B2 seviyesinden C1 seviyesine geçmek için ne yapmalıyım?

B2 seviyesinden C1 seviyesine geçmek için ne yapmalıyım?

İngilizce’de ‘İyi’ Olmaktan ‘Akıcı’ Olmaya: B2 Platosunu Aşıp C1’e Ulaşmanın Yolları

İngilizce’de ‘İyi’ Olmaktan ‘Akıcı’ Olmaya: B2 Platosunu Aşıp C1’e Ulaşmanın Yolları

Giriş: Gel Bir Kahve İçelim

Selam yol arkadaşım. Gel, şöyle bir kahve kap yanına, iki lafın belini kıralım. Şu anki durumunu tahmin edebiliyorum: İngilizceyi anlıyorsun, filmleri (genellikle) altyazısız izleyebiliyorsun, e-postalarla işini görüyor, toplantılarda bir şekilde derdini anlatıyorsun. Kısacası, fena değilsin. “İyisin” yani. Ama o “iyi” kelimesi sanki boğazına takılıyor, değil mi? İçten içe biliyorsun, bu senin potansiyelin değil. Tıpkı ana dilindeki gibi esnek olmak, nüansları hissetmek, o an gelen espriyi kaçırmamak, kendini çok daha keskin ve dolu dolu ifade etmek istiyorsun. Özetle, B2 seviyesinin o rahat ama bir o kadar da sinir bozan platosunda çakılıp kalmış gibisin.

Bu satırları okurken “İşte bu ben,” diyorsan, doğru yerdesin. Neredeyse 25 yılım, “Hocam, neden bir türlü ilerleyemiyorum?” diye soran, tam da bu noktada sıkışmış binlerce öğrenciyle geçti. O hayal kırıklığını, o “olmuyor galiba” hissini iyi bilirim. Ama sana bir sır vereyim mi? O platodan çıkış var. Hem de öyle sisli puslu değil, oldukça net bir yolu var. Bu yazıda sana sihirli bir formül değil, yılların tecrübesiyle damıtılmış, işe yarar bir pusula sunacağım.

Hazırsan, pusulanın ayarlarını yapalım ve C1’in o akıcı sularına doğru yelken açalım.

O Meşhur Soru: “Neden Olmuyor?” ve Yaygın Yanılgılar

Önce dürüstçe bir aynaya bakalım. Seni durduran o görünmez duvarları bir tanıyalım. Yıllardır gördüğüm bir şey var: Öğrenciler genellikle, farkında olmadan aynı tuzaklara düşüyor. Bak bakalım, hangileri sana tanıdık gelecek?

  • “Daha Çok Kelime Lazım” Yanılgısı: Elinde listeler, telefonunda uygulamalar… “Acquire”, “profound”, “ambiguous”… Hepsini ezberliyorsun da, bir türlü o kelimeler sohbetin ortasında aklına gelmiyor. Gelmiyor, çünkü kelimeler tek başına anlamsız tuğlalar gibidir. Onları birbirine bağlayacak harç (yani kullanım pratiği) olmadan bir duvar öremezsin.

  • Pasif Öğrenme Tuzağı: “Her gün bir bölüm dizi izliyorum, sürekli podcast dinliyorum.” Bunlar harika şeyler, yanlış anlama. Ama bu, sadece tribünden maçı izlemeye benziyor. Sahaya inip o topa vurmadıkça, o çalımları denemedikçe futbolcu olabilir misin? İngilizceyi sadece tüketmekle, o dilde bir şeyler üretmek arasında işte böyle bir fark var.

  • Konfor Alanı Köleliği: Hep bildiğin o üç beş zaman kipi, hep aynı “I think…”, “It is important…” gibi güvenli başlangıçlar… O limandan ayrılmaya korkuyorsun. Çünkü daha karmaşık bir cümle kurmaya çalıştığında hata yapmaktan, komik duruma düşmekten çekiniyorsun. İşte bu korku, belki de ayağındaki en ağır pranga.

  • Gramer Kitabına Sığınma: Evet, o kalın gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların sihirli bir şekilde beynine aktarılmadığını ben de bizzat test ettim, çalışmıyor. Kuralları bilmek başka bir şey, o kuralları bir tartışmanın hararetinde doğal bir refleksle kullanabilmek bambaşka bir şey.

Bunlardan birkaçı bile sana tanıdık geldiyse endişelenme. Bu, yolun sonu değil. Sadece rotanın güncellenmesi gerektiğinin bir işareti. Şimdi pusulayı doğru yöne çevirme zamanı.

Benim Pusulam: Denenmiş ve Onaylanmış 4 Prensip

İşte sana 25 yıllık tecrübenin süzgecinden geçmiş 4 temel prensip. Bunları bir alışkanlık haline getirdiğinde, o platodan nasıl yumuşak bir inişle çıktığına sen de şaşıracaksın.

Prensip 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geçme Vakti!)

Kitaplar sana yol haritasını çizer, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden, debriyajın nerede kavradığını hissetmeden, ani bir frende ne yapacağını tecrübe etmeden şoför olunmaz. Yıllarca trafik kurallarını hatmetmiş ama bir metre bile araba sürmemiş birini düşün. Komik, değil mi? İngilizce’de de durum farklı değil. “Passive Voice” kuralını sayfa sayfa anlatabilmen, onu bir sunum sırasında anlık olarak kullanabileceğin anlamına gelmiyor. Bilmek değil, yapmak seni C1 yapacak olan şeydir. Gerçek öğrenme, ezberde değil, dilin içinde yaşayarak olur.

Prensip 2: Düzenlilik (Her Gün Sadece Bir Adım)

İngilizce, bir pazar gününü feda edip 10 saat abandıktan sonra bir ay ara vereceğin bir maraton koşusu değildir. İngilizce, her gün 15-20 dakika, keyifle yapılan bir yürüyüştür. Beynimizdeki dil kasları, ancak düzenli çalıştırıldığında güçlenir. Bir ay boyunca hiç bakmadığın bir saksı çiçeğini, ay sonunda bir kova su dökerek canlandıramazsın. Ama her gün verilen birkaç damla su, o çiçeği hep canlı tutar. Görevin, İngilizceyi bir şekilde her gün hayatına dahil etmek. Bir şarkının sözlerine bakmak, bir haber başlığını okumak, trafikte kendi kendine 3 dakika bir konu hakkında söylenmek… Küçük ama istikrarlı adımlar, devasa ama düzensiz hamlelerden katbekat daha etkilidir.

Prensip 3: Aşamalı Zorlama (Spor Salonu Metaforu)

İşte bu, B2’den C1’e geçişin belki de en kritik sırrı. Spor salonuna gidip her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların bir noktadan sonra gelişmez. O ağırlık sana tüy gibi gelmeye başlar ve ilerlemen durur. İngilizce de tıpatıp böyledir. Sürekli anladığın şeyleri okur, bildiğin kelimelerle, alıştığın cümle kalıplarıyla konuşursan yerinde sayarsın. C1 demek, konfor alanının hafif dışına çıkmak demektir. Anlamakta biraz zorlandığın bir podcast mi buldun? Harika! İşte bu senin yeni ağırlığın. Seni bir parça terleten bir makale mi okuyorsun? Mükemmel, kasların tam da şu an çalışıyor. Seni birazcık zorlamayan, beyninde o tatlı “anlamaya çalışma” karıncalanmasını hissettirmeyen hiçbir aktivite, seni bir üst seviyeye taşımaz.

Prensip 4: Kişisel Teşhis (Hataların Senin Hazinendir)

Hataların en iyi öğretmenindir, doğru. Ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Yaptığın bir yanlışı fark etmeden, “aman neyse” deyip üzerini örtersen, aynı hatayı binlerce kez daha yapacağına emin olabilirsin. Kendi yanlışlarını teşhis etmeden, doğru yolu bulamazsın. Bir konuşmanı kaydet ve bir dedektif gibi dinle. Hangi edatı (preposition) sürekli karıştırıyorsun? Hangi kelimenin telaffuzu ağzına oturmuyor? Cümlelerin hep “özne-fiil-nesne” mi? İşte bu analiz, senin kişisel yol haritanı çizer. Herkesin Aşil topuğu farklıdır.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir