalarını bildiği için dersleri tam olarak senin “o ağırlığı artırman” gereken zorluk seviyesine ayarlayabiliyor.
- Gelişim Takibi: Sistemdeki Mentörlük Programı oldukça faydalı. Mentörün, gelişimini takip ediyor, hangi hataları tekrar ettiğini analiz ediyor ve sana özel ek çalışmalar öneriyor. Yani “Hatalar en iyi dostundur” kuralını senin için profesyonelce uyguluyorlar.
- Disiplin: Seçtiğin saatte eğitmenin seni arıyor. “Bugün havamda değilim” gibi ertelemelere pek yer kalmıyor. Bu düzenlilik, “Her Gün Bir Adım” kuralını uygulamanın en garantili yolu.
-
3. Adım: Gerçek Hayata Geçiş ve Sakin Kalma Sanatı
Gerçek bir görüşmede bir şeyi kaçırdığında paniğe kapılma. Şu kurtarıcı cümleleri kullanmaktan çekinme:
- “Sorry, I missed that. Could you say it again?” (Pardon, kaçırdım. Tekrar söyler misiniz?)
- “Could you speak a little more slowly, please?” (Lütfen biraz daha yavaş konuşabilir misiniz?)
- “So, if I understand correctly, you’re saying that…” (Yani, doğru anladıysam, şunu söylüyorsunuz…) Bu sonuncusu hem anladığını teyit etmeni sağlar hem de karşı tarafa onu ne kadar dikkatli dinlediğini gösterir.
Kaptanın Son Sözü
Sevgili yol arkadaşım, telefonda veya online toplantıda İngilizceyi anlamak, doğuştan gelen bir yetenek değil, geliştirilebilir bir beceridir. Tıpkı bir enstrüman çalmak gibi. Başta notalar karışır, parmakların yanlış yerlere basar ama pratik yaptıkça, o melodiler kendiliğinden akmaya başlar.
Bugün buradan aklında kalması gereken en önemli şey şu olsun: Sorun büyük ihtimalle sende değil, yöntemindeydi. Artık elinde daha iyi bir yöntem, daha iyi kurallar ve bir pusula var.
Unutma, her “pardon, tekrar eder misiniz?” dediğinde pes etmiyorsun, aksine öğrenme sürecinin bir parçasını tamamlıyorsun. Her zorlu toplantıdan sonra “Şu kelimeyi bir dahaki sefere kaçırmayacağım” dediğinde, dinleme kaslarını güçlendiriyorsun.
Bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. Geriye sadece ilk adımı atmak kalıyor.

Bir yanıt yazın