En İyi Planlama Aracı Bir Uygulama Değil, Sensin: İngilizce Yolculuğunu Yönetme Sanatı
Giriş: Samimi Bir Merhaba
Sevgili yol arkadaşım, merhaba. Gel, şöyle bir kahve al yanına da iki lafın belini kıralım. O indirdiğin onlarca planlama uygulaması, hevesle aldığın ama üçüncü sayfasını bir türlü deviremediğin o şık defterler… Hepsi bir köşede tozlanıyor, değil mi? “Bu kez olacak!” diye başladığın her seferinde, bir süre sonra o ilk heyecanın yerini, sanki tanıdık bir misafir gibi, o bildik bıkkınlık alıyor. Bu senaryo sana da bir yerlerden tanıdık geliyor mu?
Çeyrek asra yakındır bu yolda kaybolmuş, yorulmuş, umudunu yitirmiş ama içinde hâlâ o küçük kıvılcımı taşıyan binlerce öğrenciyle dirsek çürüttüm. O yüzden inan bana, sorun sende değil. Sorun, muhtemelen sana “al bu aracı kullan, yeter” diyenlerde. Oysa kimse sana o aracın nasıl kullanılacağını, daha da önemlisi, o aracı kullanacak olan kaptanın, yani senin, zihnini nasıl hazırlaman gerektiğini anlatmadı.
Bu yazıda sana sihirli bir uygulama ya da mucize bir yöntem pazarlamaya niyetim yok. Bırakalım o işleri başkaları yapsın. Ben sana, yılların tecrübesiyle damıttığım, işin özünü, yani pusulanın ta kendisini vermeye çalışacağım. Umudum o ki, bu yazıyı bitirdiğinde o dağınık yapbozun parçaları birleşecek ve “Ha, olay buymuş!” diyeceksin.
Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım.
Yaygın Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Önce şu masadaki dağınıklığı bir toparlayalım, ne dersin? Öğrencilerimin yıllardır aynı çukurlara düştüğünü görüyorum. Bak bakalım, sen de bunlardan birine takılmış olabilir misin?
- Araç Fetişizmi: “En iyi planlama uygulamasını bulursam, İngilizce sorunum çözülür.” Hayır, çözülmez. En pahalı fırın, insanı bir gecede usta bir aşçı yapmaz. Önemli olan fırın değil, o fırının içindeki yemeği doğru tarifle ve sabırla pişirme becerisidir.
- “Yapılacaklar” Listesi Tuzağı: Deftere “10 kelime ezberle”, “1 saat gramer çalış” gibi maddeler yazmak planlama sayılmaz. Bu, olsa olsa kendine görev atamaktır. Neden o 10 kelime? O gramer konusu senin hangi eksiğini kapatacak? Amaçsız bir görev listesi, rotası olmayan bir gemiden farksızdır.
- Mükemmel Plan Arayışı: “Pazartesi 09:00’da speaking, 10:00’da reading…” diye dakikası dakikasına bir plan yaparsın. Salı günü o plan kaçınılmaz olarak bir aksar, sonraki her şey domino taşı gibi devrilir ve hafta bittiğinde elinde kalan tek şey, “ben bu işi beceremiyorum” hissiyatı olur.
Eğer bu senaryolar sana tanıdık geliyorsa, derin bir nefes al. Çünkü bu, yolun sonu değil, doğru yolun başlangıcı olabilir. En azından artık neyin işe yaramadığını biliyorsun.
Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Kural
Yıllar içinde başarılı olan öğrencilerimde, istisnasız olarak gözlemlediğim 4 temel prensip var. Bunlar benim “pusulam” dediğim, pek şaşmayan kurallar. Mümkünse bunları bir yere not al. Zihnine kazı.
-
1. Pratik > Teori: Direksiyona Geçme Vakti!
Gramer kitapları, kelime listeleri… Bunlar sana yol haritasını verir, doğru. Ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Saatlerce araba motorunun nasıl çalıştığını okuyabilirsin ama bu sana trafikte tek bir saniye bile kazandırmaz. İngilizce de tastamam böyledir. Öğrendiğin her bir kuralı, her bir kelimeyi hemen cümlenin içinde kullanmadığın, onu “canlı” hale getirmediğin sürece o bilgi ölüdür. Ezberlemek bir yanılsamadır; kullanmak ise öğrenmenin ta kendisidir.
-
2. Düzenlilik Kuralı: Sağlık Yürüyüşü Gibi Düşün
En büyük hatalardan biri! Öğrenci bir anlık gazla hafta sonu 10 saat İngilizce çalışır, sonra bir ay ortadan kaybolur. İngilizce, bir haftada depar atılıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton değildir. Daha çok, her gün yapılan 15 dakikalık bir sağlık yürüyüşüne benzer. Beynimiz, düzenli ve tekrarlanan girdileri kalıcı hafızaya almaya eğilimlidir. Her gün sadece 15 dakika, ama her gün. Bu süreklilik, ayda bir kez yapacağın 10 saatlik yoğun bir çalışmadan katbekat daha değerlidir.
-
3. Aşamalı Gelişim: O 5 Kiloluk Dambılı Artık Bırak!
Bu benim en sevdiğim metafordur. Spor salonuna gidip her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, kasların bir noktadan sonra asla gelişmez. Bir süre sonra o ağırlık sana tüy gibi gelir ama gücün artmaz. İngilizce de böyledir. Sürekli bildiğin kelimelerle cümle kurmak, hep aynı basit yapıları kullanmak seni güvende hissettirir ama geliştirmez. Gelişim, konfor alanının bir tık dışına çıktığın yerde başlar. Seni biraz zorlayan bir makale oku. İçinde bilmediğin birkaç kelime geçen bir podcast dinle. Cümle kurarken o yeni öğrendiğin ama tam da emin olamadığın o yapıyı kullanmayı dene. Kaslarının yanması gibi beyninin de biraz “yanması” gerekir.
-
4. Kişiselleştirme ve Hata Analizi: En İyi Öğretmenin, Kendi Hataların!
Herkesin parmak izi farklıdır. Öğrenme stilimiz de öyle. Arkadaşının deliler gibi kullandığı yöntem sana uymayabilir. Önemli olan, kendi yolunu bulmak. Peki nasıl? Hatalarını dinleyerek. Yaptığın bir konuşma pratiğini kaydet ve dinle. Yazdığın bir metni ertesi gün, sanki başkası yazmış gibi oku. Hataların, en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeye ve anlamaya çalıştığında. “Ben hep ‘he go’ diyorum, ‘he goes’ demem gerekirken” diye bir hatayı fark etmek, paha biçilmez bir hazinedir. Bu, kendine kızman için değil, bir sonraki çalışman için sana özel bir konu başlığı bulduğun anlamına gelir.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, felsefeyi anladık da… Ee, ne yapacağız şimdi?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin, somut bir eylem planı.
-
1. Adım: Keşif (Kendi Haritanı Çıkar)
Bir kağıt kalem al (evet, o teknolojik araçlardan daha güçlüdür bazen) ve şu soruları kendine dürüstçe sor:
- Neden İngilizce öğrenmek istiyorum? (İş, seyahat, bir diziyi altyazısız izlemek? Net bir “neden” en büyük motivasyondur.)
- Şu anki seviyem ne? (Dürüst ol. “Anlıyorum ama konuşamıyorum” demek bize pek yol göstermez. Biraz daha derine inelim: Ne tür cümleler kurabiliyorsun, nerelerde takılıyorsun?)
- 1 ay / 3 ay / 6 ay sonra nerede olmak istiyorum? (Hayali hedefler değil. “Akıcı konuşmak” yerine, “Bir restoranda takılmadan sipariş verebilmek” gibi somut, ölçülebilir hedefler koy.)
-
2. Adım: İnşa Etme (Kendi Sistemini Kur)
Şimdi o dağınık “yapılacaklar listesi” yerine bir sistem kuracağız. Bir defter, Google Calendar, Notion, Trello… Hangi aracı kullandığının önemi yok. Mühim olan mantık:
- Haftalık “Tema” Belirle: Mesela, “Bu hafta ‘Geçmiş Zaman (Past Tense) ve Seyahat’ temasına odaklanacağım.”
- Aktiviteleri Çeşitlendir: Planına sadece “ders çalışma” yazma. Şöyle bölmeyi dene:
- Girdi (Input): Seyahatle ilgili 10 dakikalık bir YouTube videosu izle.
- İşleme (Processing): Videodaki 5 yeni kelimeyi/kalıbı not al ve onlarla kendi cümlelerini kur.
- Çıktı (Output): O kelimeleri kullanarak, dün izlediğin filmin bir sahnesini anlatan 3-4 cümlelik bir ses kaydı yap. Ya da daha iyisi, biriyle konuşarak pratik yap.
-
3. Adım: Test Etme ve Ayarlama (Rotayı Güncelle)
Haftanın sonunda 15 dakikanı ayır ve kendine sor: “Bu hafta ne işe yaradı? Ne yaramadı? En çok nerede zorlandım?” Belki video izlemek keyifliydi ama o kelimeleri kullanmaya gelince tıkandın. O zaman gelecek haftanın planına daha fazla “Çıktı (Output)” aktivitesi eklemen gerektiğini anlarsın.
İşte bu “Output” kısmı, yani konuşma pratiği, çoğumuzun tek başına tıkandığı yer oluyor. Kendi kendine konuşmak bir yere kadar. Geri bildirim alabileceğin, seni sürekli konfor alanının dışına itecek bir yapıya ihtiyaç duyulması çok doğal. Bu noktada, benim de felsefesi yukarıda anlattıklarımla örtüştüğü için değerli bulduğum yapılardan biri Konuşarak Öğren. Neden mi? Çünkü anlattığım prensipleri bir sistem haline getiriyorlar:
- Düzenlilik Kuralı: Senin seçtiğin sabit gün ve saatte, eğitmenin seni arıyor. “Bugün havamda değilim” deme lüksün pek kalmıyor. O sağlık yürüyüşü disiplinini sistem sana kazandırıyor.
- Aşamalı Gelişim: Karşında, gelişimini takip eden ve ana dili İngilizce olan bir eğitmen oluyor. Senin seviyene göre, seni her derste o “5 kiloluk dambılı” bırakıp 6 kiloya geçmeye teşvik ediyor.
- Kişiselleştirme ve Hata Analizi: Dersler bire bir olduğu için, eğitmenin senin sık yaptığın hataları tanıyor ve üzerine gidiyor. Sadece ders yapmakla kalmıyor, bir tür mentörlükle gelişimini takip edip zayıf yönlerini güçlendirmen için destek de oluyorlar.
- Pratik > Teori: Zaten sistemin adı üstünde, her ders konuşma üzerine kurulu. Teoriyi pratiğe dökmen için sürekli bir fırsat alanı yaratıyor.
Yani, “Ben bu disiplini tek başıma sağlayamıyorum” diyorsan veya planını uygulayacak bir ortam arıyorsan, Konuşarak Öğren gibi sistemler bu yükü omuzlarından alabilir.
Kaptanın Son Sözü
Gördüğün gibi, mesele en parlak aracı bulmak değil. Mesele, yolculuğun kendisine hakim olmak. Önce kendi geminin kaptanı olmalı, sonra o gemiyi hangi limana götüreceğine karar vermeli ve pusulanı o yöne ayarlamalısın.
Hata yapmaktan korkma. Yavaş ilerlemekten utanma. Sadece durmaktan kork. Her gün atacağın o küçücük adım, bir yılın sonunda seni hayal bile edemeyeceğin bir yere getirebilir.
Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Günde ne kadar süre İngilizce çalışmalıyım?
Cevap: Süreden çok süreklilik önemli. Her gün 1 saat çalışıp sonra 3 gün ara vermektense, her gün kesintisiz 20 dakika çalışmak çok daha etkilidir. Beynin yeni bilgiyi işlemesi ve kalıcı hafızaya alması için bu düzenlilik ve tekrar şart.
Soru 2: Pratik yapacak kimsem yok, ne yapabilirim?
Cevap: Bu en yaygın ve en haklı sorunlardan biri. Kendi kendine konuşmak iyi bir başlangıçtır ama geri bildirim alamazsın. Bu noktada yapılandırılmış bir konuşma ortamı hayat kurtarıcı olabilir. Konuşarak Öğren gibi programlar, sana ana dili İngilizce olan bir eğitmenle düzenli pratik yapma imkanı sunarak bu sorunu kökünden çözmeye odaklanır. Bu, sadece birini bulmaktan öte, hedeflerine yönelik planlı bir pratik demektir.
Soru 3: Kelimeleri sürekli unutuyorum, en iyi ezberleme yöntemi nedir?
Cevap: “Ezberleme” kelimesini unut, hedefimiz “kullanmak” olmalı. Bir kelimeyi öğrenmenin en kalıcı yolu, onu bir bağlam içinde görmektir. Kelimeyi tek başına değil, bir cümle içinde öğren. Sonra o kelimeyi kullanarak kendi cümleni kur (komik olabilir, saçma olabilir, hiç fark etmez). O kelimeyle ilgili kişisel bir anını anlatan bir cümle kurmayı dene. Duygusal bağ, hafızayı güçlendirir. Onu ne kadar çok “kullanırsan”, o kadar senin olur.









