Anlamadığım bir şeyi karşımdakine kibarca nasıl tekrar ettirebilirim?

Anlamadığım bir şeyi karşımdakine kibarca nasıl tekrar ettirebilirim?

İngilizce Pusulam: ‘Anlamadım, Tekrarlar mısınız?’ Demenin En Zarif Yolları

İngilizce Pusulam: ‘Anlamadım, Tekrarlar mısınız?’ Demenin En Zarif Yolları

Merhaba yol arkadaşım,

O anı hepimiz biliriz. Karşında biri, belki yeni tanıştığın bir yabancı, belki bir iş arkadaşın, belki de bir film karakteri… Ağzından kelimeler dökülüyor, hem de ne dökülmek! Sen de tüm iyi niyetinle odaklanıyorsun ama nafile. Kelimeler vızıldayan arılar gibi kulağının yanından geçip gidiyor. Cümlenin sonu geldiğinde zihninde dev bir boşluk… ve o malum, mideye kramp gibi giren panik hissi. Ne yapacaksın şimdi? “Yes, yes” deyip anlıyormuş gibi gülümsemek mi? Yoksa öylece donup kalmak mı?

Bu senaryo bir yerlerden tanıdık geldiyse, doğru limandasın. 25 yıllık öğretmenlik hayatımda bu anı sayısız öğrencimin gözlerinde okudum. Şunu baştan söyleyeyim: Bu bir yeteneksizlik göstergesi değil. Bu, sadece doğru pusuladan yoksun olmanın, yolunu kaybetmenin bir sonucu.

Bu yazıda sana klişe bir “Anlamadım deme yolları” listesi vermeyeceğim. Amacım daha derin. Bu durumu bir kriz anı olmaktan çıkarıp nasıl bir öğrenme fırsatına çevirebileceğinin sırlarını fısıldayacağım. Yazı bittiğinde, o panik anını kendine güvenen bir tebessümle yönetebilecek donanıma sahip olacaksın.

Hazırsan, pusulayı ayarlayıp yola koyulalım!

Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunsalı

Yıllardır değişmeyen o sorular: “Hocam, dinliyorum ama anlamıyorum,” “Kelimeleri tek tek biliyorum ama cümle birleşince hepsi uçup gidiyor,” “Yanlış anlarım diye sormaya çekiniyorum.” Bu sorunların kökeni genellikle birkaç temel hataya dayanıyor. Gel, bunlarla dürüstçe bir yüzleşelim.

  • “Gülümseyerek Onaylama” Tuzağı: Belki de en tehlikeli alışkanlık. Anlamadığın halde anlıyormuş gibi yapmak, seni o anlık utançtan kurtarır gibi görünse de uzun vadede olduğun yerde saymana neden olur. Unutma, anlamadığını kabul etmek bir zayıflık değil, öğrenme arzusunun en net, en samimi göstergesidir.

  • Tek Tip İfadeye Sığınmak: Dilin zengin bir alet çantası gibiyken, senin sürekli aynı paslı tornavidayı (“Repeat, please?” ya da “Sorry?”) kullanman bir süre sonra hem seni hem de karşı tarafı yorar. Her durum için farklı bir aletin var, yeter ki kullanmayı bil.

  • Sorunu Yanlış Yerde Aramak: Çoğu öğrenci, meselenin sadece kelime eksikliği olduğunu sanıyor. Elbette kelime hazinesi önemli ama asıl sorun genellikle daha derinde: sistematik dinleme alışkanlığının olmaması, kulağın farklı konuşma hızlarına ve aksanlara aşina olmaması ve o her şeyi kilitleyen hata yapma korkusu. Evet, o kalın gramer kitabını yastığının altına koyunca kurallar sihirli bir şekilde beyne işlemiyor. Bizzat denedim, çalışmıyor.

Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Kural

Bir binayı sağlam yapmak istiyorsan, temelini sağlam atmalısın. İngilizce öğrenmek de farklı değil. İşte benim 25 yıldır her öğrencime aşıladığım ve şimdiye kadar hiç şaşmadığını gördüğüm 4 temel kural:

1. Pratik > Teori: O Direksiyonun Başına Geçilecek!

Kitaplar, kelime listeleri, gramer kuralları… Bunlar sana haritayı verir, hepsi bu. Ama o arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden, trafiğe karışmadan, birkaç kez yanlış sokağa sapıp kaybolmadan şoför olunmaz. Anlamadığını ifade etme kalıplarını bir listeye yazıp ezberlemek, arabanın fren pedalının yerini bilmek gibidir. Ama o pedala doğru zamanda, doğru yumuşaklıkta basma hissi var ya… İşte o, sadece ve sadece pratikle kazanılır.

2. Düzenlilik Kuralı: Sağlık Yürüyüşü Gibi Düşün

Şunu aklından çıkarma: İngilizce, bir hafta sonu 10 saat abanıp sonra bir ay yüzüne bakmayacağın bir maraton değildir. Her gün 15 dakika yapılan sakin bir sağlık yürüyüşüdür. Kulağının İngilizcenin ritmine, melodisine alışması için ona her gün bu dili duyması için bir şans vermelisin. Her gün sadece 15 dakika dile maruz kalmak, ayda bir yapılan 5 saatlik yoğun kamptan katbekat daha etkilidir. Süreklilik, bu işin gizli kahramanıdır.

3. Aşamalı Gelişim: Spor Salonu Metaforu

Spor salonuna ilk kez gittin diyelim. Doğrudan 100 kiloluk ağırlığın altına yatar mısın? Tabii ki hayır. Önce boş barla başlarsın, sonra ucuna 5 kilo takarsın, sonra 10… Kasların geliştikçe, ağırlığı da yavaş yavaş artırırsın. İngilizce de tıpkı böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın. Önce yavaş konuşan çizgi filmlerle başla, sonra seviyene uygun bir podcast bul, ardından altyazılı dizilere geç… Kendini sürekli, ama başa çıkabileceğin seviyede zorlamalısın.

4. Kişiselleştirme ve Hata Analizi: En İyi Öğretmenin Sensin!

“Anlamadım” dediğin o an, aslında bir altın madeni. Durup bir düşün: Neden anlamadın? Kelime mi hiç duymadığın bir kelimeydi? Karşıdaki çok mu hızlı konuştu? Aksanı mı farklıydı? Yoksa o an aklın başka bir yere mi kaydı? Hataların, en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Her “anlamadım” anından sonra kendine bu soruları sor. Zayıf noktanı tespit ettiğin an, onu güçlendirmek için ne yapman gerektiğini de bulmuş olursun.

Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi

Teori tamam. Şimdi o direksiyona geçme vakti. İşte anlamadığın bir şeyi tekrar ettirmek için hemen bugün kullanmaya başlayabileceğin adımlar:

1. Adım: Durum Tespiti & Soğukkanlılık

Panik yok. Derin bir nefes al. Karşındaki insan uzaylı değil, sana yardım etmek isteyecektir. Önce sorunu teşhis et:

  • Genel Anlamama: Cümlenin neredeyse hiçbirini anlamadın.
  • Kısmi Anlamama: Bir kısmını anladın ama kilit bir kelime ya da bölüm kaçtı.
  • Kelime/İfade Sorunu: Tek bir kelime veya deyim yüzünden cümlenin bütün anlamı koptu.

2. Adım: Alet Çantanı Doldur (Duruma Göre Doğru İfadeyi Seç)

Her duruma “Repeat” diye dalma. İşte farklı senaryolar için kullanabileceğin daha zarif ve etkili ifadeler:

  • Genel ve Kibar Bir Tekrar İsteği İçin:
    • “Sorry, I didn’t quite catch that.” (Kusura bakmayın, tam olarak yakalayamadım.)
    • “Could you say that again, please?” (Tekrar söyleyebilir misiniz, lütfen?)
    • “Would you mind repeating that?” (Tekrarlamanızın bir sakıncası var mı?)
  • Biraz Daha Yavaş Konuşmasını İstemek İçin:
    • “Could you speak a little more slowly, please?” (Biraz daha yavaş konuşabilir misiniz, lütfen?)
    • “I’m sorry, I’m still working on my listening skills. Could you slow down a bit?” (Kusura bakmayın, dinleme becerilerim üzerinde hala çalışıyorum. Biraz yavaşlayabilir misiniz?) – Bu dürüstlük genellikle karşı tarafta sempati uyandırır, unutma!
  • Sadece Bir Kısmı Kaçırdıysan:
    • “I’m sorry, I missed the last part.” (Üzgünüm, son kısmı kaçırdım.)
    • “I got the part about the meeting, but I didn’t catch the time.” (Toplantıyla ilgili kısmı anladım ama saati yakalayamadım.)
  • Belli Bir Kelimeyi Anlamadıysan:
    • “Sorry, what does ‘…[kelime]…’ mean?” (Pardon, ‘…’ ne anlama geliyor?)

3. Adım: Sahaya Çık ve Pratik Yap!

Bu ifadeleri bilmek yetmez, bunları kullanma refleksini geliştirmen gerek. Peki nerede? İşte en büyük sorun burada başlıyor: “Hata yapmaktan korkuyorum.”

Bu korkuyu yenmenin en etkili yolu, güvenli bir alanda, yani seni yargılamayacak bir ortamda pratik yapmak. Bir öğretmenin seni sabırla dinleyeceği, hatalarını bir kusur değil, bir gelişim işareti olarak göreceği bir yer… Yıllardır bu konuda öğrencilerime gönül rahatlığıyla bir sistem öneriyorum: Konuşarak Öğren.

Neden mi? Çünkü yukarıda saydığım 4 altın kuralı doğal bir şekilde hayata geçirmeni sağlıyor:

  • Pratik için Mükemmel Ortam: Karşında seni yargılamak için değil, cesaretlendirmek için orada olan, sırf bu iş için eğitim almış, anadili İngilizce olan Amerikalı bir eğitmen var. Bu eğitmenler, Konuşarak Öğren’in ABD ofisinde kadrolu çalışıyor; yani bu işi ciddiye alan, tecrübeli profesyoneller.
  • Düzenlilik ve Aşamalı Gelişim: Sana özel atanan sabit bir eğitmenle, kendi belirlediğin sabit ders saatinde düzenli konuşuyorsun. “Bugün ders bulamadım” gibi bahaneler ortadan kalkıyor. Eğitmenin, senin seviyene ve hedeflerine göre hazırlanmış bir eğitim programını takip ediyor. Bu, rastgele bir sohbet değil, spor salonu metaforundaki gibi aşamalı ve planlı bir gelişim süreci demek.
  • Kişiselleştirme ve Hata Analizi: Belki de en sevdiğim özelliklerinden biri Mentörlük Programı. Sana özel bir mentör, gelişimini takip ediyor, raporlar sunuyor ve zayıf noktalarını güçlendirmen için sana özel tavsiyeler veriyor. Bu, hatalarını bir uzman gözüyle analiz edip sana özel bir yol haritası çizilmesi anlamına geliyor ki bu benim bildiğim kadarıyla Konuşarak Öğren’i benzerlerinden ayıran bir detay. Üstelik, yapay zeka destekli interaktif uygulamalarıyla ders dışında da pratik yapmaya devam edebiliyorsun.

Kısacası, bu ifadeleri gerçek bir Amerikalı ile konuşurken özgüvenle kullanma becerisini kazanmak için ihtiyacın olan her şey düşünülmüş gibi duruyor.

Kaptanın Son Sözü

Anlamadığını sormak, acemilik değildir. Aksine, usta bir öğrencinin alametifarikasıdır. Merakın, öğrenme isteğinin ve cesaretin en net göstergesidir. Bugün öğrendiğin bu ifadeler, senin yeni aletlerin. Onları kullanmaktan çekinme. Her “Sorry, could you repeat that?” deyişin, seni hedefine bir adım daha yaklaştıran bir antrenmandır.

Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. İlk adımı atmak sana kalmış.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Soru 1: Defalarca sormama rağmen hala anlamıyorsam ne yapmalıyım?

Cevap: Bu başımıza gelebilecek en normal şey! Sakın utanma. Dürüst ol. “I’m really sorry, my English isn’t perfect yet. Could you maybe try saying it in a different way?” (Gerçekten üzgünüm, İngilizcem henüz mükemmel değil. Belki farklı bir şekilde söylemeyi deneyebilir misiniz?) diyebilirsin. Bu, karşı tarafın daha basit kelimelerle veya farklı bir cümleyle anlatmasını sağlar ve genellikle işe yarar.

Soru 2: “Repeat, please” demek gerçekten kaba bir ifade mi?

Cevap: Tam olarak “kaba” denemez ama biraz emir cümlesi gibi ve robotik tınlayabilir. Özellikle resmi ortamlarda veya yeni tanıştığın birine karşı “Could you…” veya “Would you mind…” gibi daha yumuşak kalıplar kullanmak her zaman daha iyi bir izlenim bırakır.

Soru 3: Bu kalıpları ezberlemem yeterli olur mu?

Cevap: Kesinlikle hayır. Bu, yüzme kitabını okuyarak yüzmeyi öğrenmeye çalışmak gibi olurdu. Ezberlemek sadece ilk adım. Asıl olay, bu kalıpları düzenli pratikle bir reflekse dönüştürmek. Onları ne zaman ve nasıl kullanacağını, ancak direksiyonun başına geçip, yani konuşma pratiği yapıp içselleştirebilirsin.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir