Kulaklarınızla İngilizce Öğrenin: Sadece “Dinlemek” Yetmez, İşte Gerçek Podcast Rehberi!
Giriş: Samimi Bir Merhaba
Selam yol arkadaşım,
Yine o arama kutusuna yazdın, değil mi? “En iyi İngilizce öğrenme podcast’leri”. Sonra karşına çıkan onlarca, belki de yüzlerce listede kayboldun. Birini denedin, iki bölüm sonra baydı. Diğerini açtın, konuşanların hızına yetişemeyince, “Ben bu işi asla beceremeyeceğim,” deyip kapattın.
Bu senaryo bir yerlerden tanıdık geliyor mu?
Yıllardır bu yolda binlerce öğrenciyle yürüdüm. O büyük hevesle indirilen uygulamaların nasıl sessizce telefondan silindiğini, o müthiş şevkle başlanan podcast serilerinin nasıl yarım bırakıldığını o kadar çok gördüm ki. Ve sana bir sır vereyim mi? Sorun büyük ihtimalle sende değil. Sorun, sana kimsenin elindeki pusulayı nasıl kullanacağını göstermemiş olması.
Bu yazı, sana bir başka “mutlaka dinlemeniz gereken 10 podcast” listesi sunmayacak. Çok daha iyisini yapacağız. Sana, kendi zevkine, seviyene ve hedeflerine uygun doğru podcast’i nasıl seçeceğini ve daha da önemlisi, o podcast’i sıradan bir eğlencelikten gerçek bir öğrenme aracına nasıl dönüştüreceğini anlatacağım. Bu rehberin sonunda, asıl meselenin “ne dinleyeceğim?” değil, “nasıl dinleyeceğim?” olduğunu fark edeceksin.
Hazırsan, şu İngilizce pusulasını yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım.
Yaygın Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorunu
İşe, masadaki dağınıklığı toplayarak başlayalım. Gözlemlediğim kadarıyla, podcast ile İngilizce öğrenmeye çalışanların en sık takıldığı yerler şunlar:
- Pasif Dinleme Tuzağı: Belki de en büyük yanılgı bu. Podcast’i arka planda bir radyo programı gibi açıp ev işi yapmak, araba kullanmak… Elbette hiç dinlememekten daha iyidir, ancak bu, suya girmeden yüzme öğrenmeye çalışmaya benziyor. Kulağın dile bir aşinalık kazanıyor, evet, ama beynin öğrenme moduna pek geçemiyor.
- Seviye Körlüğü: Sırf adı popüler diye, ileri seviyedeki dinleyiciler için hazırlanmış bir podcast’e balıklama dalmak, yüzme bilmeden okyanusun ortasına atlamak gibi bir şey. Sonuç? Genellikle hüsran ve motivasyon kaybı. Tersi de aynı derecede tehlikeli. Sürekli “Hello, how are you?” seviyesindeki içeriklerde takılıp kalırsan, olduğun yerde sayarsın.
- Sadece Kelime Avcılığı: “Bugün 15 yeni kelime ezberlesem yeter” diye düşünmek, bir yemeğin tarifine bakıp sadece içindeki malzemelerin listesini çıkarmaya benzer. Peki ya o malzemelerin nasıl bir araya geldiği? O kelimeler cümle içinde nasıl canlanıyor, hangi bağlamda, hangi duyguyla kullanılıyor? İşte asıl hazine o bağlamın kendisinde.
Eğer bu hatalardan birini veya birkaçını yapıyorsan, “Neden ilerleyemiyorum?” diye düşünmen gayet normal. Endişelenme, şimdi doğru rotayı birlikte çizeceğiz.
Benim Pusulam: 4 Temel Kural
Yıllar içinde, öğrencilerimin gelişimini gözlemlerken hep bu 4 temel prensibin işe yaradığını gördüm. Bunları benim oyun kurallarım olarak düşünebilirsin.
Kural 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geçmeden Şoför Olunmaz)
İstediğin kadar araba motorları hakkında kitap oku, bütün trafik kurallarını ezberle. O direksiyonun başına oturup kontağı çevirmeden, debriyajın nerede kavradığını hissetmeden şoför olabilir misin? Mümkün değil. Podcast dinlemek de tam olarak böyle bir şey. Sadece dinlemek teoridir. Ama duyduğun bir cümleyi sesli olarak tekrar etmek, öğrendiğin bir kelimeyle kendi cümleni kurmaya çabalamak ise pratiktir. Unutma, İngilizce bilinen değil, yapılan bir şeydir.
Kural 2: Düzenlilik (Her Gün 15 Dakika, Hafta Sonu 2 Saatten İyidir)
Lütfen bu metaforu bir yere not et: Dil öğrenimi, bir hafta sonunda 10 saat çalışıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton koşusu değildir. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüne benzer. Beynimizin yeni sinirsel bağlantılar kurması için sürekli ve düzenli uyarana ihtiyacı var. Bir pazar günü kendini 4 saat podcast dinlemeye zorlayıp sonraki hafta hiç vakit ayırmaktansa, her gün işe gidip gelirken 15 dakikalık bir bölümü amaçlı bir şekilde dinlemek, sana çok daha fazlasını kazandıracaktır.
Kural 3: Kademeli Zorluk (Spor Salonu Metaforu)
Bu benim favori kuralım. Spor salonuna gittiğini ve her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırdığını düşün. Bir süre sonra o ağırlık sana tüy gibi gelmeye başlar, ama kasların gelişir mi? Gelişmez. Gelişim için ne yapman gerekir? 6 kiloya, sonra 7 kiloya geçmen… Yani kaslarını tatlı tatlı zorlaman gerekir. İngilizce de tastamam böyledir. Anlama oranının %100 olduğu bir içeriği dinliyorsan, konfor alanındasındır ve muhtemelen yeni bir şey öğrenmiyorsundur. Seni hafifçe zorlayan, anlama oranının %70-80’lerde seyrettiği, “Dur bakayım, şurada ne demek istedi?” diye meraklandıran içerikler, senin dil kaslarını geliştirecek olanlardır. Konfor alanının bir adım dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın.
Kural 4: Kişiselleştirme (En İyi Öğretmenin, Merakındır)
Bana en sık sorulan soru: “Hocam, hangi podcast’i önerirsiniz?” Cevabım neredeyse hep aynı: “Sen neyi seversin?” Tarih mi, bilim mi, komedi mi, teknoloji mi? Sevdiğin bir konuda bir şeyler dinlemek, öğrenmeyi sıkıcı bir görev olmaktan çıkarıp bir keyfe dönüştürür. Dinlerken anlamadığın yerlere gelince… İşte onlar birer altın madeni. Anlamadığın bir kelime veya deyimi “Neyse, devam edeyim” diyerek geçiştirmek yerine durup ona bakmak, “Ben bu kalıbı neden anlamadım?” diye sorgulamak, kendi öğrenme yolculuğunun direksiyonuna geçmektir.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
Teoriyi anladıysak, şimdi kolları sıvama zamanı. İşte podcast’leri birer öğrenme makinesine dönüştürecek 4 adımlık eylem planı:
-
Adım 1: Keşfet (Seviyeni ve Zevkini Buluştur)
Önce kendine karşı dürüst ol ve seviyeni belirle. Başlangıç (Beginner), orta (Intermediate) veya ileri (Advanced)? Ardından sor: “Ben hangi konular hakkında sıkılmadan saatlerce bir şeyler okuyabilir veya dinleyebilirim?” Futbol mu, kişisel gelişim mi, video oyunları mı, sinema mı? Arama motoruna “[Sevdiğin Konu] podcast for English learners” ya da “Intermediate English podcast about [Sevdiğin Konu]” gibi anahtar kelimelerle bir arama yap.
-
Adım 2: Aktif Dinleme Ritüeli Geliştir
Seçtiğin podcast’i aç ve şu döngüyü dene:
- İlk Dinleme (Genel Anlam): Sadece dinle. Akışına bırak. Konu ne, genel olarak nelerden bahsediliyor? Anlamaya çalış. Detaylara takılma.
- İkinci Dinleme (Not Defteriyle): Şimdi eline bir kalem kağıt veya notlar uygulamanı al. Kulağına takılan, anlamadığın veya “Aa bu ifade ne kadar güzelmiş” dediğin 3-5 kelimeyi/kalıbı not et.
- Transkript Kontrolü: Eğer dinlediğin podcast’in metni (transcript) varsa – ki başlangıç ve orta seviye için şiddetle tavsiye ederim – metni aç ve not aldığın yerleri kontrol et. Doğru duymuş musun? O kelime o cümlede tam olarak ne anlama geliyor?
- Gölgeleme (Shadowing): Bu, başta biraz tuhaf gelse de sihirli bir tekniktir. Konuşmacının bir cümlesini dinle, durdur ve hemen ardından aynı tonlama ve telaffuzla sesli olarak tekrar etmeye çalış. Bu egzersiz, kulağını ve dil kaslarını aynı anda terbiye eder.
-
Adım 3: İnşa Et (Kendi Cümleni Kur)
Hani not aldığın o 3-5 kelime/kalıp vardı ya? Şimdi onlarla kendi basit cümlelerini kurmayı dene. Mesela “take for granted” (kanıklamak, değerini bilmemek) diye bir deyim mi öğrendin? Hemen hayatından bir örnekle cümle kur: “We sometimes take our friends for granted.” Bu, öğrendiğin şeyi beynine kazımanın en etkili yoludur.
-
Adım 4: Test Et (Pratiğe Dök)
Geldik en kritik noktaya. O kadar dinledin, not aldın, cümle kurdun… Peki bu bilgiyi nerede kullanacaksın? Öğrendiğin yeni kelimeleri ve kalıpları gerçek bir konuşma içinde kullanmadan, o bilgi kolayca uçar gider. Bu, tarifine bakıp malzemeleri hazırladığın yemeği pişirip tadına bakma aşamasıdır.
Bu noktada birçok öğrencim haklı olarak “Ama konuşacak kimsem yok ki” der. İşte tam burada, yapılandırılmış ve düzenli bir pratik ortamı devreye giriyor. Eğer bu öğrendiklerini gerçek bir konuşma pratiğine döküp uzman bir gözle gelişimini takip etmek istersen, Konuşarak Öğren gibi programları araştırmanı öneririm. Neden? Çünkü oradaki sistem, bu anlattığım felsefenin pratiğe dökülmüş hali gibidir. Gelişigüzel sohbet etmek yerine, sana özel bir müfredatla, seviyene ve ilgi alanlarına göre atanan anadili İngilizce olan bir eğitmenle düzenli pratik yaparsın. Bu, podcast’te duyduğun o yapıyı, derste eğitmeninle kullanarak kalıcı hale getirmeni sağlar. Öğrendiklerini biriktirip bir kenara atmamanın en garantili yollarından biridir.
Kaptanın Son Sözü
Gördüğün gibi, asıl mesele en iyi podcast’i bulmak değil; elindeki herhangi bir podcast’i senin için en iyi hale getirmektir. Mesele, pasif bir dinleyiciden aktif bir öğrenen olmaya geçmektir.
Bu yolculukta bazen yorulacaksın, bazen de motivasyonun düşecek. Bunlar çok normal. Ama unutma, okyanusu bir günde geçemezsin. Önemli olan, her gün küreklere birkaç kez daha asılmaktır. Düzenli, sabırlı ve bilinçli bir çabayla, bir gün o podcast’leri alt yazısız, sözlüğe bakmadan, tıpkı ana dilindeki bir sohbeti dinler gibi anladığın o an gelecek. Ve o an, verdiğin tüm emeğe değdiğini hissettirecek.
Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. Geriye sadece ilk adımı atmak kalıyor.

Bir yanıt yazın