Kelime Ezberleme Derdine Son: İngilizce Dağarcığınızı Her Gün, Fark Etmeden Genişletmenin Yolları
Merhaba yol arkadaşım,
O hissi çok iyi bilirim. Önünde uzayıp giden kelime listeleri… “Bu hafta 50 kelime ezberleyeceğim!” diye kendine verdiğin o büyük söz. İlk birkaç gün her şey yolunda gider, kelimeleri tekrar edersin, belki sevimli küçük kartlar hazırlarsın. Ama bir hafta sonra bir de bakmışsın ki, o 50 kelimenin yarısı çoktan buharlaşıp gitmiş. Geriye kalanlar ise dilinin ucunda gevelenir ama bir türlü cümleye dökülmez. Ve o en can sıkıcı soru zihninde döner durur:
“Ben bu işi neden beceremiyorum?”
Eğer bu senaryo sana biraz bile tanıdık geliyorsa, önce derin bir nefes al. Yalnız değilsin. Öğretmenlikte geçen 25 yılımda bu hayal kırıklığını sayısız öğrencinin gözünde okudum. Ama bugün sana bir sır vereceğim: Sorun büyük ihtimalle sende değil, izlediğin yolda. O kalın kelime kitaplarını, o sıkıcı listeleri bir kenara koymanın vakti geldi de geçiyor bile.
Kendimi “İngilizce Pusulanız” gibi görüyorum. Amacım sana ezberlenecek yeni listeler sunmak değil, kelimelerin dünyasında kaybolmadan, keyifle kendi yolunu bulmanı sağlamak. Bu yazıda, kelime öğrenmeyi bir angarya olmaktan çıkarıp, hayatının doğal bir parçası haline getirecek alışkanlıkları ve bakış açısını konuşacağız.
Hazırsan, pusulamızı ayarlayalım ve yola koyulalım.
Yaygın Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Yola çıkmadan önce, patikadaki şu büyük kayaları bir kenara çekelim. Yıllardır o kadar çok öğrencinin aynı tuzaklara düştüğünü gördüm ki, bunları artık zihnimdeki haritada “Tehlikeli Bölge” diye işaretliyorum.
- Kelime = Anlam Yanılgısı: En büyük hata bu sanırım. “Acquire = Edinmek”. Tamam, güzel. Peki, bunu nasıl bir cümlede kullanırsın? Hangi durumda “get” demek yerine “acquire” demek daha yerinde olur?
Bir kelimenin sadece Türkçe karşılığını bilmek, bir insanın sadece adını bilmek gibidir. Karakterini, huyunu suyunu bilmeden onunla gerçek bir bağ kuramazsın.
- “Ya Hep Ya Hiç” Tuzağı: “Bugün 3 saat İngilizce çalışacağım!” dersin, o gün çalışırsın. Sonraki dört gün yorgunluktan kitaba elini sürmezsin. Bu, Pazartesi başlanıp Salı bırakılan diyetlere benzer. İngilizce, bir anda yüklenip sonra bir kenara atılacak bir şey değildir.
- Pasif Tüketim İllüzyonu: “Ama ben her gün altyazılı dizi izliyorum.” Bu harika bir başlangıç, şüphesiz. Ama tek başına yeterli değil. Sadece izlemek, bir maçı en güzel yerden, tribünden izlemek gibidir. Sahaya inip o topa kendin vurmadıkça, asla bir oyuncu olamazsın.
Tanıdık geldi mi? Öyleyse endişelenme. Bunlar, neredeyse her öğrencinin geçtiği, bildik patikalar. Önemli olan, bu patikaların çıkmaz sokak olduğunu fark edip rotayı yeniden çizebilmek.
Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 İlke
25 yıllık tecrübemi damıtıp sana dört temel ilke sunacak olsaydım, bunlar olurdu. Bunları sadece bir liste gibi okuyup geçme. Öğrenme felsefenin temeli yapmaya çalış.
-
1. İlke: Pratik > Teori (Şoför Koltuğuna Geç!)
Kitaplar sana yol haritasını verir, evet. Ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz, değil mi? Bir kelimeyi listeye yazmak teoridir. O kelimeyi kullanarak bir e-posta yazmak, bir arkadaşına mesaj atmak, okuduğun bir makaleye o kelimeyle yorum yapmak ise pratiktir. Beynimiz, kullandığı bilgiyi “önemli” olarak etiketler ve kalıcı belleğe atar. Kullanmadığını ise “gereksiz” diye görüp zamanla temizler. O yüzden kendine hep sor: “Bu öğrendiğim şeyi bugün nerede kullanabilirim?”
-
2. İlke: Düzenlilik (Her Gün 15 Dakika Kuralı)
İngilizce, bir haftada 10 saat çalışıp sonra bir ay ara verilecek bir sprint koşusu değildir. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüdür. Bir bahçeyi düşün. Onu bir gün boyunca sularsan sele kapılır; bir ay boyunca hiç sulamazsan kurur gider. Ama her gün azar azar su verirsen, yeşerir, çiçek açar. Senin kelime dağarcığın da o bahçe işte. Her gün sadece birkaç yeni kelimeyle samimiyet kurmak, ayda yüzlerce kelimeyi listeye yazmaktan çok daha kalıcı sonuç verir. Az ama sürekli olan, çok ama düzensiz olandan daima daha güçlüdür.
-
3. İlke: Aşamalı Gelişim (Konfor Alanının Hemen Dışına Adım At)
Bu, belki de en kritik mesajım. Spor salonunda her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların bir noktadan sonra gelişmez. İngilizce de tastamam böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın. Sürekli bildiğin kelimeleri tekrar etmek iyi hissettirir ama seni ileri taşımaz. Seni biraz zorlayan, anlamını tam bilmediğin ama cümlenin gidişatından çıkarabildiğin o kelimeler var ya, işte gelişim tam da o noktada başlıyor. Anladığın bir metnin içindeki o anlamadığın %10’luk kısım, senin yeni antrenman ağırlığındır. O ağırlığı kaldırmaya çalışmaktan korkma.
-
4. İlke: Kişiselleştirme (Kendi Haritanı Çiz)
Hataların senin en iyi öğretmenindir; tabii onları dinlemeyi bilirsen. İnternetten indirdiğin “En Çok Kullanılan 1000 Kelime” listesi, eğer senin ilgi alanlarınla, mesleğinle, hayatınla örtüşmüyorsa, büyük ölçüde anlamsız bir yığındır. Kendi listeni kendin oluşturmalısın. Hobilerinle ilgili bir makaleden, izlediğin bir belgeselden, dinlediğin bir podcast’ten kelimeler “avlamalısın”. Çünkü senin için bir anlamı, bir hikayesi olan kelimeler, beynin için de “kayda değer” olacaktır.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, felsefeyi anladık da… ne yapacağız?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana yarın sabahtan itibaren uygulayabileceğin, somut adımlar.
-
1. Adım: Meraklı Bir Gözlemci Ol (Kelime Avcılığı)
Artık kelime ezberlemiyorsun, kelime “avlıyorsun”. İlgi alanın ne? Teknoloji mi, yemek yapmak mı, eski filmler mi? O konuyla ilgili İngilizce bir kaynak bul. Mesela, teknoloji seviyorsan The Verge‘den bir inceleme oku. Mutfakta iyiysen, Binging with Babish‘in bir videosunu İngilizce altyazıyla izle. Okurken ya da dinlerken, gözüne takılan, anlamını tam bilmediğin ama hoşuna giden kelimeleri bir kenara not al. Ama sadece kelimeyi değil, içinde geçtiği cümlenin tamamını yaz. Bu çok önemli.
-
2. Adım: Kelimeyi “Yaşa”, Ezberleme (Kişisel Mührünü Vur)
Avladığın kelimeyi defterine yazdın. Diyelim ki kelime: “versatile” (çok yönlü, kullanışlı). Cümle: “A smartphone is a very versatile device.” Şimdi sıra sende. Bu kelimeyi alıp kendi hayatına monte et. “My new jacket is very versatile; I can wear it to a business meeting or on a weekend hike.” İşte bu cümle, o kelimeyi senin hafızana mühürleyen kişisel bağdır. O kelime artık sadece bir kelime değil, senin bir anındır.
-
3. Adım: Teknolojiyi Akıllıca Kullan (Dijital Yardımcılar)
Fiziksel kartlar ya da defterler yerine, Anki, Quizlet gibi dijital kelime kartı uygulamaları işini çok kolaylaştırabilir. Bu uygulamalar, unuttuğun kelimeleri sana daha sık hatırlatan “aralıklı tekrar” sistemini kullanır ki bu bilimsel olarak çok etkilidir. Ama unutma, bu uygulamalar sihirli bir değnek değil, sadece birer yardımcı. Kelimeyi, kendi kurduğun o kişisel cümleyle birlikte kaydetmek işin sırrıdır.
-
4. Adım: Dile Hayat Ver: Konuş, Konuş, Konuş!
Geldik en can alıcı noktaya. Tüm bu öğrendiklerini hayata geçireceğin yer, konuşma pratiğidir. Bir kelimeyi gerçekten öğrendiğin an, onu bir sohbette duraksamadan, doğal bir şekilde kullanabildiğin andır. İşte bu noktada tek başına çabalamak genellikle zordur. Sana yol gösterecek, hatalarını nazikçe düzeltecek ve seni konfor alanının dışına itecek bir partnere ihtiyaç duyarsın.
Bu konuda, birçok farklı yolu denemiş biri olarak öğrencilerimde en somut ve hızlı ilerlemeyi gördüğüm bir yöntemden bahsetmek istiyorum: Konuşarak Öğren. Neden özellikle bu sistemi samimiyetle tavsiye ediyorum? Çünkü bu bir uygulamadan çok daha fazlası; bir eğitim felsefesi.
- Gerçek Eğitmenlerle Çalışma: Karşında rastgele bir konuşma partneri yok. Bu işin eğitimini almış, ana dili İngilizce olan ve kurumun ABD’deki ofisinde kadrolu çalışan Amerikalı eğitmenler var. Bu, bir kalite ve standart anlamına geliyor.
- Sana Özel Sabit Eğitmen: Belki de programın en güçlü yanı bu. Seviyene ve ilgi alanlarına göre sana özel bir eğitmen atanıyor ve derslere genellikle onunla devam ediyorsun. Bu, seni tanıyan, gelişimini takip eden bir mentorla çalışmak gibi.
- Tatlı Bir Disiplin: Tembellik yapma lüksün pek kalmıyor. Anlaştığın saatte eğitmenin seni arıyor. Tıpkı evinize gelen bir özel öğretmen gibi. Bu, o bahsettiğimiz “Düzenlilik İlkesi”ni hayatına sokmanın en garantili yollarından biri.
- Sürekli Takip ve Destek: Yalnız bırakılmıyorsun. Sana özel atanan Türk danışmanın gelişimini sürekli izliyor, raporlar sunuyor ve zayıf noktaların için ek materyallerle destek oluyor. Bu, başka sistemlerde kolay kolay bulamayacağın bir lüks.
- Yapılandırılmış Program: Gelişigüzel değil, hedeflerine yönelik bir müfredatla ilerliyorsun. Bu da boşa kürek çekmeni engelliyor.
Kısacası, kelimeleri ve kuralları öğrenmek işin bir boyutu; onları canlı bir sohbette kullanabilmek ise bambaşka bir beceri. Konuşarak Öğren, bu ikisi arasındaki köprüyü kurmak için gördüğüm en sağlam tasarımlardan biri.

Bir yanıt yazın