Pazarlıkta Elinizi Güçlendirin: O ‘Evet’i Aldıracak İngilizce İfadeler
O hissi bilirim.
Yurt dışındaki o bitpazarındasın, gözünü diktiğin o antika vazoyla bakışıyorsun. Ya da daha kötüsü, kariyerinin anlaşması masada, herkes sana bakıyor. Karşındakiler İngilizce konuşuyor, sen de… eh, konuşuyorsun işte. Ama konu pazarlığa, bir fikri savunmaya, karşı tarafı ikna etmeye gelince dilin lal oluyor. Zihninde Türkçe fırtınalar kopuyor ama ağzından o lanet ‘Yes, No, Okay’ üçgeni dışında bir şey çıkmıyor. O anki çaresizlik, o “daha fazlasını söyleyebilirdim” pişmanlığı… İnan bana, 25 yıldır bu hissi binlerce öğrencinin gözlerinde gördüm.
Ama sana bir sır vereyim mi? Sorun büyük ihtimalle sende değil. Sorun, sana İngilizcenin bir matematik formülü gibi öğretilmesinde. Sana kelime listeleri, gramer kuralları dayatıldı ama kimse sana o kelimelerle nasıl “dans edileceğini”, o masada nasıl bir ağırlık konulacağını öğretmedi.
Bugün o listeleri yırtıp atma vakti. Bugün sana sadece birkaç kalıp ezberletmeyeceğim. Sana bir pazarlık masasında veya hararetli bir tartışmada nasıl ayakta kalacağını, nasıl özgüvenle konuşacağını ve en önemlisi, istediğini nasıl alacağını gösterecek bir zihniyet değişikliği hediye edeceğim.
Hazırsan, şu İngilizce pusulasını yeniden ayarlayalım.
Yaygın Tuzaklar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Yıllardır sırtında taşıdığın ve ilerlemeni engelleyen o görünmez yüklere bir bakalım. Tanıdık geliyor mu?
-
“Ne kadar çok kalıp, o kadar iyi” Tuzağı: Önünde 50 tane “pazarlık ifadesi” listesi var. Hepsini ezberlemeye kasıyorsun. Sonuç? Toplantı anında bir tanesi bile aklına gelmiyor. Çünkü dil, papağanlık değildir. Anlamadan, içselleştirmeden ezberlenen her cümle, hafızanda bir saniyeden fazla kalmayacak bir misafirdir. Sadece zihinsel bir yorgunluk.
-
“Mükemmel Olmalıyım” Fobisi: Hata yapmaktan o kadar korkuyorsun ki susmayı tercih ediyorsun. “Ya yanlış telaffuz edersem?”, “Ya ciddiye almazlarsa?” Bu korku, senin potansiyelini kilitleyen en büyük zincir. Unutma, ana dili İngilizce olanlar bile sürekli devrik cümleler kurup “ıııı”layarak konuşuyor. Mükemmellik bir illüzyondur.
-
“Sessizlik Zayıflıktır” Miti: Karşı taraf bir teklif sunduğunda, saniyesinde cevap vermek zorunda hissediyorsun. Oysa pazarlıkta sessizlik en güçlü silahlardan biridir. Birkaç saniyelik bir duraklama, karşı tarafa sadece “teklifini ciddiye alıyorum” mesajı vermez, aynı zamanda baskıyı onun omuzlarına geri yükler. Aceleyle verilen cevaplar genellikle pişmanlıktır.
Eğer bu hataları yapıyorsan, kendini hırpalama. Bu yoldan herkes geçti. Ama artık senin yolun farklı.
Benim Pusulam: 25 Yılın Süzgecinden Geçmiş 4 Kural
25 yıllık öğretmenlik hayatımda damıttığım, her başarılı öğrencimde istisnasız gördüğüm 4 temel prensip var. Bunları bir kenara not al. Sadece pazarlık için değil, tüm İngilizce yolculuğun için bunlar senin kuzey yıldızın olacak.
-
1. Pratik > Teori: Kitap Okuyarak Şoför Olamazsın. Nokta.
Bu benim kırmızı çizgim. Kitaplar sana yol haritasını verir ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Pazarlık ifadeleri listesi, arabanın kullanım kılavuzundan farksızdır. Onu okuyarak iyi bir sürücü olamazsın. O ifadeleri alıp, sesli bir şekilde tekrar etmeli, ayna karşısında prova yapmalı ve en önemlisi, bir konuşmanın içinde risk alıp kullanmalısın. Ezberlemek, öğrenmenin sahtesidir. Gerçek öğrenme, eylemde başlar.
-
2. Düzenlilik Kuralı: Her Gün 15 Dakika
İngilizce, bir hafta sonu 10 saat abandığın, sonra bir ay unuttuğun bir ders değil. Bu bir maraton değil. İngilizce, her gün 15 dakika yapılan bir zihin egzersizidir. Her gün sadece BİR pazarlık ifadesi al. Onu farklı senaryolarda kullandığını hayal et. Bu düzenlilik, beyninde o ifadenin yolunu kalıcı hale getirir. Az ama sürekli çaba, yoğun ama düzensiz çabadan daima daha güçlüdür.
-
3. Aşamalı Gelişim: O 5 Kiloluk Dambılı Artık Bırak
Spor salonuna gidip her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırdığını düşün. Bir süre sonra ne olur? Hiçbir şey. Kasların gelişmez çünkü onlara meydan okumuyorsun. İngilizce de tıpatıp böyledir. Sürekli bildiğin 3-5 basit cümleyi (“How much?”, “Too expensive”) kullanırsan yerinde sayarsın. O tatlı, bildik sular seni güvende tutar ama asla büyütmez. Bugün “Can you give me a discount?” diyorsan, yarınki hedefin “Is there any wiggle room on the price?” olsun. Bir sonraki hedefin, “I was hoping for a figure closer to [amount].” olsun. Kendini zorla. Biraz rahatsız hisset. Gelişim, tam da o rahatsızlık anında filizlenir.
-
4. Hata Analizi: Her Hata Altın Değerinde Bir Veridir
“Ay, yine yanlış söyledim!” diye hayıflanmayı bırak. Bunun yerine bir dedektif gibi sor: “Dur bakalım, neden yanlış söyledim ve bu bana ne anlatıyor?” Hataların, en dürüst öğretmenindir; ama sadece onları dinlersen. Belki de çok resmi bir ifadeyi samimi bir ortamda kullandın. Belki de ses tonun, cümlenin anlamını tamamen değiştirdi. Yaptığın her hatayı bir veri olarak gör. Bu veri, senin zayıf noktalarını gösteren bir hazine haritasıdır. O haritayı takip et.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Eylem Planı
“Tamam hocam, anladım da… Nereden başlayacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana somut, hemen bugün başlayabileceğin bir plan.
1. Adım: Temel Cephaneliğini Oluştur (Az ve Öz)
Yüzlerce ifadeyle boğulma. İşte sana her duruma uyacak, işlevlerine göre gruplandırılmış birkaç joker ifade.
- Teklif Sunarken:
- How about…? (Peki ya … olsa?) – Samimi ve direkt.
- Would you consider…? (… düşünür müydünüz?) – Daha resmi ve kibar.
- I’d like to propose… (… teklif etmek isterim.) – Ciddi ve resmi.
- Karşı Teklif Yaparken / Kibarca Reddederken:
- That’s a bit more than I was hoping to spend. (Bu, bütçemin biraz üzerinde.)
- I’m not sure that works for me. What if we…? (Bu bana pek uymadı. Peki ya şöyle yapsak?)
- Is there any flexibility/wiggle room on that? (Bu konuda esneme payı var mı?) – Bu sihirli bir sorudur!
- Orta Yolu Bulmaya Çalışırken:
- Let’s meet in the middle. (Ortada buluşalım.)
- Can we find a compromise? (Bir uzlaşma noktası bulabilir miyiz?)
- Anlaşmayı Onaylarken:
- So, we have a deal at [price]? (Yani [fiyat] konusunda anlaştık mı?)
- Let me just confirm. We’ve agreed on… (Sadece teyit edeyim. … konusunda anlaştık, doğru mu?)
2. Adım: Prova Yap, Sesini Duy!
Bu ifadeleri yazdın mı? Harika. Şimdi o kağıdı bir kenara koy ve sesli tekrar yap. Ayna karşısına geç. Kendine bir teklif sun, sonra kendi teklifini reddet. Komik mi geldi? Gelsin! Beynin, bu cümleleri senin sesinle duymaya alışmalı.
3. Adım: Gerçek Hayat Simülasyonu (İşin En Kritik Kısmı)
Prova tamam ama bu yeterli değil. Gerçek bir insanla pratik yapman gerek. İşte çoğu öğrencinin pes ettiği yer burası. “Kiminle pratik yapacağım ki?”
Elbette bir arkadaşınla rol kesebilirsin ama dürüst olalım, bu pek işe yaramaz. Bu, spor salonu metaforundaki 5 kiloluk dambılı kaldırmaya benzer. Gerçek gelişim için, seni anlayan, hatalarını düzelten ve seni bir sonraki seviyeye taşıyan profesyonel bir partnere, bir antrenöre ihtiyacın var.
İşte bu noktada, yıllardır öğrencilerime gönül rahatlığıyla tavsiye ettiğim ve arkasında durduğum tek bir sistem var: Konuşarak Öğren.
Neden herhangi bir uygulama değil de bu? Çünkü Konuşarak Öğren, bir “konuşma kulübü” değil, öğrenciyi merkeze alan, bütüncül bir eğitim sistemi. Farkı şu:
- Gerçek Eğitmenler, Gerçek Gelişim: Karşında, bu işin eğitimini almış, eğitmen lisanslı Amerikalı hocalar var. Bu insanlar, Konuşarak Öğren’in Amerika ofisinde kadrolu olarak çalışıyor. Bu, pazarlık dilinin inceliklerini, kültürel nüanslarını en doğru kaynaktan, “sokak İngilizcesi” değil, profesyonel bir dille öğrendiğin anlamına geliyor.
- Sana Özel, Sabit Eğitmen: Sisteme girdiğinde, hedeflerine göre sana özel bir eğitmen atanıyor ve dersleri hep onunla yapıyorsun. O senin gelişimini biliyor, zayıf noktalarını anlıyor ve seni o yönde zorluyor (Hani o 5 kiloluk dambılı bıraktıran kişi).
- Disiplin, Bahane Yok: Sen ders aramazsın, eğitmenin seni belirlediğin saatte arar. Bu, “bugün yorgunum, sonra katılırım” bahanesini tamamen ortadan kaldırır. Düzenlilik kuralını hatırladın mı? İşte bu sistem, o kuralı senin için işletir.
- Mentörlük Programı (Sadece Burada Var): Derslere ek olarak, gelişimini takip eden bir eğitim mentörün oluyor. Sana düzenli raporlar sunarak, “Bak, karşı teklif cümlelerinde zorlanıyorsun, bu hafta eğitmeninle bunun üzerine gidin” gibi hedefe yönelik yönlendirmeler yapıyor. Yani, hata analizini senin için profesyonel bir göz yapıyor.
- Ders Dışı Destek: Yapay zeka destekli uygulamalarıyla, derste yaptığın hataları tekrar edebiliyor, telaffuzunu geliştirebiliyorsun.
Kısacası, Konuşarak Öğren ile hedefe yönelik, yapılandırılmış, gerçek bir eğitim yatırımı yaparsın. Pazarlık yeteneklerini mi geliştirmek istiyorsun? Eğitmeninle tüm dersleri bu konuya odaklanarak işlersin. Bu, öğrenciye bu kadar bütüncül yaklaşan başka bir program değil.
Kaptanın Son Sözü
Sevgili yol arkadaşım, İngilizce konuşmak, özellikle de pazarlık gibi stresli anlarda, doğuştan gelen bir yetenek değil, geliştirilebilir bir beceridir. Tıpkı bir enstrüman çalmak veya araba kullanmak gibi.
Bugün sana birkaç ifade, 4 altın kural ve somut bir eylem planı verdim. Artık top sende. Ezber listelerinin, korkuların ve bahanelerin arkasına saklanmayı bırak. Küçük bir adımla başla. Seçtiğin tek bir ifadeyi bugün ayna karşısında sesli olarak söyle. O ilk, en zor adımı at.
Ben sana inanıyorum, şimdi sıra sende.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Pazarlık yaparken hata yapmaktan veya yanlış bir şey söylemekten çok korkuyorum, ne yapmalıyım?
Cevap: Bu korku son derece normal. İlk olarak, kimsenin senden mükemmel olmanı beklemediğini anla. İşe düşük riskli ortamlarda başla. Mesela bir pazarda küçük bir indirim istemek gibi. En kötü ne olabilir? “Hayır” cevabını alırsın. Bu bir felaket değil, bir öğrenme verisidir. Her “hayır”, seni bir sonraki “evet”e yaklaştırır.
Soru 2: Sadece bu makaledeki ifadeleri ezberlemek pazarlıkta başarılı olmam için yeterli mi?
Cevap: Kesinlikle hayır. Bu ifadeler sadece alet çantan. Asıl ustalık, hangi aleti ne zaman, hangi ses tonuyla ve hangi amaçla kullanacağını bilmektir. Unutma, pazarlığın %50’si konuşmaksa, diğer %50’si de dinlemek ve gözlemlemektir. Karşı tarafın vücut dilini oku, duraksamalarını hisset ve ifadelerini bu bağlama göre kullan. Aletleri ezberleme, onları kullanmayı öğren.
Soru 3: Bu konuda kendimi geliştirmem ne kadar sürer?
Cevap: Bu, “Ne kadar sürede şoför olurum?” sorusuna benziyor. Cevabı sende. Ne kadar ekmek, o kadar köfte. Eğer her gün düzenli olarak 15-20 dakika pratik yapar, konfor alanının dışına çıkar ve Konuşarak Öğren gibi doğru bir sistemle kendini desteklersen, birkaç ay içinde bile özgüveninde ve becerilerinde dağlar kadar fark görürsün. Amaç bitiş çizgisine bir an önce varmak değil, yolculuğun kendisinden keyif alarak sürekli gelişmektir.

Bir yanıt yazın