Takım Elbise mi, Kot Pantolon mu? İngilizcenin Gardırobunu Tanıyalım: Resmi ve Samimi Dil Rehberi
Selam yol arkadaşım,
O “Gönder” tuşuna basmadan hemen önce, yazdığın e-postaya bakıp on kez düşündüğün oldu mu? “Hi mi demeliydim, yoksa Dear Mr. Smith mi?” Bir iş görüşmesinde fazla mı rahat konuştun, ya da tam tersi, bir arkadaş ortamında çok mu kaskatı durdun diye içini kemiren o his… Tanıdık geldi, değil mi?
Yıllar içinde binlerce öğrencinin gözlerinde aynı soruyu gördüm: “Acaba doğru mu yapıyorum?” Bu sorunun en çok pusuya yattığı yerlerden biri de tam olarak burası: Resmi (Formal) ve Samimi (Informal) İngilizce ayrımı. Çoğu zaman bu konu, sanki iki farklı dil öğrenmekmiş gibi, gözümüzde büyür de büyür.
Ama dur, sana bir sır vereyim. Bu sandığın gibi bir dilbilgisi canavarı değil. Daha çok, duruma göre doğru kıyafeti seçmeye benziyor. Bazen bir davet için takım elbise gerekir, bazen de bir kahve sohbeti için en sevdiğin kot pantolon ve tişört.
Bu yazıda, sana bu “İngilizce gardırobunu” nasıl yöneteceğini, ne zaman smokin giyip ne zaman spor ayakkabılarını çekeceğini ve en önemlisi, her durumda nasıl kendinden emin olacağını anlatmaya çalışacağım. Ezber listelerini bir kenara bırakalım. Gelin, bu işin ruhunu, mantığını kavrayalım.
Hazırsan, dil pusulanı şöyle bir ayarlayalım bakalım.
O Yaygın Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorusu
Bu konuyu bu kadar çetrefilli yapan ne, hiç düşündün mü? Sahadaki 25 yıllık tecrübemle şunu söyleyebilirim: Mesele büyük ihtimalle sende değil. Mesele, yola çıkarken haritayı tersten tutmamıza neden olan birkaç hatalı varsayımda.
- Yanılgı 1: “Tek bir doğru İngilizce vardır.” Böyle bir şey yok. Tıpkı Türkçede patronunla konuştuğun dil ile en yakın arkadaşına attığın mesajın aynı olmadığı gibi, İngilizce de tek bir kalıptan ibaret değil. Amacımız “en doğru” olanı değil, bağlama “en uygun” olanı bulmak.
- Yanılgı 2: “Resmi dil, uzun ve havalı kelimeler kullanmaktır.” Bu, resmin sadece bir parçası. Resmiyet yalnızca kelime seçimiyle ilgili değil; cümlenin yapısı, tonu ve hitap şekli gibi birçok unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. “Utilize” demek seni tek başına “use” demekten daha resmi yapmaz. Ama cümlenin geri kalanı bir hukuk metninden fırlamış gibiyse, evet, o zaman durum değişir.
- Yanılgı 3: “Samimi dil, kuralları çöpe atmaktır.” Kesinlikle değil. “Wanna”, “gonna” gibi kısaltmalar veya gündelik ifadeler samimi dilin bir parçası olabilir, ama bu dilbilgisini tamamen yok saymak anlamına gelmiyor. Samimi dil rahatlıktır, özensizlik değil.
İşte bu yanılgılar yüzünden ya bir robot gibi konuşmaktan korkuyoruz ya da fazla laubali görünmekten çekiniyoruz. Sonuç? Patinaj yapmak.
Benim Pusulam: Yılların Öğrettiği 4 Kural
Yıllar boyunca öğrencilerimin gelişimini izlerken, başarıya ulaşanların neredeyse istisnasız bir şekilde benimsediği bazı temel prensipler olduğunu gördüm. Ben bunlara “Pusulamın Dört Kuralı” diyorum. Bu kurallar, sadece resmi-samimi dil ayrımı için değil, İngilizce öğrenme yolculuğunun tamamı için birer yol gösterici olabilir.
1. Pratik > Teori: Direksiyona Geç Artık!
“Could you please…” ifadesinin “Can you…” demekten daha resmi olduğunu bilmek, güzel bir teorik bilgi. Fakat bunu bir e-postada veya bir telefon görüşmesinde kullanmadıysan, o bilgi beyninin tozlu raflarında okunmayı bekleyen bir kitaptan farksız kalır. Kitaplar sana yol haritasını verir, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Bu yüzden, “acaba doğru mu?” diye kendini frenleme. Yaz, konuş, dene. En kötü ne olabilir ki? Bir Amerikalı arkadaşına yemekte şöyle dersin:
I would be most grateful if you could pass the salt (Tuzu uzatırsanız size minnettar kalırım)
… o da sana gülümseyerek “Sure, man” der. İşte bu an, hiçbir kitaptan öğrenemeyeceğin kadar değerli bir derstir.
2. Düzenlilik Kuralı: Sağlık Yürüyüşü Gibi Düşün
Şunu çok net gördüm: İngilizce, bir hafta sonu 10 saat abanılıp sonra bir ay yüzüne bakılmayacak bir maraton değil. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü. Resmi ve samimi dil arasındaki farkları hissetmek, bir gecede yutulacak bir hap değil. Her gün birazcık maruz kalmayı gerektiriyor. Bugün işle ilgili bir makale oku (resmi dil), yarın en sevdiğin yabancı YouTuber’ın bir videosunu izle (samimi dil). Bu küçük ve düzenli adımlar, zamanla beyninde iki farklı yolu belirginleştirir ve hangisine sapacağını içgüdüsel olarak bilmeye başlarsın.
3. Aşamalı Gelişim: Spor Salonu Benzetmesi
Spor salonuna ilk gittiğin gün 100 kiloyu kaldırmayı denemezsin, değil mi? Önce 5 kiloyla başlarsın, kasların alıştıkça 10’a, sonra 15’e çıkarsın. Sürekli aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların gelişmez. İngilizce de tastamam böyledir. Sürekli bildiğin 3-5 samimi kalıbın güvenli limanında dolaşırsan, resmi bir ortamda kendini asla rahatça ifade edemezsin. Konfor alanının bir adım dışına çıkman şart. Bugün bir e-postada “I want to ask…” yerine “I would like to inquire about…” kullanmayı dene. Başta kulağa yapay gelebilir, belki sözlüğe bakman gerekir. Olsun. İşte o an, dil kaslarının geliştiği andır.
4. Kişiselleştirme ve Hata Analizi: Hataların En İyi Dostundur
Hata yapmaktan korktuğun için sustuğun o anları iyi bilirim. Oysa hataların, en iyi öğretmenindir; tabii onları dinlemeye razıysan. Yanlış bir ifade kullandığında birinin seni düzeltmesi paha biçilmez bir lütuf. Ama çoğumuzun her an böyle bir şansı olmuyor. İşte o zaman kendi kendinin öğretmeni olman gerekiyor. Bir e-posta mı yazdın? Gönderdikten bir süre sonra açıp tekrar oku. “Bunu daha resmi nasıl söyleyebilirdim?” diye kendine sor. Bir konuşma mı yaptın? Aklında kalan ve “içime sinmedi” dediğin bir cümleyi not alıp doğrusunu araştır.
Elbette, tek başına ilerlemek bazen insanı gerçekten zorlayabilir. Kendi hatalarını dışarıdan bir gözle görmek zordur ve birinin sana “Bak, şunu şöyle deseydin kulağa daha doğal gelirdi” demesi altın değerindedir. Eğer bu yolculukta sana özel bir rota çizecek, hatalarını analiz edecek ve seni tatlı bir şekilde konfor alanının dışına itecek bir yol arkadaşı arıyorsan, profesyonel destek almayı düşünebilirsin. Benim bu konudaki pusulam genellikle Konuşarak Öğren’i gösterir. Çünkü onlar bu işi bir “konuşma pratiği uygulaması” olarak değil, kişiye özel bir “eğitim programı” olarak ele alıyor gibi duruyor. Sana atanan sabit ve lisanslı Amerikalı eğitmen, kişisel antrenörün gibi oluyor; her gün aynı saatte seni arayarak o bahsettiğim “sağlık yürüyüşünü” yapmanı sağlıyor. Sana özel atanan Türk danışman ise gelişimini bir röntgen filmi gibi çekip zayıf noktalarını ve bunları nasıl güçlendireceğini gösteriyor. Bu, sadece kelime ezberlemekten çıkıp, dilin ruhunu ve kullanımını kişiselleştirilmiş bir programla kavramak anlamına geliyor.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
Teoriyi ve felsefeyi anladık. Şimdi mutfağa girip kolları sıvama zamanı. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin somut bir eylem planı:
- Adım 1: Farkındalık Geliştir (Gözlem Moduna Geç)
- Karşılaştırmalı Dinleme/Okuma: Bir gün içinde iki farklı türde İngilizce içerik tüket. Mesela, sabah 10 dakika BBC News (resmi) dinle, akşam da sevdiğin bir talk show’dan 10 dakikalık bir kesit (samimi) izle. Aradaki farklara odaklan: Hitaplar nasıl? Kelimeler nasıl seçilmiş? Cümleler ne kadar uzun? Kısaltma var mı? Sadece dinleme, bir dedektif gibi analiz et.
- Adım 2: Kendi “Gardırobunu” Oluştur (Koleksiyon Başlat)
- Bir defter veya dijital not uygulamasını ikiye böl: “Takım Elbise (Formal)” ve “Kot Pantolon (Informal)”.
- Gün içinde karşılaştığın yeni ifadeleri, uygun kategoriye ekle.
- Örnek:
To inform(bilgilendirmek) →To let someone know(haber vermek) - Örnek:
To request(talep etmek) →To ask for(istemek) - Örnek:
I am writing to inquire...(sormak için yazıyorum…) →Just wanted to ask...(bir şey soracaktım…)
- Örnek:
- Bu, zamanla senin kişisel stil rehberin olacak.
- Adım 3: Prova Yap (Rol Kes)
- Kendine küçük senaryolar yaz.
- Senaryo 1: Patronundan bir gün izin istemek için bir e-posta taslağı hazırla. (Resmi)
- Senaryo 2: Aynı durumu kankana soran bir WhatsApp mesajı yaz. (Samimi)
- Aradaki farkı bizzat kendi ellerinle yazarak deneyimlemek, yüzlerce kelime listesi ezberlemekten çok daha kalıcıdır.
- Kendine küçük senaryolar yaz.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Önce resmi dili mi öğrenmeliyim, yoksa samimi dili mi?
Cevap: Bu tamamen hedefine bağlı. Eğer akademik kariyer veya uluslararası bir şirkette çalışmak gibi bir hedefin varsa, resmi dile öncelik vermek mantıklı olabilir. Ama amacın seyahat etmek, yabancı arkadaşlar edinmek ve günlük hayatı, kültürü anlamaksa, samimi dil muhtemelen daha işine yarayacaktır. En ideali, ikisini paralel götürmek ama odağını kendi ihtiyacına göre ayarlamaktır.
Soru 2: Konuşurken resmi ve samimi ifadeleri karıştırırsam komik duruma düşer miyim?
Cevap: Hiç endişelenme. Anadili İngilizce olan biri, İngilizcenin senin ana dilin olmadığının farkındadır ve bu tür küçük karışıklıklara karşı genellikle son derece anlayışlıdır. Çoğu zaman ne demek istediğini anlarlar. Hatta bu durum bazen sevimli bile bulunabilir. Önemli olan takılıp kalmamak ve akıcı bir şekilde iletişim kurmaya devam etmektir. Hata, bu işin en doğal parçası.
Soru 3: Bir durumun resmi mi yoksa samimi mi olduğunu nasıl kestirebilirim?
Cevap: Kendine 3 basit soru sor: KİT Kuralı.
- Kim? (Audience): Karşımda kim var? Patronum, bir profesör, bir müşteri mi? Yoksa bir arkadaşım, aile üyem, yaşıtım mı?
- İçerik? (Context): Neredeyiz? Bir iş toplantısı, resmi bir e-posta, bir konferans mı? Yoksa bir kafe, bir parti, bir WhatsApp grubu mu?
- Tema? (Topic): Konumuz ne? Bir proje teklifi, bir şikayet, bir başvuru gibi ciddi bir mesele mi? Yoksa hafta sonu planları, izlediğimiz bir film gibi daha gündelik bir sohbet mi?
Bu üç sorunun cevabı, sana hangi “kıyafeti” giymen gerektiği konusunda çok net bir ipucu verecektir.

Bir yanıt yazın