Kategori: Genel

  • Nasıl daha akıcı İngilizce konuşulur? Pratik yöntemler nelerdir?

    Nasıl daha akıcı İngilizce konuşulur? Pratik yöntemler nelerdir?

    Akıcı İngilizce Konuşmanın Formülü: Gramer Kitapları Değil, Pratik!

    Dilinizdeki Kilitleri Kırın: Akıcı İngilizce Konuşmanın Formülü Gramer Kitaplarında Değil

    Merhaba yol arkadaşım,

    Ekranın karşısında, belki elinde bir fincan kahveyle bu satırları okurken aklından ne geçtiğini az çok tahmin edebiliyorum. Yıllardır İngilizce öğreniyorsun. Gramer kurallarını belki de bir öğretmenden daha iyi biliyorsun, yüzlerce kelime listesi devirdin. Ama ne zaman o an gelse, yani biri sana “How are you?” sorusundan bir tık daha karmaşık bir şey sorsa, zihninde bir alarm çalmaya başlıyor, değil mi? Bildiğin o güzelim kelimeler sanki bir anda buharlaşıp uçuyor. Cümleler boğazında düğümleniyor ve yine o bildik limana sığınıyorsun: “Yes, fine, thank you.”

    Bu hissi o kadar iyi bilirim ki… 25 yıllık öğretmenlik hayatımda, senin gibi pırıl pırıl zihinlerin bu “donma anı”nda yaşadığı hayal kırıklığına sayısını unuttuğum kadar çok şahit oldum. Ama sana bir sır vereyim mi? Sorun büyük ihtimalle sende değil. Sorun, sana İngilizce’yi öğretme şeklinde. Sanki sana bir enstrümanı, sadece nota kitabını ezberleterek çalmayı öğretmeye çalıştılar. Kimse eline o gitarı verip “Hadi, bir ses çıkar, yanlış da olsa dene,” demedi.

    Bu yazıda sana yeni gramer kuralları anlatmayacağım. Sihirli bir kelime listesi de vermeyeceğim. Sadece o paslanmış kilitleri kıracak, dilini çözecek ve seni gerçekten konuşturacak birkaç basit ama güçlü anahtarı paylaşacağım. Bunlar, benim 25 yıllık tecrübemden damıttığım, kitaplarda değil, gerçek hayatta işe yarayan yöntemler.

    Hazırsan, şu İngilizce pusulasını yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım.

    O Yaygın Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorusu

    Önce şu masadaki dağınıklığı bir toplayalım. İlerlemeni engelleyen o kökleşmiş ve yanlış inanışları bir kenara koyalım. Bak bakalım, kulağa tanıdık geliyor mu?

    • “Mükemmel Cümle” Tuzağı: Konuşmaya başlamadan önce, kafanda cümlenin gramerini, kelimelerini, zamanını kusursuz bir şekilde tasarlamaya çalışıyorsun. Sen o mühendislik harikası cümleyi kurmaya çalışırken, sohbet çoktan akıp gitmiş oluyor.

      Unutma, iletişim mükemmellik değil, anlaşılabilirlik peşindedir.

    • “Gramer Kraldır” Yanılgısı: Evet, gramer önemli, buna lafım yok. Ama bir evin iskeleti gibidir, evin kendisi değil. Sen o iskeletin içinde yaşamadan, eşyaları yerleştirmeden, duvarlara bir iki resim asmadan, o ev “yuva” olmaz. Sadece gramere odaklanmak, seni konuşan bir robota çevirebilir, ama akıcı bir insana asla.
    • Pasif Öğrenme Konforu: Saatlerce dizi izlemek, İngilizce şarkı dinlemek… Bunlar harika şeyler, ama tek başına yeterli olmaktan çok uzak. Bu durum, sürekli yemek tarifi okuyup hiç mutfağa girmemeye benziyor. Sonuçta karnın doymaz, sadece yemekler hakkında çok şey bilirsin.

    Eğer bu maddelerden biri bile sana “Aynen bu benim” dedirttiyse, derin bir nefes al. Çünkü sorunun kaynağını görmek, çözümün yarısından fazlasıdır. Şimdi sıra, doğru pusulayı kullanmakta.

    Benim Pusulam: İşe Yaradığı Kanıtlanmış 4 Kural

    Yıllar boyunca öğrencilerimin ne zaman gerçek bir sıçrama yaptığını gözlemledim. Hangi alışkanlıkları edindiklerinde o kilitlerin bir bir açıldığına şahit oldum. İşte benim “pusulam” dediğim, her başarılı öğrencinin farkında olarak ya da olmayarak uyguladığı o 4 temel kural:

    Kural 1: Direksiyona Geç! Pratik Her Şeyin Başlangıcıdır

    Kitaplar sana yol haritasını verir, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Bu, benim en temel felsefem. İngilizce konuşmayı, konuşarak öğrenirsin. Nokta. Yüzlerce saat gramer çalışmak, binlerce kelime ezberlemek, 10 dakika gerçek bir konuşma pratiğinin yerini tutamaz. Hata yapmaktan korkma! Kimse senden Kraliçe Elizabeth gibi konuşmanı beklemiyor. Başlangıçta yavaş süreceksin, belki birkaç kez yanlış sokağa sapacaksın ama o direksiyonun başında durduğun sürece, her gün daha iyi bir şoför olacaksın.

    Kural 2: Maraton Değil, Her Gün Birkaç Adım

    İngilizce, bir haftada 10 saat çalışıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton koşusu değil. Daha çok, her gün 15 dakika atılan bir sağlık yürüyüşü gibidir. Öğrencilerimde gördüğüm en büyük hatalardan biri, büyük bir gazla başlayıp iki hafta sonra sönüp gitmeleri. Beynimiz alışkanlıkları sever. Düzenli ve tekrarlanan bilgiyi kalıcı hafızaya daha kolay alır. Her gün sadece 15-20 dakika İngilizce’ye maruz kalmak (konuşmak, dinlemek, bir şeyler karalamak), ayda bir gün 5 saatlik bir kursa gitmekten katbekat daha etkilidir. O 15 dakikayı bir alışkanlık haline getir. Dişini fırçalamak gibi, sabah kahveni içmek gibi…

    Kural 3: Spor Salonu Kuralı: Konfor Alanını Tatlı Tatlı Zorla

    Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların gelişmez. İngilizce de tam olarak böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece, yerinde sayarsın. Sürekli bildiğin 3-5 kalıpla konuşmak rahat ve güvenli hissettirir, evet. Ama seni ileri taşımaz. Bugün yeni bir deyim mi öğrendin? Onu bir sonraki konuşmanda kullanmaya çalış. Hatalı mı kullandın? Harika! Beynin o hatayı kaydetti ve bir dahaki sefere doğrusunu hatırlama ihtimali arttı. Seni hafifçe zorlayan, “Acaba bu kelimeyi nasıl kullanırım?” diye düşündüren her an, kaslarının geliştiği o tatlı sızıyı hissettiğin andır.

    Kural 4: Hataların Senin En İyi Dostundur

    Hataların, en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlersen. Yaptığın yanlışı fark etmeden, doğru yolu nasıl bulabilirsin ki? Çoğumuz hata yaptığımızda utanır, konuyu kapatırız. Sakın yapma! “Neden ‘he go’ dedim, ‘he goes’ demem gerekirdi?”, “Bu kelimeyi sürekli yanlış telaffuz ediyorum, bir bakayım doğrusu neymiş?” gibi sorular, senin kişisel gelişim haritandır. Bu hatalar, zayıf noktalarını gösteren birer fener gibidir. Onları takip edersen, en hızlı ilerlemeyi kaydedersin.

    Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi

    “Tamam hocam, felsefeyi anladık da… Ne yapacağız?” dediğini duyar gibiyim. İşte hemen bugün başlayabileceğin somut adımlar:

    1. Adım: Kendine Konuşma Alanı Yarat

      • Sesli Düşün: Evde yalnızken yaptıklarını sesli olarak İngilizce anlat. “Okay, now I am opening the fridge. Let’s see… Ah, there is some milk. I think I’ll make a coffee.” Kulağa biraz tuhaf gelebilir ama dilini ve zihnini İngilizce düşünmeye alıştırmanın en basit ve maliyetsiz yoludur.
      • Gölgeleme (Shadowing) Tekniği: Kısa bir podcast veya video aç. Konuşmacıyı dinle ve ondan bir-iki saniye sonra aynı şeyleri, aynı tonlama ve vurguyla tekrar etmeye çalış. Bu egzersiz, hem telaffuzunu hem de konuşma ritmini şaşırtıcı derecede geliştirir.
    2. Adım: Pratiği Ciddiye Al ve Bir Düzene Oturt

      Kendi kendine pratik bir yere kadar etkilidir. Ama bir sonraki aşama, gerçek bir insanla, düzenli ve sistemli bir şekilde konuşmaktır. İşte bu noktada birçok öğrenci yolunu kaybediyor. Piyasada birçok seçenek var gibi görünse de, çoğu yapısal bir temelden uzak, rastgele sohbetlerden ibaret kalabiliyor.

      Yıllar içinde, öğrencilerimin gelişiminde yapılandırılmış bir sistemin neden bu kadar fark yarattığını gördüm. Konuşarak Öğren modelinin bu felsefeyi en iyi uygulayan yaklaşımlardan biri olduğunu fark ettim. Neden mi? Çünkü yukarıda anlattığım 4 altın kuralın hepsini bir araya getiriyor:

      • Profesyonel Pratik: Karşınızda rastgele biri değil, eğitmen lisanslı, ana dili İngilizce olan Amerikalı bir öğretmen olur. Yani sadece İngilizce bilen biriyle değil, bunu nasıl öğreteceğini bilen, sizin gibi öğrencilere yol göstermiş bir profesyonelle pratik yaparsınız.
      • Alışkanlık ve Disiplin: Belki de en güzel yanı, sabit bir eğitmeniniz ve sabit bir ders saatiniz olması. Eğitmeniniz her gün veya belirlediğiniz günlerde, tam saatinde sizi arar. Bu durum “Bugün yorgunum, dersi ekeyim” deme lüksünü ortadan kaldırır ve size o çok kritik olan “sağlık yürüyüşü” alışkanlığını kazandırır.
      • Kişiye Özel Gelişim: Seviyenize ve ilgi alanlarınıza göre size özel bir eğitmen atanır ve size özel bir eğitim programı oluşturulur. Yani rastgele sohbet etmek yerine, hedefinize yönelik, materyallerle desteklenen bir müfredat izlersiniz. Bu, tam olarak “spor salonu” kuralı gibi, sizi sürekli konfor alanınızın bir tık dışına taşıyan planlı bir gelişim demektir.
      • Hata Analizi ve Mentörlük: Hatalarınızın en iyi öğretmeniniz olduğunu söylemiştim ya? İşte bu sistem, o öğretmeni sizin için işe alıyor. Size özel atanan bir eğitim mentörü, gelişiminizi takip eder, raporlar sunar ve en önemlisi, yaptığınız hataları analiz ederek zayıf noktalarınızı güçlendirmeniz için size destek olur. Bu, bildiğim kadarıyla sadece Konuşarak Öğren’de olan bir yaklaşım.

      Ayrıca, yapay zeka destekli interaktif uygulamalarıyla ders dışında da pratik yapma imkanı sunması, öğrenciyi merkeze alan tam kapsamlı bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

    3. Adım: Geri Bildirimle Beslen

      İster kendi kendine çalış, ister profesyonel destek al; geri bildirim hayati önem taşır. Konuşmalarını kaydet ve dinle. Hatalarını bir deftere not al. Konuşarak Öğren gibi bir sistemdeysen, mentörünün raporlarını ve eğitmeninin düzeltmelerini dikkatle incele. Unutma, gelişim ne kadar konuştuğunla değil, konuştuklarından ne kadar öğrendiğinle ölçülür.

    Kaptanın Son Sözü

    Akıcı İngilizce konuşmak bir zeka göstergesi ya da ulaşılmaz bir dağın zirvesi değil. Bu, doğru yöntemlerle, sabırla ve en önemlisi keyif alarak çıkılan bir yolculuk. O gramer kitaplarını bir kenara bırak demiyorum, onlar senin haritan. Ama artık o haritaya bakıp iç geçirmek yerine, kontağı çevirip yola çıkma zamanı.

    Hata yapmaktan korkma. Yavaş ilerlemekten utanma. Sadece durmaktan kork.

    Bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Aksanım kötü diye konuşmaktan çekiniyorum, ne yapmalıyım?

    Cevap: Dünyada tek bir doğru İngilizce aksanı yoktur. Hintlinin, İtalyanın, Alman’ın, herkesin bir aksanı vardır ve bu normaldir. Önemli olan anlaşılır olmaktır, mükemmel bir Amerikan ya da İngiliz aksanına sahip olmak değil. Anlaşılırlığa odaklan. Aksanın, senin parmak izin gibidir, kimliğinin bir parçasıdır.

    Soru 2: Konuşurken kelime aklıma gelmiyor, donup kalıyorum. Ne yapmalıyım?

    Cevap: Bu en doğal şey! Ana dilimizde konuşurken bile bazen kelime bulamıyoruz. Panik yapma. O kelimeyi tarif etmeye çalış. (“It’s a thing… you use it for cutting bread… a knife!”). Ya da cümleyi daha basit bir yolla ifade et. Zamanla bu “donma anları” azalacaktır.

    Soru 3: Günde ne kadar pratik yapmalıyım?

    Cevap: Anahtar kelime “her gün”. Her gün 15-20 dakikalık odaklanmış pratik, haftada bir gün yapılan 2 saatlik çalışmadan çok daha değerlidir. Önemli olan sürenin uzunluğu değil, pratiğin düzenli ve sürekli olmasıdır.

    Soru 4: Konuşma pratiği için en iyi yöntem nedir?

    Cevap: Kendi kendine konuşmak ve “gölgeleme” harika başlangıçlardır. Ancak en etkili ve hızlı sonuç veren yöntem, yapılandırılmış bir program dahilinde, düzenli olarak profesyonel bir eğitmenle konuşmaktır. Sizi tanıyan, hatalarınızı bilen ve gelişiminizi takip eden sabit bir eğitmenle yapılan pratik (Konuşarak Öğren modelinde olduğu gibi), sizi hedefinize en güvenli ve hızlı yoldan ulaştırır.

  • İngilizce konuşurken sürekli duraksıyorum, bu sorunu nasıl aşabilirim?

    İngilizce konuşurken sürekli duraksıyorum, bu sorunu nasıl aşabilirim?

    Konuşurken Tıkanıp Kalma Hissine Son: İngilizce’de Akıcılığın Şifreleri

    Konuşurken Tıkanıp Kalma Hissine Son: İngilizce’de Akıcılığın Şifreleri

    Selam yol arkadaşım,

    O anı biliyorum. Hem de çok iyi biliyorum. Zihninde söylemek istediğin o harika cümle var, Türkçe olsa dilinden su gibi akacak ama İngilizceye gelince… Sanki beynindeki bir şalter iniyor. Kelimeler köşe kapmaca oynuyor, gramer kuralları birbirine giriyor ve sen, cümlenin tam ortasında donup kalıyorsun. Karşındaki insanın yüzündeki o “acaba ne demeye çalışıyor?” ifadesi de yanaklarını ateşe veriyor. Fazlasıyla tanıdık, değil mi?

    25 yıllık öğretmenlik hayatımda bu “donup kalma” anına binlerce kez şahit oldum. Yetenekli, zeki, pırıl pırıl öğrencilerimin en büyük kâbusuydu bu. Eğer sen de bu hissi yaşıyorsan, sana ilk ve en önemli haberim şu: Yalnız değilsin ve bu bir kader değil. Bu, doğru yöntemlerle aşılabilecek bir problem.

    Bu yazıda sana sihirli bir formül vermeyeceğim. O meşhur “gramer kitabını yastığının altına koy” yöntemini bizzat denedim, maalesef işe yaramıyor. Benim sana vadettiğim şey bir pusula. Yılların tecrübesiyle, yüzlerce öğrencinin yolculuğundan damıttığım, işe yaradığına inandığım gerçek bir yol haritası.

    Hazırsan, pusulanı yeniden ayarlayalım ve şu tıkanma meselesini tarihe gömelim.

    Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorusu

    Biliyorum, ilerleyemediğini hissettiğinde suçu hemen kendinde arıyorsun. “Yeterince zeki değilim,” “Bende dil yeteneği yok,” gibi cümleler zihninde dönüp duruyor. Ama bir saniye dur bakalım. Madalyonun bir de öbür yüzü var. Belki de sorun sende değil, izlediğin yoldadır. İşte en sık rastladığım o tanıdık hatalar:

    • Kafandaki Tercüme Bürosu: En büyük düşmanın bu olabilir. Türkçe düşünüp, o mükemmel cümleyi anında İngilizceye çevirmeye çalışmak… Bu, beynini aynı anda çevirmen, konuşmacı ve editör olmaya zorlamak demek. Bu kadar yükü kimse kaldıramaz. Sonuç? Sistem çöküyor ve sen sessizliğe gömülüyorsun.
    • Mükemmellik Tuzağı: “Ya yanlış zaman (tense) kullanırsam?”, “Ya kelimeyi yanlış telaffuz edersem?” Bu korkular, seni konuşmaktan alıkoyan en sinsi prangalardır. Şunu unutma: İletişim, mükemmellikten katbekat önemlidir. Karşı tarafın anladığı kırık dökük bir cümle, zihninde kalmış o hiç kurulamayan mükemmel cümleden her zaman daha iyidir.
    • Kelime Mezarlığı: Binlerce kelime ezberlemiş olabilirsin. Harika bir çaba! Peki o kelimeler tek başına ne işe yarıyor? Pek bir işe yaramıyor. İngilizce öğrenmek, legoları tek tek biriktirmek değil, o legolarla anlamlı şeyler inşa etmektir. Odaklanman gereken şey kelimeler değil, o kelimeleri bir araya getiren kalıplardır.

    Benim Pusulam: İşe Yaradığı Kanıtlanmış 4 Kural

    Yıllar içinde, akıcılık kazanan öğrencilerimde istisnasız olarak gözlemlediğim bazı ortak alışkanlıklar oldu. Ben bunlara “Pusulamın Dört Altın Kuralı” diyorum.

    Kural 1: Direksiyona Geç, Sadece Haritaya Bakma (Pratik > Teori)

    Gramer kitapları, kelime listeleri… Bunlar yol haritası gibidir. Sana yolu gösterirler. Ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Saatlerce motorun nasıl çalıştığını okuyabilirsin, ama gaza basmadan, o stresi yaşamadan araba sürmeyi öğrenemezsin. İngilizce konuşmak da tam olarak böyledir. Bildiğin o teorik kurallar, sen onları “kullanmadıkça” zihninde yer kaplayan pasif bilgiden ibaret kalır. Konuşmak bir eylemdir. O yüzden, eyleme geç.

    Kural 2: Her Gün 15 Dakikalık Yürüyüş (Düzenlilik > Yoğunluk)

    Şunu o kadar sık duydum ki: “Hocam bu hafta sonu tam 8 saat İngilizce çalıştım!” Güzel. Peki sonra? Sonraki iki hafta tek kelime yok. İşte bu yaklaşım pek işe yaramıyor. İngilizce, bir haftada 10 saat çalışılıp sonra bir ay unutulan bir maraton değildir; daha çok her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüne benzer. Beynimizin yeni bir beceriyi kalıcı kılması için sürekli ve düzenli tekrara ihtiyacı var. Her gün sadece 15 dakika, ama her gün. Bu tutarlılığın gücü, ayda bir yapılan 10 saatlik hamleci çalışmadan çok daha fazladır.

    Kural 3: O 5 Kiloluk Dambılı Artık Bırak (Aşamalı Gelişim)

    Spor salonuna ilk kez gittiğini düşün. 5 kiloluk dambılı kaldırdın. Harika. Peki bir yıl boyunca her gün sadece o 5 kiloluk dambılı kaldırmaya devam edersen kasların ne kadar gelişir? Pek gelişmez, değil mi? İngilizce de böyledir. Sürekli bildiğin 3-5 kalıbı tekrar etmek, hep aynı seviyedeki filmleri izlemek seni bir yere kadar getirir. Konfor alanının hafifçe dışına çıkmadığın sürece, yerinde sayarsın. Seni biraz zorlayan, “Acaba doğru mu kurdum cümleyi?” diye düşündüren yeni yapılar denemen şart. Gelişim, tam da o tatlı rahatsızlık anında başlar.

    Kural 4: Hatalarını Kucakla, Onlar Senin Yeni Rotan (Kişiselleştirme ve Hata Analizi)

    Hata yapmaktan nefret ettiğini biliyorum. Hepimiz öyleyiz. Ama sana bir sır vereyim mi? Hataların, en iyi öğretmenindir; tabii onları dinlemeyi bilirsen. Yaptığın bir hatayı fark ettiğinde, “Tüh, yine yanlış yaptım!” diye kendini hırpalamak yerine, “Hmm, demek ki benim bu konuda bir eksiğim var,” demeyi öğrenmelisin. Hataların, zayıf noktalarını sana gösteren birer işaret fişeği gibidir. Kendi yanlışlarını anlamadan, doğru yolu nasıl bulabilirsin ki?

    Peki, Ne Yapacağız? İşte Adım Adım Uygulama Rehberi

    “Tamam hocam, hepsi mantıklı da… Nereden başlayacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin somut bir eylem planı.

    1. Adım: Zihinsel Hazırlık ve Keşif

    • Düşünce Dilini Değiştir: İlk iş, kafandaki o meşgul tercüme ofisini tatlı dille kapatmak. Bunun için İngilizce düşünmeye başlamalısın. Sakin ol, hemen “Einstein’ın görelilik teorisi hakkında ne düşünüyorum acaba?” diye başlamana gerek yok. Bebek adımları… Masanın üzerindeki nesneleri içinden İngilizce isimlendir. “That’s a blue cup. The window is open. I think I need more coffee.” Gün içinde yaptığın basit eylemleri zihninden İngilizce anlat. “Okay, now I am making coffee.” Bu, beynini yavaş yavaş İngilizce moduna geçirmenin en acısız yoludur.
    • Gölgeleme (Shadowing) Yap: Bu teknik gerçekten bir harikadır. Bir podcast’ten veya bir diziden 15-20 saniyelik bir bölüm seç. Anadili İngilizce olan konuşmacının söylediği cümleyi dinle ve hemen ardından, onunla birlikte, aynı tonlama ve hızla tekrar etmeye çalış. Buradaki amaç anlamak değil, papağan gibi taklit etmek. Bu egzersiz, ağız ve dil kaslarını İngilizcenin ritmine alıştırır ve akıcılığa inanılmaz bir katkı sağlar.

    2. Adım: Güvenli Alanını İnşa Et ve Pratik Yap

    Duraksamanın en temel nedenlerinden biri yargılanma korkusudur. Bu yüzden kendine acımasızca eleştirilmeyeceğin, güvenli bir pratik alanı yaratman şart.

    • Sesini Kaydet: Evet, kendi sesini dinlemek başlarda biraz tuhaf gelebilir, biliyorum. Ama bir konu seç (mesela “Dün ne yaptın?”) ve 1 dakika boyunca durmadan konuşup sesini kaydet. Sonra açıp dinle. Nerelerde duraksadın? Hangi kelimelerde takıldın? Bu kayıt, senin kişisel gelişim raporun olacak.
    • Profesyonel Bir Alan Yarat: İşte burada işler biraz daha ciddileşiyor. Kendi kendine pratik bir yere kadar etkilidir. Ama gelişimin bir sonraki adımı, genellikle seni anlayan, hatalarını yapıcı bir şekilde düzelten ve seni o konfor alanının dışına nazikçe iten bir rehberle çalışmaktan geçer.

    Bu noktada, tüm tecrübelerime dayanarak sana tek bir tavsiyede bulunabilirim: Konuşarak Öğren sistemine bir göz at.

    Neden özellikle burası? Çünkü bu sistem, az önce anlattığım tüm felsefeyi pratikte bir araya getiriyor gibi görünüyor. Karşına rastgele birileri çıkmıyor; derslerine sadece öğretmenlik lisansı olan Amerikalı eğitmenler giriyor ve bu kişiler Konuşarak Öğren’in ABD ofisinde kadrolu olarak çalışıyor. Sana özel atanan sabit bir eğitmenin olması ise harika bir detay. Yani senin zayıf noktalarını, ilgi alanlarını bilen, seni tanıyan biriyle ilerliyorsun. Tıpkı bir özel antrenör gibi. Ayrıca, ders saatinin belli olması “bugün canım istemiyor” bahanesini ortadan kaldırıyor; eğitmenin o saatte seni arıyor. Bu, düzenlilik kuralını hayata geçirmenin en garantili yollarından biri.

    Bence en önemli kısım ise Türkiye’de başka bir yerde sunulmayan Mentörlük Programı. Gelişiminin sürekli izlenmesi, sana özel raporlar sunulması ve zayıf noktalarına yönelik ek destek verilmesi… İşte bu, hata analizi ilkesini profesyonel bir seviyeye taşıyor. Ders dışı kullanabileceğin yapay zekâ destekli interaktif uygulamalar ve hedefine yönelik eğitim programı ile de sadece sohbet etmiş olmuyorsun, sistemli bir şekilde ilerliyorsun. Bu, “sokakta biriyle konuşur gibi” bir pratik değil, hedefe yönelik, yapılandırılmış bir öğrenme süreci.

    3. Adım: Akıcılığı Otomatikleştir

    • Kalıplarla Dost Ol: Tek tek kelimelere değil, “cümle parçacıklarına” (chunks) odaklan. Örneğin, “I would like to…” (bir şey rica ederken), “I’m looking forward to…” (bir şeyi dört gözle beklerken), “Could you tell me…?” (bir soruya başlarken) gibi kalıpları bir bütün olarak öğren. Bu hazır yapılar, beyninin yükünü hafifletir ve cümleleri çok daha hızlı kurmanı sağlar.
    • Joker Kelimeler Edin (Fillers): Anadili İngilizce olanlar bile konuşurken düşünmek için zaman kazanır. Bunu nasıl yaparlar? “Filler” denilen o joker kelimelerle. “Well…”, “You know…”, “Actually…”, “That’s a good question…” gibi ifadeler sana o kritik birkaç saniyeyi kazandırır ve o sessiz duraksamanı, konuşmanın doğal bir parçası olan akıcı bir duraklamaya dönüştürür.

    Kaptanın Son Sözü

    Gördüğün gibi, İngilizce konuşurken tıkanıp kalmak bir yetenek meselesi değil, daha çok bir strateji ve pratik meselesi. Zihinsel çeviriyi bırakıp İngilizce düşünmeye başladığında, mükemmellik arayışından vazgeçip iletişime odaklandığında ve en önemlisi, düzenli ve bilinçli pratik yaptığında o “tıkanma” hissinin yavaş yavaş eridiğini göreceksin.

    Unutma, bu senin yolculuğun. Elbette hata yapacaksın, bazen yorulacaksın ama asla pes etme. Çünkü pusula artık senin elinde. Geriye sadece ilk adımı atmak kalıyor.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Aklıma doğru kelime gelmeyince panik oluyorum, ne yapmalıyım?

    Cevap: Derin bir nefes al ve alternatif yollar dene. O kelimeyi tarif etmeye çalış. Mesela “makas” yerine “It’s a thing… you know, you use it for cutting paper.” Daha basit bir eş anlamlısını kullan. Veya dürüstçe “Sorry, the word just escaped me for a moment” (Üzgünüm, kelime bir anlığına aklımdan uçtu gitti) de. Bu, donup kalmaktan çok daha doğal ve akıcıdır.

    Soru 2: Akıcı olmak için günde ne kadar konuşma pratiği yapmalıyım?

    Cevap: Süreye çok takılma; kaliteye ve tutarlılığa odaklan. Her gün yapılan 15 dakikalık odaklanmış ve bilinçli bir konuşma pratiği, haftada bir yapılan 2 saatlik amaçsız bir sohbetten inanın çok daha değerlidir. Önemli olan beynine her gün “Bugün İngilizce konuşuluyor” sinyalini göndermektir.

    Soru 3: Hata yapmaktan o kadar korkuyorum ki konuşmaya başlayamıyorum bile. Bu korkuyu nasıl yenerim?

    Cevap: Bu korkuyu yenmenin bilinen tek bir yolu var: üzerine gitmek. Hataları birer başarısızlık değil, öğrenme sürecinin doğal bir parçası, bir veri olarak görmeye çalış. Seni yargılamayacak, hatalarını gelişim fırsatı olarak gören bir ortamda pratik yapmak bu korkuyu kırmanın en etkili yoludur. Güvendiğin bir arkadaşın ya da Konuşarak Öğren gibi profesyonel bir platformdaki eğitmenin, sana tam da bu güvenli alanı sunabilir. Unutma, kimse senden ilk denemede bir Shakespeare olmanı beklemiyor. İletişim kurman yeterli.

  • İngilizce düşünmeye nasıl başlanır? Tercüme yapmayı nasıl bırakırım?

    İngilizce düşünmeye nasıl başlanır? Tercüme yapmayı nasıl bırakırım?

    Tercüme Tuzağını Kırın: İngilizce Düşünme Sanatında Ustalaşma Rehberiniz

    Tercüme Tuzağını Kırın: İngilizce Düşünme Sanatında Ustalaşma Rehberiniz

    Merhaba yol arkadaşım,

    O hissi çok iyi biliyorum. Kafanın içinde bir an bile susmayan o Türkçe-İngilizce çeviri motoru… Biri sana en basitinden bir soru sorduğunda, cümlenin önce o mükemmel Türkçesini kurup sonra kelime kelime İngilizceye çevirmeye çabalarken geçen o birkaç saniyelik buz kesme anı. Tam ağzını açmışken “Acaba gramer doğru mu?” diye bir sesin içini kemirdiği ve sonunda sustuğun o hayal kırıklığı…

    Tanıdık geldi, değil mi? Geliyorsa bil ki yalnız değilsin. 25 yıllık öğretmenlik hayatımda bu labirentte kaybolmuş o kadar çok pırıl pırıl zihin gördüm ki… Ama sana bir sır vereyim mi? Sorun sende değil, sana öğretilen o ezberci yöntemde. O kalın gramer kitaplarında, sonu gelmeyen kelime listelerinde…

    Bu yazıda sana kuralları değil, oyunun kendisini öğretmeyi deneyeceğim. Kelimeleri değil, düşünme biçimini değiştireceğiz. Bu bir ders değil, daha çok bir yol haritası. Ve bu yolun sonunda, beynindeki o yorucu çeviri motorunu sonsuza dek kapatmayı umuyoruz.

    Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım!

    Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorusu

    Önce şu masadaki dağınıklığı bir toplayalım. Yıllardır sana “doğru” diye anlatılan ama aslında ayağına takılan o büyük mitleri bir kenara fırlatalım.

    • “Mükemmel Cümle” Takıntısı: Pek çok öğrencim, kafasında devrik olmayan, öznesi-yüklemi tam yerinde, adeta bir sanat eseri gibi bir Türkçe cümle kurmadan İngilizce konuşmaya başlayamıyor. Sonra bu mükemmel cümleyi çevirmeye kalkınca, haliyle, işler sarpa sarıyor. Çünkü dillerin matematiği farklıdır. İngilizce düşünmek, çoğu zaman daha basit düşünmektir.
    • Kelime Koleksiyonculuğu: Defterler dolusu kelime ezberlemek, pul koleksiyonu yapmaya benzer. Göze hoş görünür ama pek bir işlevi yoktur. Bir kelimeyi tek başına, bir bağlam içinde görmeden, onu bir duyguyla, bir anıyla eşleştirmeden öğrenmek, o kelimeyi hafızanın tozlu, kullanılmayanlar rafına terk etmektir.
    • Hata Yapma Korkusu: İşte bu, en sinsi düşmanımız. Hata yapmaktan o kadar çekiniyorsun ki hiç denememeyi tercih ediyorsun. Oysa dil, bisiklete binmek gibidir. Düşe kalka öğrenilir. Kimse ilk denemesinde Tour de France’a katılmıyor, değil mi?
    • Pasif Öğrenme Tuzağı: Saatlerce dizi izlemek, müzik dinlemek… Bunlar harika şeyler, ama sadece dinleyerek iyi bir şoför olunmaz. Bir noktada direksiyona geçmek, yani dili aktif olarak kullanmak zorundasın.

    Eğer bu maddelerden biri bile sana “Aaa, bu resmen benim!” dedirttiyse, harika! Çünkü bir sorunu tespit etmek, çözümün yarısıdır derler.

    Benim Pusulam: Değişmeyen 4 Altın Kural

    Yıllar içinde, öğrencilerimin başarıya ulaştığını gördüğüm, benim için neredeyse anayasa niteliğinde olan 4 temel prensibim var. Bunları bir kenara not al, duvarına as, istersen telefonuna ekran koruyucu yap. Çünkü her şey burada başlıyor.

    1. Kural 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geç!)

      O kalın gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların sihirli bir şekilde beynine işlemediğini bizzat denedim, çalışmıyor. Kitaplar sana yol haritasını verebilir, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden, yani dili aktif olarak kullanmadan asla şoför olamazsın. “Present Perfect” kuralını ezbere bilmen, onu doğru yerde, doğru zamanda, doğru tonlamayla kullanabileceğin anlamına gelmiyor. Bir yemeğin tarifini okumakla o yemeği lezzetli yapmak arasındaki fark gibi. Malzemeleri bilmek yetmez, ocağın başına geçip elini yakman gerekir.

    2. Kural 2: Düzenlilik (Maraton Değil, Sağlık Yürüyüşü)

      Bana en sık sorulan sorulardan biri: “Hocam, günde kaç saat çalışmalıyım?” Cevabım hep aynıdır: İngilizce, bir hafta sonu 10 saat çalışılıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton değildir. Her gün 15-20 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüdür. Beynimiz bir kas gibidir. Her gün yapılan kısa ve düzenli antrenmanlar, ayda bir yapılan ağır ve yıpratıcı antrenmanlardan çok daha kalıcı sonuçlar verir. Unutma, disiplin motivasyondan daha önemlidir. Çünkü motivasyon bir kıvılcım gibidir, parlar ve söner. Disiplin ise o ateşi sürekli canlı tutan bir körüktür.

    3. Kural 3: Aşamalı Gelişim (Spor Salonu Metaforu)

      Bu, belki de en kritik mesajım, lütfen dikkatle oku. Spor salonuna gittiğini düşün. Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, bir süre sonra o ağırlık sana tüy gibi gelir ama kasların bir gram bile gelişmez. Gelişim için ne yapman gerekir? 6 kiloya, sonra 7 kiloya geçmen… Yani konfor alanının bir tık dışına çıkman şarttır. İngilizce de tıpatıp böyledir. Sadece bildiğin 3-5 kalıpla konuşmaya devam edersen, yerinde sayarsın. Kendini birazcık zorlamalısın. Anladığından biraz daha zor bir podcast’i dinlemeye çalışmak, bilmediğin bir kelimeyle cümle kurmaya çabalamak… İşte bunlar senin dil kaslarını geliştiren o “ağır” antrenmanlardır.

    4. Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hatalar En İyi Dostundur)

      Herkesin parmak izi farklı olduğu gibi, öğrenme yolu da farklıdır. Arkadaşının işine yarayan yöntem, senin için bir eziyet olabilir. Ve unutma, hataların en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Yaptığın bir hatayı fark edip içinden bir “Tüh, yine yanlış yaptım” demek yerine, “Hmm, bir dakika, neden burada ‘on’ değil de ‘in’ kullanmam gerekiyordu?” diye sorduğun an, işte o an öğrenme gerçekleşir. Hatalarını bir hazine gibi gör. Onlar, senin zayıf noktalarını gösteren kişisel yol haritandır.

    Peki, Ne Yapacağız? İşte Adım Adım Rehberin

    “Tamam hocam, felsefeyi anladık da… Şimdi ne yapacağız?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin, somut adımlardan oluşan pratik bir rehber.

    1. 1. Adım: Zihinsel Ortamı Değiştir (Bebek Adımları)

      Tercüme alışkanlığını kırmanın ilk adımı, en basit seviyede düşünmeye başlamaktır. Karmaşık, uzun cümleleri şimdilik unut.

      • Etiketleme Oyunu: Evdeki eşyalara bak ve aklından İngilizce isimlerini geçir. “Masa” deme, “Table” de. “Bardak” deme, “Glass” de. Aklına gelmiyorsa hemen o an telefondan bak ve öğren.
      • İç Monolog: Gün içinde yaptığın basit eylemleri kafanın içinde İngilizce anlat. “I am walking to the kitchen.” (Mutfağa yürüyorum.) “I am opening the fridge.” (Buzdolabını açıyorum.) “I feel thirsty. I need some water.” (Susadım. Suya ihtiyacım var.) Başlangıçta bu kadar basit cümleler yeterli. Amaç, beyni İngilizce vitesine geçmeye alıştırmak.
      • Telefonun Dilini Değiştir: Her gün yüzlerce kez baktığın o ekranı bir öğrenme aracına dönüştür. “Settings”, “Messages”, “Call”… Bunları her gün görerek farkında bile olmadan öğrenirsin.
    2. 2. Adım: Aktif Üretime Geç (Direksiyona Oturma Zamanı)

      Artık pasif dinleyicilikten çıkıp aktif bir üretici olmalısın. İşte o spor salonundaki ağırlıkları yavaş yavaş kaldırmaya başlıyoruz.

      • Tek Cümlelik Günlük: Her gün, o günle ilgili sadece bir tane İngilizce cümle yaz. “Today, I felt happy.” “I ate a delicious meal.” “The weather was rainy and cold.” Bu kadar! Ama bunu her gün, istisnasız yap.
      • Kendi Kendine Konuş: Biliyorum, başta kulağa biraz tuhaf gelebilir ama en etkili yöntemlerden biridir. Odanın içinde bir nesne seç (mesela bir lamba) ve onu 30 saniye boyunca durmadan İngilizce anlatmaya çalış. “This is a lamp. It is white. It is on my desk. I usually turn it on when I read a book.” Takıldığın yerde dur, kelimeye bak ve devam et. Kimse seni yargılamıyor.
    3. 3. Adım: Gerçek ve Yapılandırılmış Pratik (Bir Bilenden Destek Almak)

      Kendi kendine bir yere kadar ilerlersin. Bisikleti sürmeyi öğrenirsin ama profesyonel bir yarışçı olmak için bir antrenöre ihtiyacın vardır. Sana hatalarını gösterecek, seni konfor alanının dışına doğru ve güvenli bir şekilde itecek birine… İşte bu noktada, sadece rastgele konuşma pratiği yapmak yetmez, yapılandırılmış bir eğitim programıyla ilerlemek fark yaratır.

      Yıllardır gördüğüm sistemler içinde, bu işi gerçekten hakkıyla yapan ve gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir yapı var: Konuşarak Öğren. Neden mi? Çünkü onlar işi şansa bırakmıyorlar.

      • Öncelikle, karşına her gün farklı biri çıkmıyor. Eğitimin boyunca sana eşlik edecek, sadece eğitmen lisanslı Amerikalı ve sabit bir eğitmenin oluyor. Bu eğitmen, senin ilgi alanlarını, güçlü ve zayıf yönlerini zamanla tanıyor ve dersleri tamamen sana özel şekillendiriyor.
      • “Bugün ders yapsam mı, yapmasam mı?” ikilemin yok. Seçtiğin saatte eğitmenin seni arıyor. Bu, o bahsettiğim “düzenlilik” kuralını hayatına sokan en güçlü disiplin aracı.
      • En önemlisi, bu yolda yalnız değilsin. Sana özel atanan bir mentör, gelişimini sürekli takip ediyor, raporlar sunuyor ve “Bak, şurada zorlanıyorsun, gel burayı güçlendirelim” diye sana yol gösteriyor. Bu özellik, başka hiçbir platformda olmayan, paha biçilmez bir destek. Hani “Hatalarınız en iyi öğretmeninizdir” demiştim ya, işte o hataları analiz edip sana doğru yolu gösteren kişi bu mentör oluyor.
      • Sistem, sokakta rastgele konuşur gibi değil, hedefine yönelik özel bir eğitim programı üzerine kurulu. Yapay zeka destekli interaktif uygulamalarıyla da ders dışında pratik yapmaya devam ediyorsun.

      İngilizce düşünme becerisini kazanmanın en kestirme ve sağlam yolu, sürekli olarak bir anadili konuşuruyla, doğru bir müfredat dahilinde konuşmaktır. Konuşarak Öğren, tam da bu ihtiyacı bir eğitim programı disipliniyle birleştirdiği için benim gözümde alanının en iyisidir.

    Kaptanın Son Sözü

    Gördüğün gibi, İngilizce düşünmek doğaüstü bir yetenek değil, doğru antrenmanla geliştirilebilen bir kas. Tercüme yapmayı bırakmak, bilgisayarındaki eski ve yavaş bir programı silip yerine yenisini, çok daha hızlısını kurmak gibi bir şey.

    Bu yolculukta düşeceksin, takılacaksın, bazen pes etmek isteyeceksin. İşte o anlarda bu yazıyı tekrar oku. Unutma, her uzun yolculuk o ilk adımla başlar. Mükemmel olmak zorunda değilsin, sadece başlamak zorundasın. Ve başladıktan sonra, düzenli olmak zorundasın.

    Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık elinde. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Konuşurken aklıma kelime gelmeyince panikleyip hemen Türkçeye dönüyorum, ne yapmalıyım?
    Cevap: Bu çok normal, hepimizin başına geliyor. Panik yapma. O kelimeyi kullanmak yerine, etrafından dolaşarak anlatmaya çalış. Örneğin “towel” (havlu) kelimesi aklına gelmediyse, bir an durup “the thing you use after a shower to get dry” (duştan sonra kurulanmak için kullandığın şey) diyebilirsin. Bu, hem iletişimini kurtarır hem de beynini İngilizce çözümler üretmeye zorlar ki bizim istediğimiz de tam olarak bu.
    Soru 2: Hiç İngilizce bilmeden direkt İngilizce düşünmeye çalışabilir miyim?
    Cevap: Hayır, bu motoru olmayan bir arabayı yokuş yukarı itmeye çalışmak gibi olur. Önce depoya biraz yakıt koymalısın. En temel kelimeleri (eşyalar, fiiller, sıfatlar) ve en basit cümle yapılarını (I am, you have, this is vb.) öğrenmelisin. Sonrasında, öğrendiğin o 50-100 kelimeyle bile düşünmeye başlayabilirsin.
    Soru 3: Bu süreç ne kadar sürer? Ne zaman tamamen İngilizce düşünmeye başlarım?
    Cevap: Bunun sihirli bir takvimi yok. Kişiden kişiye, harcanan emekten emeğe çok değişir. Ama “ne zaman?” diye sormak yerine sürece odaklan. Her gün attığın o küçük adım, seni hedefe fark ettirmeden yaklaştırır. Ve bir gün, hiç beklemediğin bir anda, rüyanı İngilizce gördüğünde veya bir şeye şaşırınca “Aman Allah’ım!” yerine “Oh my God!” dediğinde, o eşiği geçtiğini gülümseyerek anlayacaksın.

  • İngilizce konuşma pratiği yapabileceğim birini nasıl bulurum?

    İngilizce konuşma pratiği yapabileceğim birini nasıl bulurum?

    İngilizce Konuşma Partneri Bulmanın Etkili Yolları

    Konuşacak Kimse Yok Mu Dediniz? İngilizce Konuşma Partneri Bulmanın Kaptan Yolları

    Merhaba yol arkadaşım,

    O hissi iyi bilirim… Zihninde cümleler fırıl fırıl dönüyor, kelimeler sanki dilinin ucunda ama bir türlü dudaklarından dökülmüyor. Gramer kitaplarını hatmetmişsin, yüzlerce kelime ezberlemişsin, ama iş konuşmaya gelince… önünde sanki görünmez bir duvar. Ve o en sinir bozucu soru beyninde çınlıyor: “İyi de ben kiminle pratik yapacağım?”

    Eğer bu satırları okuyorsan, okyanusta tek başına değilsin, inan bana. Yıllardır bu işin içindeyim ve bu sorunun, İngilizce öğrenen her denizcinin uğradığı o ıssız ada olduğunu gördüm. Ama sana bir sır vereyim mi? O adadan kurtulmanın, hatta orayı bir eğitim üssüne çevirmenin yolları var.

    Bu yazıda sana klişelerden, “5 adımda akıcı İngilizce” gibi boş vaatlerden bahsetmeyeceğim. Sana, tecrübeyle sabit, gerçekten işe yarayan, pusulanı doğru yöne çevirecek stratejiler anlatacağım. Bu yolculukta sana sadece bilgi değil, biraz da cesaret vermeye geldim. Çünkü ihtiyacın olan şey bir kelime listesi daha değil; doğru bir harita ve yelkenini dolduracak biraz rüzgâr.

    Hazırsan, pusulanı ayarlayalım ve demir alalım!

    Yaygın Yanılgılar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı

    Rotamızı çizmeden önce, gemini batırabilecek sığ sulardan ve sahte deniz fenerlerinden konuşalım. Pek çok öğrencinin neden hep aynı kayalara çarpıp durduğunu anlarsak, o kayaların etrafından dolaşabiliriz.

    • “Mükemmel Partner” Miti: Herkesin hayalinde o var: Ana dili İngilizce olan, Oxford mezunu, aşırı sabırlı, esprili ve ne zaman istersen müsait bir partner. Bu, okyanusta Moby Dick’i aramak gibi bir şey. Gerçekçi değil. Böyle birini beklerken aylar, hatta yıllar akıp gidiyor ve sen hâlâ limandasın.
    • Hata Yapma Korkusu: İşte en tehlikeli sis bu. “Ya yanlış bir şey söylersem? Ya rezil olursam?” korkusu, diline kilit vurur. Bir düşün: Yürümeyi öğrenirken düşmeyen bir bebek gördün mü hiç? Konuşma pratiği de böyledir. Hatalar, yolda olduğunun en net kanıtıdır.
    • Düzensizlik: Bir gün gaza gelip 3 saat pratik yapmak, sonra iki hafta ağzını açmamak… Bu, okyanusu çay kaşığıyla boşaltmaya çalışmaktan farksızdır. Sonuç? Koca bir hiç.
    • Sohbet Değil, Sınav Havası: Pratiği bir sorgu odası seansına çevirmek. “What is your name?”, “Where are you from?”, “How is the weather?”… Bu üç soruluk kısır döngüden çıkamayınca sohbet tıkanır, bütün motivasyon buharlaşır.

    Tanıdık geldi mi? Eğer bu tuzaklardan birine düştüysen, sorun sende değil, yönteminde. Gel şimdi, o yöntemi baştan yazalım.

    Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Kural

    İşte bu uzun yolculukta öğrendiğim, her fırtınada gemiyi limana sağ salim ulaştıran, kolay kolay şaşmayan dört temel kuralım. Bunları bir yere not et, çünkü bunlar senin yeni yol haritan olacak.

    Kural 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geç!)

    Her zaman söylerim:

    Kitaplar sana yol haritasını verir, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz.

    Gramer kurallarını yutmuş olabilirsin, ama o kuralları kullanarak bir cümle kurmadığın sürece, o bilgi beyninde paslanmaya mahkûmdur. Konuşmak, fiziksel bir eylemdir. Dilin, dudakların, ses tellerin o yabancı sesleri çıkarmak için antrenmana ihtiyaç duyar. Unutma, ezberlediğin 100 kelime, kurduğun 1 anlamlı cümleden daha değersizdir.

    Kural 2: Düzenlilik Kuralı (Her Gün Bir Damla)

    Şunu aklından çıkarma:

    İngilizce, bir haftada 10 saat çalışılıp sonra bir ay unutulan bir maraton değildir. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü gibidir.

    Bir konuşma partneri bulduğunda hedefin her gün saatlerce sohbet etmek olmasın. Asıl hedef, haftada 2-3 kez, 20-30 dakika bile olsa düzenli olarak konuşmak olmalı. Tıpkı bir bahçıvanın her gün bitkisine bir damla su vermesi gibi. O düzenli damlalar, zamanla bir orman yaratır.

    Kural 3: Aşamalı Gelişim (Spor Salonu Metaforu)

    Bu belki de en kritik kuralım.

    Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, kasların bir noktadan sonra gelişmez. İngilizce de böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadıkça yerinde sayarsın.

    Bulduğun partner seninle tıpatıp aynı seviyedeyse, bir süre sonra hep bildiğiniz konular etrafında dönersiniz. Bu seni zorlamaz. İdeal durum, seni anlayan ama senden bir tık daha iyi olan, sana farkında olmadan yeni bir kelime, yeni bir kalıp öğretebilecek birini bulmaktır. Seni sürekli o “5 kiloluk dambılı” bırakıp “7 kiloluk dambıla” geçmeye teşvik eden biri.

    Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hatalar, En İyi Dostundur)

    Hataların en iyi öğretmenindir, ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Nerede yanlış yaptığını anlamadan doğruyu bulamazsın.

    Bir partner bulduğunda, sohbetlerinizi kaydetmeyi teklif et (tabii ki iznini alarak). Sonra aç ve dinle. Bu başta biraz tuhaf gelebilir, biliyorum. Ama nerelerde “ıııı” diye takılıyorsun? Hangi kelimeyi sürekli unutuyorsun? Hangi sesi yanlış çıkarıyorsun? Bu analiz, sana özel bir ders programı sunar. Körlemesine ilerlemek yerine, pusulayla yol almak tam olarak budur.

    Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi

    Teori güzel, peki Kaptan, eyleme nasıl geçeceğiz? İşte sana adım adım, hemen bugün başlayabileceğin pratik bir rehber.

    1. Adım 1: Kendini Keşfet (Rotanı Belirle)

      • Seviyen Ne? Kendine karşı dürüst ol. Başlangıç mı, orta mı, ileri mi? Aradığın kişiyi buna göre belirlemelisin.
      • İlgi Alanların Ne? Sadece “İngilizce öğrenmek” ortak paydasıyla sohbet yürümez. Film, dizi, video oyunları, yemek, seyahat, teknoloji… Seni ne heyecanlandırıyor? Bu konular hakkında konuşabileceğin birini bulmak, sohbeti bir görev olmaktan çıkarıp keyifli bir aktiviteye dönüştürür.
      • Hedefin Ne? Sadece akıcı konuşmak mı? Yoksa iş sunumu yapmak mı? Belki de sadece yurt dışı seyahatinde derdini anlatmak. Hedefin, ne konuşacağını ve nasıl bir partner arayacağını belirler.
    2. Adım 2: Okyanusa Açıl (Arama Başlasın)

      • Dil Değişim Platformları: İnternette “language exchange” (dil takası) mantığıyla çalışan bir sürü ücretsiz site ve uygulama var. Sen birine Türkçe pratik yapma imkânı sunarsın, o da sana İngilizce. Burada sabırlı olmak gerektiğini unutma. Doğru kişiyi bulmak birkaç deneme yanılma gerektirebilir.
      • Hobi Grupları: Burası gizli bir hazine. Sevdiğin bir oyunun Discord sunucusu, hayranı olduğun bir dizinin Reddit başlığı (subreddit), bir fotoğrafçılık Facebook grubu… İlgi alanına yönelik uluslararası topluluklara dal. Zaten sevdiğin bir konu hakkında yazışırken veya sesli sohbete katılırken, farkında bile olmadan pratik yapmış olursun.
    3. Adım 3: Yapılandırılmış ve Garantili Yol (Profesyonel Kaptanlık)

      Yukarıdaki adımlar harikadır ama bazen insan deneme-yanılmayla vakit kaybetmek istemez. Belki de aradığın şey, sana sadece eşlik edecek bir yol arkadaşı değil, yolu senden daha iyi bilen profesyonel bir kaptandır.

      İşte bu noktada, eğer “Ben kendi başıma partner aramakla, program yapmakla, hatalarımı analiz etmekle uğraşmak istemiyorum, bana garantili, her şeyi düşünülmüş bir sistem lazım” diyorsan, bir yöntemden bahsetmem gerekiyor: Konuşarak Öğren.

      Bunu neden bu kadar net söylüyorum? Çünkü Konuşarak Öğren, internetten rastgele bir “konuşma partneri” bulmaktan çok daha farklı bir şey sunuyor. Bu, bir eğitim sistemi.

      • Gerçek Eğitmenler: Karşındaki kişi, İngilizce öğrenen başka bir öğrenci değil. Ana dili İngilizce olan, eğitmenlik tecrübesi bulunan ve Konuşarak Öğren’in ABD ofisinde çalışan profesyonel Amerikalı eğitmenler. Bu, kalitenin ve standardın tesadüfe bırakılmadığı anlamına geliyor.
      • Sana Özel Sabit Eğitmen: Sistemin güzelliği şu: Seviyene, hedeflerine ve en önemlisi ilgi alanlarına göre sana özel bir eğitmen atanıyor. Her derste farklı biriyle tanışma stresini yaşamıyorsun. Seni tanıyan, gelişimini takip eden, aranızda bir bağ oluşan kendi hocan oluyor.
      • Disiplin: En büyük sorunumuz olan “bugün aramasam mı acaba?” derdini kökünden çözüyor. Seçtiğin saatte eğitmenin seni arıyor. Bu, kapını çalan özel hoca gibi; kaçış yok! İşte bu düzenlilik, başarıyı garantiliyor.
      • Benzersiz Mentörlük Desteği: Belki de sistemi en farklı kılan şey bu. Sana özel atanan bir eğitim danışmanı (mentör), gelişimini düzenli olarak izliyor, raporlar sunuyor, zayıf olduğun noktaları belirliyor ve bunları güçlendirmen için sana özel bir yol haritası çiziyor. Yani biri seninle konuşurken, diğeri arka planda senin için en verimli rotayı planlıyor.
      • Yapılandırılmış Program: Dersler, “Nasılsın, iyi misin?” sohbetiyle geçmiyor. Hedefine yönelik hazırlanmış özel bir müfredat ve materyaller üzerinden ilerliyorsun. Bu da hem sosyalleştiğin hem de sistematik bir şekilde öğrendiğin anlamına geliyor.

      Kısacası, kendi gemini kendin yüzdürmek yerine, tecrübeli bir kaptanın yönettiği, rotası belli bir gemiye binmek gibi düşünebilirsin.

    Kaptanın Son Sözü

    İster kendi başına bir maceraperest gibi partnerini bul, ister profesyonel bir kaptanla yola çık; sonuçta değişmeyen tek bir gerçek var: O ilk adımı atmak zorundasın. O ilk “Hello” cümlesini kurmalısın.

    Bugün öğrendiğin her şeyi unutsan bile sadece şunu hatırla: İngilizce konuşmak bir varış noktası değil, bir yolculuk. Bu yolda tökezleyeceksin, bazen fırtınaya yakalanacaksın ama pes etmediğin sürece ilerleyeceksin. Çünkü kurduğun her yeni cümle, ufukta beliren yeni bir kara parçasıdır.

    Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. Rüzgârını bekleme, küreklere asıl.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Konuşurken çok heyecanlanıyorum ve utanıyorum, ne yapmalıyım?

    Cevap: Bu dünyadaki en doğal his. Kimse senden ilk denemede bir spiker gibi konuşmanı beklemiyor. Başlangıçta yazışarak başlayabilirsin. Partnerine durumunu dürüstçe söyle. “Biraz heyecanlıyım, hatalarım için şimdiden özür dilerim” demek bile üzerindeki baskıyı azaltır. Unutma, o da bir zamanlar senin geçtiğin yollardan geçti.

    Soru 2: Ücretsiz pratik yapmak varken neden ücretli bir programa yöneleyim?

    Cevap: Harika bir soru. Ücretsiz pratik, araba kullanmayı bir arkadaşından öğrenmek gibidir; işe yarayabilir ama riskleri var. Arkadaşın her zaman müsait olmayabilir, sana farkında olmadan yanlış bir şey öğretebilir veya bir süre sonra sabrı tükenebilir. Konuşarak Öğren gibi profesyonel bir program ise, ehliyet kursuna gitmeye benzer. Sana sertifikalı bir eğitmenle, belirli bir müfredatla, düzenli saatlerde ve en önemlisi gelişimini takip eden bir sistemle eğitim sunar. Biri hobi, diğeri ise hedefe yönelik bir yatırımdır.

    Soru 3: Partnerim benden daha kötü İngilizce konuşuyorsa bu bana zarar verir mi?

    Cevap: Doğrudan zarar vermez ama faydası çok sınırlı olur. Elbette birileriyle konuşmak, hiç konuşmamaktan iyidir. Ancak “Spor Salonu Metaforu”nu hatırla: Kaslarının gelişmesi için ağırlığı artırman gerekir. Sürekli senden daha az bilen biriyle konuşmak, seni konfor alanında tutar ve bir süre sonra gelişimini durdurur. İlerleme kaydetmek için seni bir tık zorlayacak, sana yeni bir şeyler katacak bir partnere veya profesyonel bir eğitmene ihtiyacın var.

  • Konuşurken doğru kelimeleri bir türlü bulamıyorum, ne yapmalıyım?

    Konuşurken doğru kelimeleri bir türlü bulamıyorum, ne yapmalıyım?

    Aklınızdaki İngilizce, Dilinizin Ucuna Neden Gelmiyor? Çözüm Pusulası

    Aklınızdaki İngilizce, Dilinizin Ucuna Neden Gelmiyor? Çözüm Pusulası

    Merhaba,

    O anı biliyorum. Hem de ne kadar iyi biliyorum… Kafanızda harika bir cümle var, tam kendinizi ifade edeceksiniz, o cuk oturan kelimeyi söyleyeceksiniz ama… puf, yok. Dilinizin ucunda ama sanki bir sis perdesinin ardında. Mecburen daha basit, daha sıradan bir kelimeyle idare ediyorsunuz ve içinizde o tanıdık hayal kırıklığı:

    “Yahu ben bu kelimeyi biliyordum!”

    Yalnız değilsiniz, inanın bana. 25 yıllık öğretmenlik hayatımda bu hissi yaşamayan öğrencim neredeyse olmadı.

    Hemen söyleyeyim, bu durumun ne zekanızla ne de hafızanızla bir ilgisi var. Sorun büyük ihtimalle, şimdiye kadar izlediğiniz yanlış antrenman metotlarında yatıyor. Yıllarca önünüze kelime listeleri koydular, “ezberle” dediler, değil mi? O listeleri bir türlü aklınızda tutamadığınızda hissettiğiniz çaresizliği de tahmin edebiliyorum.

    Ama bugün o listeleri bir kenara bırakma günü. Bugün size sadece bilgi vermeyeceğim, bir yol haritası çizmeye çalışacağım. Bu yazıyı bitirdiğinizde, o sis perdesini nasıl aralayabileceğinizi ve aklınızdaki kelimeleri dilinize nasıl daha rahat getirebileceğinizi umuyorum ki daha net göreceksiniz.

    Hazırsanız, şu İngilizce pusulasını bir ayarlayalım bakalım.

    Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorusu

    Yola çıkmadan, sıkça sapılan yanlış patikaları bir aydınlatalım. Eğer bu yollardan birindeyseniz, hiç dert etmeyin. En tecrübeli kaptanlar bile rotadan şaşar. Mesele, durumu fark edip dümeni doğru yöne kırmak.

    • Kelime Mezarlığı Tuzağı: Binlerce kelimelik listeleri ezberlemeye çalışmak, kelimeleri bir mezarlığa gömmeye benzer. O kelimeler canlı değildir, bir bağlamı, bir ruhu yoktur. “Abundant” kelimesini deftere “bol, çok” diye yazıp geçmekle, “The forest was abundant with wildlife” (Orman, yaban hayatı bakımından zengindi) cümlesini zihinde canlandırmak arasında dağlar kadar fark var.
    • Pasif İzleyici Sendromu: Saatlerce dizi izlemek, müzik dinlemek şahane. Ama bu, tribünde oturup maç izlemek gibi. Sahaya inip o topa vurmadıkça asla futbolcu olamazsınız. Dil öğrenmek de böyledir; sadece “tüketerek” değil, biraz da “üreterek” gelişir.
    • Mükemmeliyetçilik Felci: “Ya yanlış söylersem?”, “Ya elaleme rezil olursam?” korkusu… Bu korku, İngilizcenizin etrafına örülmüş en kalın duvardır. Hata yapmaktan korktuğunuz için susar, sustuğunuz için de gelişemezsiniz. Tam bir kısır döngü. Unutmayın, ana dili İngilizce olanlar bile her gün dilbilgisi hataları yapıyor, hem de ne hatalar!

    Bu senaryolar tanıdık geldi mi? Cevabınız “evet” ise, harika! Çünkü sorunu tespit etmek, çözümün yarısıdır derler.

    Benim Pusulam: İşe Yaradığını Gördüğüm 4 Temel Kural

    Yıllar boyunca o kadar çok öğrencinin gelişimini izledim ki, başarıya ulaşanların neredeyse istisnasız uyguladığı bazı ortak noktalar olduğunu fark ettim. Ben bunlara “Pusula Kuralları” diyorum. Belki sizin de yolunuzu aydınlatır.

    Kural 1: Pratik > Teori (Artık Direksiyona Geç!)

    Kitaplar size yol haritasını verir, ama arabayı siz kullanırsınız. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Kelimeler de kullanılmayı bekleyen aletler gibidir. Bir alet çantasında kilitli durmalarının kimseye faydası olmaz. Öğrendiğiniz her yeni kelimeyi, o gün içinde basit bir cümlede kullanmaya çalışın. Kendi kendinize konuşun, evdeki kediye, çiçeğe gününüzü özetleyin. Kulağa komik geldiğinin farkındayım ama müthiş işe yarar. Unutmayın, beynimiz akıllı bir bahçıvan gibidir; sık suladığınız, ilgilendiğiniz bilgiyi yaşatır, unuttuklarınızı ise kurumaya bırakır.

    Kural 2: Düzenlilik (Maraton Değil, Sağlık Yürüyüşü)

    İngilizce, bir haftada 10 saat çalışıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton koşusu değildir. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüne benzer. Beynimiz de kaslarımız gibidir; düzenli ve tutarlı uyarana en iyi cevabı verir. Bir gün 3 saat abanıp 5 gün ara vermek yerine, her gün sadece 15-20 dakika bilinçli pratik yapmak çok daha kalıcı sonuçlar doğurur. Bu 15 dakikada ne mi yapacaksınız? Birazdan… Ama önce şu kuralı benimseyin:

    İstikrar, yoğunluktan her zaman daha güçlüdür.

    Kural 3: Aşamalı Gelişim (Spor Salonu Prensibi)

    Bu, belki de en kritik mesajım. Spor salonuna gittiğinizi düşünün. Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsanız kaslarınız bir noktadan sonra gelişmez. Gelişmek için 7 kiloyu, sonra 10 kiloyu denemek zorundasınızdır. Zorlanırsınız, terlersiniz ama kaslar ancak böyle büyür. İngilizce de tıpatıp böyledir. Sürekli bildiğiniz 300 kelime ve 3 zaman kipi içinde dönüp durursanız, yerinizde sayarsınız. Konfor alanınızın bir tık dışına çıkmanız şart. Hep “very good” mu diyorsunuz? Bir sonrakinde “excellent” veya “fantastic” demeyi deneyin. Daha önce kullanmadığınız bir bağlacı cümlenize ekleyin. Hata yapmaktan korkmayın! O 10 kiloluk dambılı ilk kaldırdığınızda da zorlanmıştınız, değil mi? Bu da aynısı.

    Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hatalarınız En İyi Dostunuzdur)

    Hatalarınız, en iyi öğretmenlerinizdir; tabii onları dinlemeyi bilirseniz. Herkesin öğrenme yolu parmak izi gibi farklıdır. Arkadaşınızın metodu size uymayabilir. Önemli olan kendi yanlışlarınızı anlamaktır. “Neden burada ‘in’ yerine hep ‘at’ kullanıyorum?”, “Bu kelimeyi niye bir türlü aklımda tutamıyorum?” gibi sorular sorun kendinize. İşte bu noktada, yaptığınız hataları size gösterecek, sizi düzeltecek ve doğruya yönlendirecek bir rehberin olması işleri inanılmaz kolaylaştırır.

    Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi

    “Tamam hocam, felsefeyi anladık da somut olarak ne yapacağım?” dediğinizi duyar gibiyim. İşte hemen bugün başlayabileceğiniz birkaç öneri:

    1. Adım: Kelime Avcılığı (Kendi Koleksiyonunuzu Oluşturun)

    Kelimeleri listelerden değil, bizzat hayattan toplayın.

    • İzlediğiniz dizinin bir bölümünden hoşunuza giden 3 ifadeyi not alın.
    • Okuduğunuz bir makaleden anlamını bilmediğiniz ama cümlenin akışını değiştiren 2 kelimeyi seçin.
    • Dinlediğiniz bir şarkıdan kulağınıza takılan 1 deyimi yakalayın.

    Bu kelimelerin artık sizin için bir anısı, bir bağlamı var. Onlar artık “sizin” kelimeleriniz.

    2. Adım: Bağlam İçinde İnşa Etme (Kendi Cümlelerinizi Kurun)

    “Acquire” kelimesini “elde etmek” diye yazıp bırakmayın. O kelimeyle kendi hayatınızdan bir cümle kurun.

    • Örneğin: “I need to acquire new skills for my job.” (İşim için yeni beceriler edinmem gerekiyor.)

    Bu cümle sizin gerçeğiniz olduğu için, kelime de beyninize daha sağlam yerleşir. Her yeni kelime için 1-2 kişisel cümle üretin.

    3. Adım: Aktif Çağırma (Sahaya Çıkma Vakti!)

    İşte en önemli ve en çok ihmal edilen adım: bilgiyi beyinden geri çağırma pratiği.

    • Kendinizle Konuşun: Odanızı, yaptığınız yemeği, gün içinde olanları basit İngilizce cümlelerle sesli olarak anlatın.
    • Gölgeleme (Shadowing): Kısa bir ses kaydı (15-30 saniye) bulun ve konuşmacıyla aynı anda, onun tonlamasını ve hızını taklit ederek tekrar edin. Bu, kelimelerin ağzınızdan daha akıcı çıkmasına mucizevi şekilde yardım eder.
    • Gerçek Konuşma Pratiği: İşte tüm bu adımların zirveye ulaştığı nokta. Bir insanla konuşmak. Evet, en korkutucu ama aynı zamanda en geliştirici olan da bu.

    Bu noktada öğrencilerimden hep aynı soruyu duyarım: “İyi de hocam, kiminle konuşacağım?” Haklı bir soru. İşte burada doğru sistemi veya ortamı seçmek hayati önem taşıyor. Piyasada bir sürü seçenek var, çoğunu da yıllar içinde inceledim. Fakat öğrencilerimde en tutarlı sonuçları gördüğüm ve benim de gönül rahatlığıyla tavsiye ettiğim bir sistem var: Konuşarak Öğren platformu.

    Neden mi? Çünkü yukarıda anlattığım tüm felsefeyi neredeyse bire bir uygulayan bir yapı kurmuşlar.

    • Gerçek Eğitmenler: Karşınızdaki kişi, sadece anadili İngilizce olan biri değil, size nasıl öğreteceğini bilen, eğitmen lisanslı Amerikalı profesyoneller. Bu, alacağınız geri bildirimin kalitesini tamamen değiştiriyor.
    • Size Özel Sabit Eğitmen: Her derste farklı biriyle “Bugün ne konuşsak?” stresi yaşamıyorsunuz. Seviyenize göre atanan sabit eğitmeninizle bir bağ kuruyorsunuz. Bu, tıpkı sizi tanıyan ve her antrenmanda “Hadi bugün 7 kiloyu deneyelim” diyen kişisel antrenörünüz gibi, sizi her derste bir tık ileri taşımasını sağlıyor.
    • Disiplin ve Düzen: En büyük düşmanımız olan erteleme huyuna karşı harika bir çözüm. Sizin belirlediğiniz saatte eğitmeniniz sizi arıyor. Tıpkı evinize gelen özel öğretmen gibi. Bu da o “Her gün sağlık yürüyüşü” kuralını hayatınıza sokmanın en garantili yolu.
    • Mentörlük Sistemi: Benim için bu sistemi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri de bu. Sadece konuşup dersi bitirmiyorsunuz. Size atanan özel bir mentör gelişiminizi takip ediyor, raporlar sunuyor ve zayıf noktalarınızı güçlendirmeniz için size destek oluyor. Bu, “Hata Analizi” kuralının kusursuz bir uygulaması.
    • Yapılandırılmış Program: Rastgele sohbet etmiyorsunuz. Hedeflerinize yönelik özel bir eğitim programını ve materyallerini takip ediyorsunuz. Bu da size hem özgürlük hem de güvenli bir çerçeve sunuyor.

    Kısacası, kelimelerin dilinizin ucuna gelmesi için gereken her şey; düzenli pratik, anında geri bildirim, sizi zorlayan bir rehber ve kişisel takip, bu sistemde bir araya getirilmiş gibi duruyor.

    Toparlayacak Olursak…

    Sevgili arkadaşım, konuşurken doğru kelimeleri bulamamanızın sebebi hafızanız değil, metodunuz. Kelimeler ezberlenmez, onlarla yaşanır. Onlar sizin hikayenizin, düşüncelerinizin bir parçası haline gelmelidir.

    Bu yolculukta pusulanızı doğru ayarlarsanız, yani pratiği, düzenliliği, kendinizi zorlamayı ve hatalarınızdan öğrenmeyi ilke edinirseniz, o dilinizin ucundaki kelimelerin bir bir döküldüğünü göreceksiniz. Bu bir sihir değil, doğru ve istikrarlı çalışmanın doğal bir sonucu.

    Unutmayın, bu sizin yolculuğunuz. İlk adımı atmak da size kalmış.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Günde kaç kelime öğrenmeliyim?

    Cevap: Sayılara takılmayın, kaliteye odaklanın. Günde 20 kelimeyi ezberleyip ertesi gün unutmaktansa, 3 yeni kelimeyi alıp onlarla cümle kurmak, onları gün içinde kullanmaya çalışmak çok daha değerlidir. Az ama öz kuralını hatırlayın.

    Soru 2: Konuşurken çok heyecanlanıyorum ve her şeyi unutuyorum, ne yapmalıyım?

    Cevap: Bu o kadar normal ki! Çözüm, güvenli bir alanda pratik yapmak. Kimsenin sizi yargılamayacağı, hatalarınızın gelişiminizin bir parçası olarak görüleceği bir ortamda başlamak en iyisidir. Sizi anlayan sabit bir eğitmenle düzenli konuşmak, bu heyecanı zamanla yenmenizi sağlayacaktır. Unutmayın, her usta bir zamanlar çıraktı.

    Soru 3: Aksanım kötü diye konuşmaktan çekiniyorum. Bu bir sorun mu?

    Cevap: Kesinlikle değil! Aksan, sizin kimliğinizin bir parçasıdır. Dünyada yüzlerce farklı İngilizce aksanı var. Önemli olan aksanınızın “mükemmel” olması değil, kelimeleri anlaşılır bir şekilde telaffuz etmenizdir. İletişimin temeli anlaşılmaktır, aksansız olmak değil. Kendinize bu konuda haksızlık etmeyin.

  • “Dil öğrenme yeteneğim yok” önyargısını nasıl kırabilirim?

    “Dil öğrenme yeteneğim yok” önyargısını nasıl kırabilirim?

    “Bende Dil Kulağı Yok” Yalanına Son: İngilizce Öğrenmek Yetenek Değil, Alışkanlık Meselesi

    “Bende Dil Kulağı Yok” Yalanına Son: İngilizce Öğrenmek Yetenek Değil, Alışkanlık Meselesi

    Merhaba yol arkadaşım,

    Gel, şöyle bir kahve al yanına da iki lafın belini kıralım. Neredeyse çeyrek asırdır bu yolda binlerce yolcuya rehberlik ettim. Gözleri parlayarak “Başardım hocam!” diyenleri de gördüm, omuzları çökük bir halde “Hocam, bende o yetenek yok galiba,” diye fısıldayanları da… Eğer sen de kendini ikinci gruba daha yakın hissediyorsan, bu yazı senin için. O hissettiğin çaresizliği, kelime listelerinin başında sızıp kalmaları, gramer kuralları arasında kaybolmuşluk hissini o kadar iyi biliyorum ki…

    Ama sana bir sır vereyim mi? Şu meşhur “dil yeteneği” dediğimiz şey, bana kalırsa modern zamanların en büyük efsanelerinden biri. Tıpkı o gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların sihirli bir şekilde beynine işlemeyeceği gibi -ki bizzat denedim, çalışmıyor- “yetenek” de doğuştan gelen sihirli bir değnek değil.

    Bu yazıda sana ezber bozan birkaç fikirden, yılların tecrübesiyle damıttığım yöntemlerden bahsedeceğim. Umudum o ki, bu yolculuğun sonunda “yapamıyorum” demeyi bırakıp, “nasıl daha iyi yaparım?” diye sormaya başlayacaksın.

    Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım!

    Yaygın Yanılgılar ve Şu Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunsalı

    Önce bir yüzleşelim. Sence neden bir türlü ilerleyemiyorsun? Büyük ihtimalle, farkında bile olmadan şu tuzaklardan birine düşmüşsündür:

    • Mükemmeliyetçilik Tuzağı: “Önce tüm grameri bir halledeyim, sonra konuşmaya başlarım.” Bu, ehliyet kursunda “Önce trafik kurallarının hepsini ezberleyeyim, sonra direksiyon sınavına girerim,” demek gibi bir şey. Sonu gelmez bir bekleyiştir ve asla o direksiyona oturamazsın.
    • Kelime Mezarlığı Tuzağı: Önüne A’dan Z’ye kelime listeleri alıp onları ezberlemeye çalışmak, bir telefon rehberini ezberleyip sosyalleşmeyi ummaya benziyor. Anlamsız, sıkıcı ve inanılmaz verimsiz. Kelimeler tek başlarına birer ceset gibidir. Onları canlandıran şey, cümlenin içindeki hayatları, yani bağlamlarıdır.
    • “Büyük Başlangıç” Tuzağı: Bir hevesle başlayıp bir hafta boyunca günde 3 saat çalışmak, sonra bir ay boyunca kitaba elini sürmemek… Bu, bir sporcu için yapılabilecek en kötü şeydir. Kasların tam ısınmışken onları terk edersin ve bir sonraki denemede her şeye yeniden, en baştan başlarsın.

    Kulağa tanıdık geliyor mu? Endişelenme, bu yollardan neredeyse herkes geçti. Mesele, yanlış yolda olduğunu fark edip rotayı yeniden çizebilmekte.

    Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Kural

    Yıllar içinde, başarılı olan her öğrencimde istisnasız olarak gözlemlediğim 4 temel prensip var. Bunlar benim pusulamın iğneleridir. Lütfen bunları bir kenara, aklının bir köşesine not al.

    Kural 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geçme Vakti)

    Kitaplar sana yol haritasını verir, evet. Ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. İngilizce de tastamam böyledir. “Present Perfect Tense”in 12 farklı kullanım alanını ezbere bilmek sana İngilizce konuşturmaz. Ama o yapıyı kullanarak sevdiğin bir film hakkında şöyle demek, işte o sana İngilizceyi öğretir:

    “I have seen this movie three times” (Bu filmi üç kez izledim)

    Bilgi, ancak kullanıldığında beceriye dönüşür. Bu cümle basit görünebilir ama tüm sır burada saklı.

    Kural 2: Damlaya Damlaya Göl Olur (Her Gün 15 Dakika Kuralı)

    İngilizce, bir haftada 10 saat çalışılıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton koşusu değil. Tam tersine, her gün yapılan 15 dakikalık bir sağlık yürüyüşüdür. Beynimiz, düzenli ve tekrarlanan uyarılara bayılır. Her gün sadece 15 dakika İngilizce bir podcast dinlemek, bir şeyler okumak veya konuşmaya çalışmak, ayda bir yapılan 5 saatlik yoğun bir kamptan katbekat daha etkilidir. O 15 dakikalar birikir, beyindeki sinir ağlarını güçlendirir ve bir bakmışsın, o yavaş yürüyüş keyifli bir koşuya dönüşmüş.

    Kural 3: O 5 Kiloluk Dambılı Bırak Artık! (Gelişim Prensibi)

    Bu, belki de en kritik mesajım. Düşün ki spor salonuna gidiyorsun. Aylarca her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, kasların bir noktadan sonra neden gelişsin ki? İngilizce de böyledir. Sürekli anladığın en kolay seviyedeki çizgi filmleri izlemek rahat hissettirir ama seni bir adım öteye taşımaz. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece, yerinde sayarsın. Anladığın bir metnin içinde anlamadığın 3-4 yeni kelime olmalı. Dinlediğin bir podcast’te bazı cümleleri kaçırmalısın. İşte o kaçırdığın, seni zorlayan yerler, senin gelişim alanlarındır. Unutma, seni zorlayan şey, seni geliştiren şeydir.

    Kural 4: Hataların Senin En İyi Dostundur (Hata Analizi Metodu)

    “I go to school yesterday” mi dedin? Harika! Panik yapma, yüzün kızarmasın. Bu hata, aslında beyninin sana gönderdiği bir sinyal: “Dostum, geçmiş zaman için ‘go’ fiilinin ikinci hali olan ‘went’ kelimesini henüz oturtamadık.” Hataların, onları dinlemeyi bilirsen en iyi öğretmenindir. Yaptığın hatayı fark et, doğrusunu öğren (“Haa, ‘went’ olacaktı…”) ve bir sonraki sefere “I went to school yesterday” demeye çalış. Kendi yanlışlarını anlamadan, doğru yolu nasıl bulabilirsin ki?

    Peki, Nereden Başlayacağız? İşte Sana Bir Yol Haritası

    “Tamam hocam, anladım da… Nereden başlayacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana somut, uygulanabilir birkaç adım.

    1. Adım 1: Keşfet (Kendi Haritanı Çıkar)

      Unut o sıkıcı ders kitaplarını bir anlığına. Senin ilgi alanın ne? Video oyunları mı? Yemek yapmak mı? Tarihi diziler mi?

      • Hemen bugün: Sevdiğin bir alanda, İngilizce altyazılı bir YouTube videosu izle.
      • Hedefin: Gramer kurallarını bulmak değil, sadece keyif almak! Konunun akışına kapıl. Anlamadığın kelimeler olacak, olsun! Bu, “dambılı” biraz ağırlaştırmak demek.
    2. Adım 2: İnşa Et (Her Güne Bir Tuğla Koy)

      Şimdi minik alışkanlıklar inşa etme zamanı.

      • İlk iş: Telefonunun dilini İngilizce yap. Sadece bu bile seni her gün onlarca yeni kelimeye ve kalıba maruz bırakacak.
      • Her gün: O gün izlediğin videodan veya okuduğun bir haberden sadece tek bir tane ilginç cümle seç ve bir kenara not al. Neden o cümleyi sevdiğini düşün. Yapısı mı, içindeki bir kelime mi hoşuna gitti?
      • Her hafta: Sadece 5 yeni kelime öğrenmeyi hedefle. Ama listeden değil! Cümlenin içinden, bağlamıyla birlikte. O kelimeyi kullanarak kendince basit bir cümle kur.
    3. Adım 3: Sahaya Çık (Korkmadan Konuş!)

      Tüm bu hazırlık aslında tek bir amaç içindi: Konuşmak. İşte bisikleti sürmeyi öğrendiğin an burası. Teorik bilgi birikimi, ne yazık ki tek başına seni konuşturmaya yetmez. Konuşmak, en iyi konuşarak öğrenilir.

      Bu konuda yıllardır gözlemlediğim en etkili yöntem, birebir, düzenli ve programlı bir şekilde konuşma pratiği yapmak. Rastgele birileriyle sohbet etmek başlangıçta hem korkutucu hem de verimsiz olabiliyor. İşte tam bu noktada, benim bu konudaki tavsiyem, özellikle sunduğu sistemden dolayı her zaman Konuşarak Öğren oldu. Neden mi?

      Çünkü bu sistem, o “yetenek” efsanesini temelden yıkan bir yapı sunuyor gibi geliyor bana:

      • Seni Tanıyan, Sabit Bir Eğitmen: Karşında seni yargılamayan, hatalarını gelişim fırsatı olarak gören, eğitmen lisanslı bir Amerikalı düşün. Üstelik her derste farklı biri değil, senin seviyeni, ilgi alanlarını, hatta hangi şakalara güldüğünü bilen sabit bir eğitmenle ilerliyorsun. Bu, o “acaba yanlış bir şey der miyim” gerginliğini ortadan kaldıran paha biçilmez bir güven ortamı yaratıyor.
      • “Erteleyememe” Lüksü: En büyük sorunumuz olan “erteleme” huyunu ortadan kaldırıyor. Seçtiğin saatte eğitmenin seni arıyor. “Bugün havamda değilim” deme şansın pek kalmıyor. Tıpkı evinize gelen bir özel öğretmen gibi, seni o masaya oturtuyor.
      • Yol Koçluğu: Bu sistemin belki de en can alıcı noktası bu. Sana atanan özel bir mentör, gelişimini sürekli takip ediyor, raporlar sunuyor ve “Hocam şurada zorlanıyorum” dediğinde, o zayıf alanı güçlendirmen için sana özel bir yol haritası çiziyor. Bu, “Ne yapacağımı bilmiyorum” çaresizliğini tamamen ortadan kaldıran ve bildiğim kadarıyla sadece Konuşarak Öğren’de olan bir özellik.
      • Yapılandırılmış İlerleme: Dersler, “hadi bugün havadan sudan konuşalım” şeklinde değil. Hedefine yönelik özel bir eğitim programı ve müfredatı takip ediliyor. Bu da yaptığın pratiğin seni hedefine adım adım yaklaştırmasını sağlıyor.

    Kaptanın Son Sözü

    Gördüğün gibi, mesele “yetenekli” veya “yeteneksiz” olmak değil. Mesele, doğru pusulaya sahip olmak, doğru yöntemleri uygulamak ve en önemlisi, kendine bir şans vererek o ilk adımı atmak. İngilizce aşılması gereken bir dağ değil, yürürken keyif alacağın bir patika. Bazen yorulacak, bazen duraksayacaksın ama yolda kalmaya devam ettiğin sürece o güzel manzaraya mutlaka ulaşacaksın.

    Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık sende. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Sıfırdan başlıyorum, bu yöntemler benim için de geçerli mi?

    Cevap: Kesinlikle! Hatta en çok senin için geçerli. Yolun en başında sıkıcı gramer kurallarına boğulmak yerine, sevdiğin konularla ve keyif alarak başlamak, İngilizce ile aranda pozitif bir bağ kurmanı sağlar. Bu, atılabilecek en sağlam temeldir.

    Soru 2: Konuşurken çok utanıyorum ve hata yapmaktan korkuyorum, ne yapmalıyım?

    Cevap: Bu o kadar doğal bir his ki! İşte bu yüzden Konuşarak Öğren gibi programlarda, seni tanıyan sabit bir eğitmenle çalışmak çok değerli. O, senin bir öğrenci olduğunu biliyor; görevi seni yargılamak değil, sana hata yapabileceğin güvenli bir alan sunmak. Unutma, en iyi yüzücüler bile suya girmeden, bol bol su yutmadan öğrenemedi.

    Soru 3: Günde ne kadar zaman ayırmalıyım? Sihirli bir süre var mı?

    Cevap: Sihirli bir süre yok, sihirli olan şey düzenlilik. Günde 15 dakika ile başla. Ama o 15 dakika, her gün olsun. Baktın keyif alıyorsun, zaten o süre kendiliğinden 20-25 dakikaya çıkacaktır. Önemli olan sürenin uzunluğu değil, her gün o “İngilizce kasını” bir şekilde çalıştırman.

  • İngilizce öğrenmek ne kadar sürer? Gerçekçi bir zaman çizelgesi nasıl oluşturulur?

    İngilizce öğrenmek ne kadar sürer? Gerçekçi bir zaman çizelgesi nasıl oluşturulur?

    İngilizce Ne Kadar Sürede Öğrenilir? O Sayıları Unut, Pusulayı Elinize Al Yeter

    İngilizce Ne Kadar Sürede Öğrenilir? O Sayıları Unut, Pusulayı Elinize Al Yeter

    Merhaba yol arkadaşım,

    Öğretmenlikte çeyrek asrı devirdim, herhalde en çok duyduğum soru şudur: “Hocam, İngilizce ne kadar sürer?” Bu soru bazen bir umutla, bazen bıkkınlıkla, bazen de bu işi bir an önce “bitirip” kurtulma telaşıyla gelir. Eğer bu sorunun cevabını arayanlardansan, doğru yere geldin diyebilirim.

    Peşinen söyleyeyim, bende “3 ayda B2 ol”, “6 ayda akıcı konuş” gibi sihirli formüller yok. Öyle haplar satılmıyor. Ama çantamda ondan çok daha kıymetli bir şey var: binlerce öğrencinin bata çıka ilerlediği yollardan süzülmüş, işe yarayan, gerçek bir pusula. Bu yazı bittiğinde, o meşhur sorunun neden pek de anlamlı olmadığını, asıl neyi sorman gerektiğini daha iyi anlayacaksın.

    Hazırsan, şu pusulayı bir ayarlayalım bakalım.

    O Tanıdık Senaryolar ve “Neden Olmuyor?” Sorunsalı

    Önce bir kendimize karşı dürüst olalım. Hangisi sana daha tanıdık geliyor?

    • Şu meşhur Pazartesi başlangıçları: Gazla başlanır, bir defter dolusu kelime yazılır, salı günü yarısı unutulur, çarşamba günü ise defter “yarın bakarım” diye kenara konur.
    • Gramer denizinde boğulma hali: “Present Perfect” ile “Past Perfect” arasındaki yedi farkı saysan da, biri sana “How are you?” deyince, o malum “I’m fine, thank you. And you?” kalıbının dışına bir türlü çıkamazsın.
    • “Anlıyorum ama konuşamıyorum” klasiği: Saatlerce dizi izler, şarkı dinlersin. Sanki her şeyi anlıyorsun gibidir. Ama ağzını açıp iki lafı bir araya getirme anı gelince, beyindeki bütün İngilizce kelimeler adeta buharlaşır.

    Tanıdık geldi, değil mi? Geliyorsa bil ki yalnız değilsin. Hemen her öğrenci bu fırtınalı sulardan geçer. Sorun büyük ihtimalle sende değil, izlediğin rotada. İşte o rotayı şaşırtan birkaç sığlık:

    • Sihirli Hap Beklentisi: İngilizce öğrenmek bir bina inşa etmektir, bir gecede kurulan bir çadır değil. Hemen sonuç beklemek, hayal kırıklığının en garanti yoludur.
    • Ezbercilik Tuzağı: Kelime listelerini ezberlemek, telefon rehberini ezberleyip “tüm şehri tanıyorum” demeye benzer. Bağlamı olmayan kelime, ruhu olmayan bir harf yığınıdır.
    • Konfor Alanı Tembelliği: Sürekli aynı seviyede, bildiğin şeyleri tekrar etmek. Bu insana kendini iyi hissettirir, güvende hissettirir ama bir milim ilerletmez. Evet, o gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların beyne aktığı falan yok, bizzat denedim, olmuyor.

    Benim Pusulam: Dört Basit Kural

    Yıllar boyunca öğrencilerimin ne zaman parladığını, ne zaman duvara tosladığını izledim. Gördüm ki bu işin sırrı ne süper zeka ne de fotografik hafıza. Başarı, birkaç basit ama güçlü prensibi hayata geçirmekten ibaret. İşte benim pusulamın gösterdiği dört yön:

    Kural 1: Direksiyona Geçmeden Şoför Olunmaz (Pratik > Teori)

    Düşün ki piyasadaki en iyi araba kullanma kitabını yalayıp yuttun. Trafik kurallarını, vitesin yerini, her şeyi biliyorsun. Bu seni şoför yapar mı? Mümkün değil. İngilizce de tastamam böyledir. Kitaplar sana yol haritasını verir, ama o arabayı kullanacak olan sensin. Gramer kurallarını bilmek elbette önemli, ama o kurallarla oynayıp cümle kurmadıkça, hata yapıp kendini düzeltmedikçe, o bilgi sadece teorik bir yük. Konuş. Yanlış olsun. Eksik olsun. Hatta komik olsun. Ama ne olursa olsun o ağızdan bir şeyler çıksın.

    Kural 2: Maraton Koşma, Her Gün Yürü (Düzenlilik Kuralı)

    Yapılan en büyük hatalardan biri şudur: Bir gün gaza gelip 5 saat çalışmak, sonra bir hafta kitaba el sürmemek. Bu, kaslarınıza şok etkisi yapar belki ama geliştirmez.

    İngilizce, haftada bir koşulan bir maraton değil; her gün atılan 15 dakikalık bir adımdır.

    Beynimiz yeni bir beceriyi benimsemek için sürekli ve tutarlı uyarana ihtiyaç duyar. Her gün sadece 15 dakika, haftada bir oturuşta yapılan 2 saatlik çalışmadan inanın kat kat daha etkilidir. O 15 dakikayı gününün bir kör noktasına yerleştir. Kahveni içerken, otobüste, uyumadan önce… Ama o zinciri kırma.

    Kural 3: Hep Aynı 5 Kiloluk Dambılı Kaldırma (Aşamalı Gelişim)

    Spor salonuna gittiğini düşün. Eğer her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, bir süre sonra kasların buna alışır ve gelişimin durur. İngilizce de böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın. Sürekli çok iyi anladığın bir diziyi tekrar izlemek elbette keyiflidir. Ama gelişim, o rahatsızlık hissettiğin anda başlar. Anlamadığın bir kelimeyle karşılaştığında, kuramadığın bir cümleye kafa yorduğunda beynin yeni yollar açmaya başlar. Kendini biraz zorla. Anlama oranının %70-80 olduğu içeriklere yönel. Seni hafiften terleten alıştırmalar yap. Gelişim, o ter damlalarında gizlidir.

    Kural 4: Hatalarını Çöpe Atma, Onlar Senin Notların (Kişiselleştirme ve Hata Analizi)

    İnanın bana, en hızlı ilerleyen öğrencilerim en çok hata yapanlardı. Neden? Çünkü denemekten korkmuyorlardı. Hataların senin en iyi öğretmenin, ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Kendi yanlışlarını anlamadan doğru yolu bulman pek mümkün değil. Bir cümle kurdun ve yanlış oldu. Harika! Fırsat bu fırsat. Neden yanlış yaptın? Hangi kuralı atladın? Doğrusu ne olmalıydı? İşte bu küçük analiz, o hatayı kalıcı olarak düzeltmeni sağlar. Herkesin öğrenme yolu, parmak izi gibi kendine özgüdür. Arkadaşında işe yarayan yöntem sende yaramayabilir. Kendi hatalarının kaydını tut, kendi yolunu çiz.

    Peki, Şimdi Ne Yapacağız? Gerçekçi Bir Yol Haritası

    “Hocam iyi güzel de, nereden başlayacağız?” dediğini duyar gibiyim. Tamam, teoriyi pratiğe dökelim. Bu, “X ayda İngilizce” planı değil, “Sürdürülebilir Gelişim” planıdır.

    1. Adım: Neredeyim, Nereye Gidiyorum? (Keşif)

    • Dürüst Seviye Tespiti: Şu an neredesin? İnternetteki CEFR (A1, A2, B1…) testlerinden birini çöz. Ama kendini kandırma. Sonuç ne çıkarsa çıksın, başlangıç noktan orası.
    • O Asıl “Neden?” Sorusu: Bu dili niye öğrenmek istiyorsun? İş yerinde sunum yapmak için mi? Dünyayı gezmek için mi? Yabancı biriyle sohbet edebilmek için mi? Cevabın, hem motivasyonun hem de rotan olacak. “İş sunumu yapmak” ile “arkadaşla sohbet etmek” hedeflerinin çalışma stilleri farklıdır.
    • Gerçekçi Zaman Ayır: Haftada kaç saat ayırabilirsin? Dürüst ol. Asla tutulmayacak “haftada 5 saat” vaadindense, her gün tutulacak bir “15 dakika” sözü çok daha değerlidir.

    2. Adım: Kendi Programını Oluştur (Uygulama)

    Haftalık bir plan yap. Ama sıkıcı bir ders programı gibi değil. Dört temel beceriyi (dinleme, okuma, konuşma, yazma) dengeli bir şekilde serpiştir. Mesela:

    • Pazartesi (Dinleme): İlgini çeken bir konuda 10 dakikalık bir podcast veya YouTube videosu.
    • Salı (Okuma): Hobinle ilgili kısa bir blog yazısı oku. Anlamadığın 3 kelimeyi not al.
    • Çarşamba (Yazma): O öğrendiğin 3 kelimeyi kullanarak gününle ilgili 2-3 cümle yaz.
    • Perşembe (Konuşma): O gün ne yaptığını aynaya bakarak veya sesini kaydederek anlat.
    • Cuma (Keyif): Altyazılı bir film veya dizi bölümü izle.

    Bu planda en kritik ve en çok ihmal edilen madde konuşmadır. Kendi kendine konuşmak bir yere kadar işe yarar, evet. Ama asıl ilerleme, başka bir insanla iletişim kurmaya çalıştığında olur. Eğer imkanın varsa, bu noktada yapılandırılmış bir konuşma pratiği hayat kurtarır. Mesela benim yıllardır öğrencilerimde en olumlu sonuçları gördüğüm sistemlerden biri Konuşarak Öğren. Olay sadece rastgele biriyle sohbet etmek değil. Seni, ana dili İngilizce olan, eğitim tecrübeli bir eğitmenle eşleştiriyorlar. Bu eğitmen genellikle sabit kalıyor, yani gelişimini gerçekten takip edebiliyor. En güzel yanı da şu: Senin seçtiğin saatte seni arıyorlar, bu da “bugün pas geçeyim” bahanesini ortadan kaldırıyor. Bu sadece bir konuşma pratiği değil, zayıf noktalarını tespit edip seni yönlendiren bir nevi kişisel antrenman gibi. İşte bu, “direksiyona geçmenin” en güvenli ve etkili yollarından biri.

    3. Adım: Rotayı Kontrol Et (Değerlendirme)

    Ayda bir kendine küçük hedefler koy ve onları ölç. Ama “B1 oldum mu?” diye değil. Şöyle:

    • “Geçen ay hiç anlamadığım şu şarkının şimdi nakaratını anlıyorum.”
    • “Artık kendimi 30 saniye boyunca takılmadan tanıtabiliyorum.”
    • “Bu ay 5 yeni deyim öğrendim ve birini gerçekten kullandım.”

    İlerleme, bu küçük zaferlerin toplamıdır. Bu anları fark et ve kendini takdir etmeyi unutma!

    Kaptanın Son Sözü

    “İngilizce öğrenmek ne kadar sürer?” sorusunun cevabı aslında sende. Ne kadar düzenli olduğuna, ne kadar denediğine, hatalarından ne kadar ders çıkardığına ve en önemlisi, bu yolculuktan ne kadar keyif alabildiğine bağlı.

    Bir bahçıvan tohumu eker, sular, güneşe koyar ama çiçeğin ne zaman açacağına karışamaz. O, kendi vaktinde açar. Senin görevin de İngilizce tohumunu ekmek, onu her gün düzenli pratikle sulamak ve gelişim için doğru ortamı sağlamak. Merak etme, o çiçek bir gün mutlaka açacak.

    Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık senin elinde. Yapman gereken tek şey ilk adımı atmak.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Sıfırdan başlayıp B2 seviyesine (yani akıcı konuşmaya) gelmek ortalama ne kadar sürer?

    Cevap: Bu, tamamen ayırdığınız zamana ve çabaya bağlı. Genel kabul gören standartlara göre, sıfırdan B2 seviyesine ulaşmak yaklaşık 600-750 saatlik odaklanmış çalışma gerektirir. Eğer günde 1 saat verimli çalışırsanız, bu matematiksel olarak yaklaşık 2 yıl sürer. Günde 2 saat ayırırsanız 1 yıl. Ama bunlar sadece birer rehberdir. Doğru yöntemler ve düzenlilik bu süreyi kesinlikle kısaltır.

    Soru 2: Her gün en az ne kadar çalışmalıyım? Minimum süre nedir?

    Cevap: 15 dakika. Evet, yanlış duymadınız, sadece 15 dakika. Her gün tutarlı bir şekilde yapılan 15 dakikalık bir pratik (bir podcast dinlemek, birkaç kelime tekrar etmek, sesli okuma yapmak), haftada bir yapılan 2 saatlik düzensiz çalışmadan çok daha faydalıdır. Mesele sürenin uzunluğu değil, devamlılığıdır.

    Soru 3: Sadece gramer ve kelime ezberiyle konuşma becerimi geliştiremez miyim?

    Cevap: Ne yazık ki hayır. Bu, yüzme kitabını okuyarak yüzmeyi öğrenmeye benziyor. Konuşma, bisiklete binmek gibi fiziksel yönü de olan bir beceridir. Ağız ve dil kaslarının o sesleri çıkarmaya, o ritme alışması gerekir. Teori temel için şarttır ama pratik olmadan asla akıcılığa dönüşmez. Bu yüzden öğrenme sürecinize en başından itibaren, çekinmeden, aktif konuşma pratiğini eklemelisiniz. Yukarıda bahsettiğim Konuşarak Öğren gibi yapılar da tam olarak bu ihtiyacı disiplinli ve etkili bir şekilde karşılamak için var.

  • İngilizce kursu seçerken nelere dikkat etmeliyim?

    İngilizce kursu seçerken nelere dikkat etmeliyim?

    İngilizce Kursu Seçme Rehberi: Paranız ve Zamanınız Boşa Gitmesin!

    İngilizce Kursu Seçme Sanatı: Paranız ve Zamanınız Boşa Gitmesin!

    Giriş: Bir Kahve Molası Sohbeti

    Selam dostum. Gel, bir soluklanalım seninle. O tanıdık kavşaktasın yine, biliyorum. İçinde bir ses, “Bu defa olacak!” diye tempo tutarken, bir diğeri fısıldıyor: “Ama nasıl? Hangi kurs? Ya yine yarım kalırsa?” İnternet bir derya… “30 günde ana dilin gibi konuş” vaatleri, yanıp sönen reklamlar, onlarca seçenek. İnsanın aklının karışmaması işten değil.

    Neredeyse çeyrek asırdır bu yolda binlerce öğrencinin hikâyesine tanıklık ettim. Hevesle başlayıp omuzları düşerek dönen, ama gözlerinde o umut kırıntısını hala taşıyan nicelerini gördüm. Bu yüzden sana net bir şey söyleyebilirim: Bu durumda olan bir tek sen değilsin. Ve evet, bu işi doğru yapmanın bir yolu var. Ama baştan anlaşalım, bu sihirli bir formül değil. Bu, doğru adımları doğru sırayla atmakla ilgili bir strateji.

    Bu yazıda sana o cafcaflı reklamların arkasında neler olduğunu, bir öğretmenin filtresinden geçmiş, samimi bir bakış açısıyla anlatacağım. Hangi tuzaklardan kaçınman, bir kursta aslında neyi araman ve kendine en uygun rotayı nasıl çizebileceğini konuşacağız. Hazırsan, şu İngilizce pusulasını yeniden ayarlayalım.

    Ana Bölüm 1: O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunu ve Yaygın Tuzaklar

    Tecrübelerime göre en büyük sorun, yola yanlış sorularla çıkmak. “En ucuzu hangisi?” ya da “Herkes nereye gidiyor?” gibi sorular, seni büyük ihtimalle yanlış bir adrese götürür. Gel, şu sık düşülen tuzaklara bir bakalım, bakalım tanıdık gelecekler mi?

    • Sihirli Hap Beklentisi: Sanki kursa kayıt yaptırınca, bir yazılım gibi İngilizcenin beyne yükleneceğini zannetmek… Ne yazık ki öyle bir dünya yok. Hani o gramer kitabını yastığın altına koyunca bilgilerin rüyada transfer olmaması gibi bir şey bu. Bizzat denendi, çalışmıyor.

      Unutma, kurs en iyi ihtimalle harika bir arabadır, ama direksiyondaki sensin.

    • Sürü Psikolojisi: Arkadaşının bayıldığı bir kurs, senin için tam bir kâbus olabilir. Çünkü onun öğrenme hızı, hedefi, hatta zayıf olduğu noktalar seninkilerden bambaşkaydı. Başkasının yol haritasıyla kendi hedefine varamazsın.

    • “Sadece Konuşsam Yeter” Yanılgısı: “Hocam gramerle falan uğraşamam, ben sadece konuşmak istiyorum” cümlesini o kadar çok duydum ki… Bu şuna benziyor: “Ben araba sürmeyi öğreneyim ama trafik kurallarını, vitesin ne işe yaradığını boş verelim.” Elbette bir süre gidersin. Ama ilk karmaşık kavşakta ya da dik bir yokuşta yolda kalman kaçınılmazdır.

    • Disiplinsizlik ve Erteleme: Dünyanın en iyi kursuna da gitsen, en yetenekli hocayı da bulsan, ders bittikten sonra İngilizce defterini bir sonraki derse kadar açmıyorsan, üzgünüm ama o para da, o zaman da boşa gidiyor demektir.

    Bu hatalardan birini ya da birkaçını geçmişte yaptıysan moralini bozma. Bu bir son değil, aksine yol üstündeki yanlış tabelaları nihayet fark ettiğin an. Şimdi doğru tabelaları koyma vakti.

    Ana Bölüm 2: Benim Pusulam: Bir Kursu Değerli Kılan 4 Kural

    Yıllar içinde, İngilizceyi gerçekten öğrenen tüm öğrencilerimde ortak olan 4 temel prensip dikkatimi çekti. Ben bunlara “Pusulanın Altın Kuralları” diyorum. Bir kursu değerlendirirken, bu dört maddeyi bir kontrol listesi gibi kullanabilirsin.

    Kural 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geç!)

    Bu benim kırmızı çizgim. Kitaplar sana yolu tarif eder, ama o yolu gidecek olan sensin. Direksiyona geçmeden şoförlük öğrenilmez. Bir kursun sana kaç tane gramer kuralı ezberlettiği değil, o kuralları sana ne kadar kullandırdığı önemlidir. Sistem, sana sürekli konuşma, hata yapma ve en önemlisi o hatanın doğrusunu anında öğrenme fırsatı veriyor mu? Yoksa dersler, öğretmenin konuştuğu, senin de pasifçe dinlediğin bir seminer havasında mı geçiyor? Unutma, asıl hedef İngilizce bilmek değil, İngilizceyi kullanabilmektir.

    Kural 2: Düzenlilik (Sağlık Yürüyüşü Metaforu)

    İngilizce, bir oturuşta 10 saat çalışıp sonraki bir ay yüzüne bakmayacağın bir iş değildir. Daha çok, her gün düzenli olarak yapılan 15-20 dakikalık bir sağlık yürüyüşü gibidir. Beynimiz düzenli ve kısa aralıklarla tekrar edilen bilgiyi kalıcı hafızaya atmayı sever. Kurs seçerken kendine şunu sor: “Bu sistem beni düzenli olmaya teşvik ediyor mu, yoksa tüm sorumluluğu benim irademe mi bırakıyor?” Seni her gün o küçük adımı atman için dürten, takip eden bir yapı, ayda bir yapılan yoğun kamplardan çok daha etkilidir.

    Kural 3: Aşamalı Zorluk (Spor Salonu Prensibi)

    Bu en kritik mesajlarımdan biri, lütfen dikkatle oku. Her gün aynı 5 kiloluk ağırlığı kaldırırsan kasların bir noktadan sonra gelişmez. İngilizce de tam olarak böyledir. Seni hafifçe zorlamayan, konfor alanının bir milim dışına çıkarmayan bir aktivite, sadece zaman kaybıdır. İyi bir sistem, önce senin seviyeni doğru ölçer. Sonra seni ne bıktıracak kadar zor, ne de sıktıracak kadar kolay bir yolda, sürekli olarak bir sonraki adıma taşır. Mesele, tam o “tatlı zorlanma” noktasında seni tutabilen bir program bulmaktır.

    Kural 4: Kişiselleştirme ve Geri Bildirim (Terzi Usulü Eğitim)

    Yaptığın hatalar, en iyi öğretmenlerindir; tabii onları analiz edersen. Nerede yanlış yaptığını anlamadan, hep aynı hataları tekrarlarsın. Her öğrencinin İngilizceyle olan imtihanı farklıdır. Kiminin telaffuzla başı derttedir, kiminin ise aklına bir türlü doğru kelime gelmez. İyi bir kurs, herkese aynı standart ceketi giydirmeye çalışmaz. Senin zayıf yönlerini tespit eder, sana özel geri bildirimler verir ve gelişimini bir röntgen filmi gibi takip eder. “Genel İngilizce” paketleri yerine, sana özel bir yol haritası vaat eden sistemlere odaklan.

    Ana Bölüm 3: Peki, Şimdi Ne Yapmalı? Adım Adım Rehber

    Teoriyi anladık. Peki şimdi ne yapacağız? “Hocam iyi diyorsun da bu anlattığın gibi bir yer var mı?” dediğini duyar gibiyim. Gel, o seçimi nasıl yapacağına bakalım.

    1. Adım 1: Kendini Tanı (Neden? Sorusu)

      Önce dürüstçe aynaya bak. “Ben bu İngilizceyi ne için istiyorum?” İş yerindeki sunumlar için mi? Yurt dışı seyahatinde kaybolmamak için mi? Akademik bir metni anlamak için mi? Sadece bir hobi mi? Bu soru, seçeceğin kursun DNA’sını belirler. İş İngilizcesi arayan biriyle, turistik İngilizce isteyen birinin yolu aynı olamaz.

    2. Adım 2: Sistemi Sorgula (Metot ve Eğitmen)

      Bir kursla görüşürken şu soruların cevaplarını net olarak iste:

      • Eğitmenlerinizin yetkinliği nedir? Sadece anadili İngilizce olan biri mi, yoksa öğretmenlik formasyonuna sahip profesyonel bir EĞİTMEN mi? Bu ikisi arasında sandığından çok daha büyük bir fark var. Dil bilmekle dil öğretebilmek, apayrı yeteneklerdir.
      • Metodunuz nedir? Yapılandırılmış bir müfredat, ders materyalleri, takip edilebilir bir ilerleme sistemi var mı? Yoksa dersler daha çok rastgele sohbet havasında mı geçiyor?
      • Beni nasıl düzenli tutacaksınız? Ders saatleri tamamen esnek mi, yoksa sabit mi? “Bugün keyfim yok, katılmayayım” deme lüksünü ortadan kaldıran, seni sorumlu tutan bir yapıları var mı?
      • Gelişimim nasıl izlenecek? Bana özel raporlar, geri bildirimler sunulacak mı? Zayıf olduğum alanlara yönelik ek çalışmalar önerilecek mi?

      Bu prensipleri benimseyen, öğrenciyi merkeze alan yaklaşımlar artık daha yaygın. Mesela benim de yakından inceleyip metodolojisini takdir ettiğim Konuşarak Öğren sistemi, bu anlattığım pek çok maddeyi hayata geçirmiş görünüyor. Neden mi? Çünkü olayın ruhunu kavramışlar:

      • Sana özel, sabit ve öğretmenlik lisanslı bir Amerikalı eğitmen atıyorlar. Bu hem kaliteyi hem de eğitmenle aranda bir bağ kurmanı sağlıyor.
      • Senin seçtiğin sabit bir ders saatin oluyor ve eğitmen o saatte seni arıyor. Tıpkı kapına gelen özel hoca gibi; ertelemeye, kaçmaya pek yer bırakmıyor.
      • Belki de en önemlisi, Mentörlük Programı dedikleri bir yapıları var. Bir eğitim danışmanı, tüm gelişimini takip ediyor, sana özel raporlar sunuyor ve zayıf yönlerini güçlendirmen için yol gösteriyor. Bu, tam olarak bahsettiğim terzi usulü eğitimin kendisi.
      • Sadece konuşma dersleriyle de sınırlı değil; yapay zeka destekli interaktif araçlarla ders dışında da pratik yapma imkânı sunuyorlar.
    3. Adım 3: Test Sürüşü Yap (Deneme Dersi İste)

      Ne kadar parlak broşürler sunarlarsa sunsunlar, bir yemeğin tadına bakmadan lezzetini bilemezsin. Mutlaka bir deneme dersi yap. O derste şu sinyallere dikkat et: Eğitmen seni dinleyip anlıyor mu? Seni konfor alanının dışına nazikçe itiyor mu? Dersin bir amacı, bir akışı var mıydı? En önemlisi, sen kendini rahat ve güvende hissettin mi?

    Sonuç: Kaptanın Son Sözü

    Gördüğün gibi, mesele en popüler ya da en ucuz kursu bulmak değil. Mesele, senin hedeflerine, öğrenme tarzına ve disiplin ihtiyacına cevap veren, seni bir numara olarak değil, bir birey olarak gören doğru sistemi bulmak.

    Sana bir sır vereyim mi? En iyi sistem bile, senin çaban olmadan bir hiçtir. Ama doğru sistem, o çabanı on kat daha verimli hale getirecek bir kaldıraçtır. O kaldıracı akıllıca seç. Sorgula, araştır ve kendine karşı dürüst ol.

    Unutma, bu senin yolculuğun. Pusula artık elinde. Rota belli. Şimdi yelkenleri açma zamanı.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Online İngilizce kursları, yüz yüze kurslar kadar etkili mi?

    Cevap: Doğru kurgulandığında evet, hatta çoğu zaman daha etkili bile olabilir. Online eğitim, size yer ve zaman esnekliği sunmanın ötesinde, dünyanın en iyi eğitmenlerine ulaşma fırsatı verir. Önemli olan eğitimin online ya da yüz yüze olması değil; kursun metodolojisi, eğitmenin kalitesi ve sizi ne kadar disiplinli ve aktif tutabildiğidir.

    Soru 2: Mutlaka anadili İngilizce olan bir hocadan mı ders almalıyım?

    Cevap: Öncelik anadili İngilizce olması değil, “eğitmen” olmasıdır. Her anadilini konuşan, iyi bir öğretmen değildir. Ancak anadili İngilizce olan ve aynı zamanda öğretmenlik formasyonu almış bir profesyonel, size hem doğru telaffuzu hem de dilin kültürel kodlarını en saf haliyle aktarabilir. Örneğin, Konuşarak Öğren’in sadece lisanslı Amerikalı eğitmenlerle çalışması bu yüzden önemli bir avantaj.

    Soru 3: Bir kursun fiyatı, kalitesi hakkında fikir verir mi? Çok pahalıysa kesin iyidir diyebilir miyiz?

    Cevap: Kesinlikle hayır. Fiyat tek başına bir kalite göstergesi olmayabilir; çoğu zaman bir pazarlama stratejisinin parçasıdır. Önemli olan, ödediğiniz paranın karşılığında ne aldığınızdır. Size özel mentörlük, kaliteli ve sabit bir eğitmen, yapılandırılmış program ve düzenli takip gibi hizmetler sunan bir sistem, sadece süslü vaatler sunan pahalı bir kurstan çok daha fazla “değer” üretiyor olabilir. Fiyata değil, size sunulan değere odaklanın.

  • Ana dili İngilizce olan bir eğitmenden ders almak gerçekten fark yaratır mı?

    Ana dili İngilizce olan bir eğitmenden ders almak gerçekten fark yaratır mı?

    Ana Dili İngilizce Olan Hoca Şart mı? 25 Yıllık Tecrübe Konuşuyor

    Ana Dili İngilizce Olan Hoca Şart mı? 25 Yıllık Tecrübe Konuşuyor

    Merhaba.

    Yıllardır İngilizce öğretiyorum ve bana en çok sorulan soru hep aynı: “Hocam, ille de ana dili İngilizce olan bir hoca mı lazım?” Sanki böyle birinden ders alınca sihirli bir değnek değecek ve her şey bir anda çözülecekmiş gibi bir beklenti var.

    Bu soruyu kendine sorman o kadar doğal ki. Bir yola çıkmışsın, emek veriyorsun ve doğal olarak paranı da zamanını da boşa harcamak istemiyorsun. Piyasada o kadar çok “en iyi” olduğunu iddia eden yöntem var ki, insanın kafası allak bullak oluyor.

    Merak etme. 25 yılımı bu işe verdim. Binlerce öğrencinin heyecanını da, “olmuyor” diye pes edişini de gördüm. Şimdi gel, tüm bu tecrübeyi masaya yatıralım. Bu yazının sonunda o meşhur sorunun cevabını kendin vereceksin.

    Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Hissi

    Önce şu zihnimizdeki dağınıklığı bir toplayalım. İlerlemenin önündeki en büyük engel çoğu zaman İngilizcenin zorluğu değil, yıllardır doğru sandığımız yanlışlar oluyor. Bak bakalım, bunlar sana da tanıdık gelecek mi:

    • “Mükemmel aksan takıntısı”: Birçok öğrenci, şahane bir Amerikan veya İngiliz aksanına sahip olmayı İngilizce öğrenmenin nihai hedefi sanıyor. Evet, anlaşılır olmak önemlidir, şüphesiz. Ama şunu unutma: iletişim kurmak, aksan taklidi yapmaktan fersah fersah daha değerlidir.

      Seni kimsenin anlamadığı bir Shakespeare olmaktansa, derdini çat pat anlatan bir Tarzan olmak her zaman daha iyidir.

    • “Her ‘native’ öğretmendir” efsanesi: İşte bu, en büyük mitlerden biri. Ana dili İngilizce olan herkesin iyi bir öğretmen olduğunu varsaymak… Peki, sadece Türkçe konuşabiliyor olman, seni iyi bir Türkçe öğretmeni yapar mı? Elbette hayır. Öğretmenlik başka bir disiplin; bir metodoloji, bir sabır işi. Karşısındakinin nerede zorlanacağını sezme ve onu o çukurdan çekip çıkarma uzmanlığıdır.
    • “Sihirli değnek” beklentisi: “Native hocadan ders alayım, haftada bir saat konuşayım, bu iş tamamdır.” Keşke öyle olsa. Maalesef o gramer kitabını yastığının altına koyunca kurallar sihirli bir şekilde beynine işlemiyor. Bizzat denedim, çalışmıyor. Emek olmadan, düzenli pratik yapmadan en kral hoca bile bir yere kadar.

    İşte bu yüzden “bir türlü olmuyor” diyorsan, sorun büyük ihtimalle sende değil, yönteminde. Gel, şimdi doğru yöntemin neye benzediğini konuşalım.

    Benim Pusulam: Çeyrek Asırlık Tecrübeden 4 Altın Kural

    Yıllar içinde şunu gördüm: Başarının sırrı karmaşık formüllerde değil, birkaç basit ama kaya gibi sağlam prensipte yatıyor. Bunları bir kenara not al, çünkü bunlar senin yeni yol haritan olabilir.

    1. Pratik > Teori (Direksiyona Geçme Vakti!)

    “Hocam yüzlerce kelime ezberledim, bütün zamanları biliyorum ama konuşmaya gelince kitleniyorum.” Bu cümleyi kaç bin defa duyduğumu unuttum. Kitaplar sana yol haritasını verir, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. İngilizce de tam olarak böyledir. O gramer kurallarını, o kelime listelerini bilmek harika. Ama onları gerçek bir cümlenin, gerçek bir sohbetin içinde kullanmadığın sürece, o bilgi kullanılmayı bekleyen pasif bir yığındır. O kadar.

    2. Düzenlilik Kuralı (Sağlık Yürüyüşü Metaforu)

    Şunu aklından hiç çıkarma: İngilizce, bir haftada 10 saat çalışıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton değildir. Her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüdür. İnan bana, o bir haftalık yoğun kamplardan sonra tükenip bir daha aylarca İngilizcenin yüzüne bakmayan o kadar çok öğrenci gördüm ki. Dil öğrenimi, kas yapmak gibidir. Her gün azar azar ama düzenli çalışmak, ayda bir gün kendini paralamaktan katbekat daha etkilidir. Süreklilik, bu işin gizli kahramanıdır.

    3. Aşamalı Gelişim (O Dambılı Artık Büyüt!)

    Spor salonuna gittiğini düşün. Aylarca her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan kasların gelişir mi? Gelişmez. Sadece mevcut durumunu korursun. İngilizce de böyledir. Hep bildiğin 3-5 kalıpla, en güvende hissettiğin konularla idare edersen yerinde sayarsın. Gelişim, tam da o “Acaba doğru mu söyledim?” diye içinden geçirdiğin, seni biraz terleten anlarda başlar.

    4. Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hatalarını Dinle!)

    Herkesin parmak izi farklı, öğrenme tarzı da öyle. Arkadaşının uçarak öğrendiği yöntem, senin için bir kâbus olabilir. Burada kilit nokta, kendi yanlışlarını fark etmektir. Hataların en iyi öğretmenindir, evet, ama sadece onları dinlersen. Yaptığın hatayı pas geçmek yerine, “Neden burada ‘go’ yerine ‘goes’ demeliydim?” diye durup düşündüğün an, o bilginin beyne kazındığı andır. İşte bu yüzden, sana özel geri bildirim veren, “Bak, sen hep burada takılıyorsun” diyen bir rehberin olması her şeyi değiştirir.

    Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama

    “Tamam hocam, felsefeyi anladık da… Ne yapacağız şimdi?” dediğini duyar gibiyim. Harika soru! İşte teoriden pratiğe geçiş planı:

    1. Adım: “Native” Hoca Miti ve Gerçeği

    Ana soruya dönelim: “Native” hoca şart mı? Cevabım hem evet, hem de kocaman bir hayır.

    Evet, çünkü iyi bir “native” eğitmen, sana dilin sadece kurallarını değil, ruhunu, müziğini öğretir. Bir kelimenin hangi durumda ne hissettirdiğini, hangi esprinin komik olduğunu ondan kaparsın. Bu deneyim gerçekten paha biçilmez.

    Ama kocaman bir HAYIR, çünkü her “native speaker” doğuştan öğretmen değildir. Senin ihtiyacın olan şey, sadece İngilizce konuşan herhangi biriyle sohbet etmek değil. Senin ihtiyacın olan, seni anlayan, seviyeni doğru tespit eden, hedeflerine göre bir yol çizen, hatalarını sabırla düzelten ve seni zorlamaktan çekinmeyen profesyonel bir EĞİTMEN.

    2. Adım: İdeal Sistemi Bulmak

    Peki, bu anlattığım ideal kombinasyonu nerede bulacağız? Piyasada bir sürü seçenek var. Rastgele konuşma uygulamaları bir çözüm gibi durabilir. Ama orada bir gün Avustralyalı bir öğrenciyle, ertesi gün Filipinli bir emekliyle alakasız konularda sohbet etmek, yukarıda bahsettiğim “düzenlilik” ve “aşamalı gelişim” ilkelerine tamamen ters düşer. Bir plan, bir yapı yoksa ilerleme de olmaz.

    Açıkçası, bir öğretmen olarak bu yapısal yaklaşımı en iyi uygulayan sistemlerden biri, benim de yıllardır takip ettiğim Konuşarak Öğren. Neden mi? Çünkü bu işin formülünü doğru kurmuşlar gibi görünüyor.

    • Gerçek Eğitmenler: Karşındaki kişi, internetten rastgele bulduğun biri değil. Konuşarak Öğren’in ABD’deki merkezinde çalışan, öğretmenlik formasyonu olan profesyoneller. Yani konuştuğun kişinin sadece bir “native” değil, aynı zamanda bir “öğretmen” olduğundan emin oluyorsun.
    • Sana Özel Sabit Eğitmen: Her gün yeni biriyle tanışıp aynı “Nerelisin, ne iş yaparsın?” muhabbetini tekrarlama derdi yok. Sana özel bir eğitmen atanıyor ve hep onunla devam ediyorsun. Bu sayede hocan seni tanıyor, nerelerde takıldığını biliyor ve gelişimini yakından izleyebiliyor.
    • Ertelemeye Son: En büyük sorunlarımızdan biri olan erteleme huyuna karşı en iyi çözüm. “Bugün yorgunum, aramasam mı?” deme şansın pek yok, çünkü eğitmenin seçtiğin saatte seni arıyor. Bu, o bahsettiğim düzenliliği hayatına sokmanın en garantili yolu.
    • Sana Özel Mentör: Bu, bence sistemi gerçekten farklı kılan bir özellik. Derslerinin dışında, gelişimini takip eden, sana raporlar sunan, “Şu konuda eksiğin var, gel şuna çalışalım” diyen bir Türk mentörün oluyor. Yani yolda yalnız olmadığını, birinin seni düşündüğünü biliyorsun.
    • Yapılandırılmış Program: Dersler, “Nasılsın, havalar nasıl?” sohbetiyle geçiştirilmiyor. Seviyene uygun, kitapları ve konuları olan, hedefe yönelik sistematik bir program izleniyor. Bu da o “dambılı büyütme” kuralını, yani aşamalı gelişimi garanti altına alıyor.

    Yani bu sadece bir konuşma pratiği değil, seni her yönüyle düşünen, yapılandırılmış bir rehberlik sistemi aslında.

    Son Söz

    Uzun lafın kısası, İngilizce öğrenmek bir yolculuk. Bazen yorulacaksın, bazen “Hiç ilerlemiyorum” diye düşüneceksin. Bu çok normal. Ama doğru bir rehberin ve sağlam bir sistemin varsa, o yol sandığından çok daha keyifli ve verimli hale geliyor.

    Ana dili İngilizce olan bir eğitmen lüks değil, evet. Ama ondan da önemlisi, seni anlayan, takip eden ve sürekli bir adım öteye iten bir sistem. Pusulayı doğru ayarlamak sana kalmış. Umarım bu yazı, o ayarı yapmana biraz yardımcı olmuştur.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Hiç İngilizce bilmiyorum, sıfırdan başlayanlar için de “native” hoca uygun mu?

    Cevap: Kesinlikle evet, ama doğru sistemle. Konuşarak Öğren gibi yapılarda, eğitmenler her seviyeden öğrenciyle çalışmaya alışkındır. Ayrıca size atanan Türk mentör desteği sayesinde, başlangıçta yaşanabilecek o “ne diyeceğim şimdi?” gerginliğini anadilinizde destek alarak çok daha kolay atlatabilirsiniz.

    Soru 2: Ana dili İngilizce olmayan ama çok iyi İngilizce konuşan Türk hocalardan ders almak yanlış mı?

    Cevap: Kesinlikle yanlış değil, hatta çoğu zaman çok doğru bir başlangıç! Özellikle işin gramer mantığını, temel yapıları ana dilinde birinden öğrenmek paha biçilmez. İyi bir Türk hoca, sağlam bir temel atmanızı sağlar. Ancak iş, dili doğal akışında kullanmaya, o kültürel nüansları ve deyimleri hissetmeye gelince, nitelikli bir “native” eğitmenin kattığı tecrübe bambaşka bir boyut açar. İkisi birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.

    Soru 3: Konuşarak Öğren gibi bir sistemle ne kadar sürede sonuç alırım?

    Cevap: Bu sorunun dürüst cevabı tamamen sende. Sisteme ne kadar sadık kalırsan, o kadar çabuk sonuç alırsın. Eğer derslerine düzenli katılır, verilen tavsiyelere uyar ve ders dışında da biraz çaba gösterirsen, özgüvenindeki artışı ve konuşma rahatlığını birkaç hafta içinde hissetmeye başlarsın. Ama unutma, sihir diye bir şey yok. Bu bir süreç ve anahtar kelime her zaman olduğu gibi: düzenli emek.

  • İngilizce öğrenirken neden gramere takılıp kalmamalısınız?

    İngilizce öğrenirken neden gramere takılıp kalmamalısınız?

    Gramer Bataklığında Çırpınmaya Son: İngilizceyi Konuşarak ‘Yaşamanın’ Rehberi

    Gramer Bataklığında Çırpınmaya Son: İngilizceyi Konuşarak ‘Yaşamanın’ Rehberi

    Merhaba yol arkadaşım,

    Gel, şöyle bir oturalım seninle. Bir kahve al yanına, çünkü biraz dertleşeceğiz. Yıllardır omuzlarında taşıdığın o ağır yükü, üst üste yığılmış gramer kitaplarını, o bitmek bilmeyen kurallar listesini bir anlığına kenara bırakalım.

    “Present Perfect miydi, yoksa Past Perfect mi? Cümlenin başına ‘in’ mi geliyordu, ‘on’ mu?” diye düşünmekten cümlenin başını unuttuğun o anları biliyorum. Sırf hata yapmaktan çekindiğin için, sana adres soran bir turisti “Sorry, no English” diyerek geçiştirdiğin o anki hayal kırıklığını da… O hissi çok ama çok iyi bilirim. Bu yolda 25 yılım geçti, binlerce yolcuya eşlik ettim. Gördüğüm en büyük engel ne kelime eksikliğiydi ne de aksan meselesi… Önümüzdeki en devasa duvar, “hatasız olma takıntısı” ile örülmüş o gramer duvarıydı.

    Kulağa tanıdık geldi mi?

    Eğer cevabın “evet” ise doğru yerdesin. Merak etme, bu yazıda sana kuralları ezberletmeyeceğim. Sihirli bir formül de vermeyeceğim. Sadece pusulanı doğru yöne çevireceğim. Sana, İngilizcenin bir ders olmadığını; yaşayan, nefes alan, sokakta değişen bir iletişim aracı olduğunu anlamanı sağlayacağım.

    Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım.

    Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunsalı

    Yıllardır derslerimde neredeyse aynı hikayeyi dinlerim: “Hocam, tüm zamanları biliyorum ama konuşamıyorum.”, “Kelime ezberliyorum ama cümle içinde aklıma gelmiyor.” Bu cümlelerin arkasında, seni olduğun yerde saydıran ve enerjini tüketen birkaç temel yanılgı var gibi görünüyor. Gel, şu “Neden Olmuyor?” sorusunun köklerine inelim.

    • Mükemmeliyetçilik Tuzağı: Belki de en tehlikelisi budur. Hatasız, pürüzsüz cümleler kurmadan konuşmaya başlamamak gerektiğine dair o sarsılmaz inanç… Bu, yüzme öğrenmek için önce suyun kaldırma kuvvetiyle ilgili bütün fizik teorilerini hatmetmeye benziyor. Kulağa ne kadar mantıksız geliyor, değil mi? Suya girmeden yüzemezsin. Hata yapmadan da İngilizce konuşmayı öğrenemezsin. Nokta.
    • Gramer=Bina Temeli Miti: Bize hep “Gramer, dilin temelidir” dendi. Bu kısmen doğru, ama büyük resmi kaçıran bir bakış açısı. Gramer, binanın temeli değil, daha çok o binanın içindeki elektrik ve su tesisatıdır. Evet, tesisatsız o evde yaşanmaz, doğru. Ama kimse bir eve “Vay be, ne kadar muazzam bir boru tesisatı!” diye hayran olmak için girmez. Eve, içinde yaşamak, sohbet etmek, anı biriktirmek için girilir. Asıl mesele iletişimdir; gramer ise o iletişimi sağlayan bir araçtır, asla bir amaç değil.
    • Ezberleme Yanılsaması: Yüzlerce kelime, düzensiz fiiller, edat listeleri… O gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların sihirli bir şekilde beyne aktarılmadığını bizzat test ettim, maalesef çalışmıyor. Ezber, bilgiyi beynin ‘geçici belleğine’ atmak gibi bir şey. Tıpkı market listesi gibi; işin bitince uçar gider. Öğrenmek ise bilgiyi kullanarak, deneyimleyerek kalıcı hale getirmektir.

    Eğer bu tuzaklardan birine veya birkaçına düştüysen, sorun sende değil. Büyük ihtimalle sana gösterilen haritanın kendisi sorunluydu. Şimdi gel, o haritayı birlikte yeniden çizelim.

    Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Prensip

    25 yıllık tecrübemin damıtılmış hali diyebileceğim 4 temel prensibim var. Eğer bu felsefeyi içselleştirirsen, İngilizceyi sadece öğrenmekle kalmaz, onu hayatının doğal bir parçası yaparsın.

    1. Kural 1: Pratik > Teori (Artık Direksiyona Geç!)

      Kitaplar sana yol haritasını verir, ama o arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Bu kadar basit. İstediğin kadar motorun çalışma prensibini anlatan video izle, o debriyajın kavrama noktasını hissetmeden, o direksiyonu çevirmenin ne demek olduğunu deneyimlemeden asla araba süremezsin. İngilizce de tastamam böyledir. Teori, “He/She/It”ten sonra fiile “-s” takısı geldiğini bilmektir. Beceri ise bunu düşünmeden, ağzından ‘She speaks English’ diye dökülüvermesidir. Biri bilgi, diğeri beceridir. Senin hedefin bilgi biriktirmek değil, beceri kazanmak olmalı.

    2. Kural 2: Düzenlilik Kuralı (Her Gün 15 Dakika)

      İngilizce, bir haftada 10 saat abanılıp sonra bir ay yüzüne bakılmayacak bir ders değildir. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü gibidir. Bir bahçıvan düşün. Fidanını bir gün 10 kova suyla boğup sonra bir ay kuraklığa terk eder mi? Tabii ki hayır. Her gün azar azar, ama düzenli sular. Dil de bir kas gibidir. Her gün yapacağın 15-20 dakikalık bir antrenman (bir podcast dinlemek, ilgini çeken bir şeyi okumak, kendi kendine 3-5 cümle kurmaya çalışmak), ayda bir yapılan 5 saatlik ezber hamallığından katbekat daha değerlidir. Unutma, süreklilik, yoğunluktan her zaman daha güçlüdür.

    3. Kural 3: Aşamalı Gelişim (O 5 Kiloluk Dambılı Bırak Artık!)

      Bu, en kritik mesajlarımdan biri. Spor salonuna yeni başlayan birini düşün. Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsa kasları bir noktadan sonra gelişir mi? Gelişmez. Gelişim için ne yapması gerekir? 7 kiloyu, sonra 10 kiloyu denemesi… Yani konfor alanının bir tık dışına çıkması şarttır. Gelişim, tam olarak o konfor alanının bittiği yerde başlar. Sürekli bildiğin kelimelerle aynı basit cümleleri kurarak yerinde sayarsın. Seni biraz zorlayan bir makale oku. Anlamadığın kelimeler mi çıktı? Panik yok, harika! Bu, yeni bir şey öğrendiğinin en net işareti. O tatlı rahatsızlık hissi, aslında gelişimin ta kendisidir.

    4. Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hataların En İyi Dostundur)

      Hataların en iyi öğretmenindir, evet; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Yaptığın bir hatayı, nedenini anlamadan ve doğrusunu öğrenmeden binlerce kez tekrarlayabilirsin. Bu yüzden körü körüne konuşmak yetmez; ‘farkındalıkla konuşmak’ gerekir. Yaptığın hataların bir listesini tutmak, senin kişisel yol haritandır. “Ben hep ‘in’ ve ‘on’u karıştırıyorum.” Bu bir sızlanma değil, bu bir veridir! Bu, bir sonraki adımda neye odaklanman gerektiğini söyleyen bir pusuladır. Herkesin öğrenme yolu farklıdır. Başkasının programı sana uymaz. Kendi yanlışlarını analiz et ve kendi programını kendin şekillendir.

    Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi

    “Tamam hocam, felsefeyi anladım da… şimdi ne yapacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin somut adımlar.

    1. 1. Adım: Grameri Keşfet, Ezberleme!

      Gramer kitabını bir kutsal metin gibi değil, bir ansiklopedi gibi kullan. Merak ettiğin bir konuyu (mesela “used to” kalıbı) aç, şöyle bir bak. Sonra hemen kapat. Git, sevdiğin bir İngilizce şarkının sözlerinde, izlediğin bir dizinin altyazısında o kalıbın canlı kanlı, nasıl kullanıldığını avla. Kuralı, yaşadığı yerde gör.

    2. 2. Adım: Keyif Aldığın “Girdiyi” Bul (Input)

      İngilizceyi hayatına zorla değil, keyifle sok.

      • Dinle: Arabada, sporda, ev işi yaparken ilgi alanınla ilgili bir podcast aç. Anlamasan bile olur, yeter ki o dilin ritmi, melodisi kulağına yerleşsin.
      • İzle: Sevdiğin dizileri, filmleri önce Türkçe altyazıyla, sonra İngilizce altyazıyla, en sonunda da cesaret edip altyazısız izlemeyi dene.
      • Oku: Futbol mu seviyorsun? İngiliz spor sitelerini kurcala. Teknoloji mi? Yabancı teknoloji bloglarını takip et. Konu seninse, öğrenmek de keyif olur.
    3. 3. Adım: Direksiyona Geçme Vakti: Konuş, Konuş, Konuş!

      Geldik en hayati adıma. Tüm o dinlediklerin ve okudukların, sen onları “çıktı” haline getirmeden, yani konuşmadan, asla kalıcı hale gelmez. “Ama kiminle konuşacağım?”, “Ya hata yaparsam?” korkularını anlıyorum. İşte bu noktada, güvenli ve yapılandırılmış bir ortama ihtiyacın oluyor.

      Yıllardır bu felsefeyle örtüştüğü için öğrencilerime gönül rahatlığıyla tavsiye ettiğim bir sistem var: Konuşarak Öğren. Neden mi? Çünkü yukarıda saydığım tüm prensipleri bir araya getiriyor.

      • Nitelikli Pratik: Karşında sadece bir sohbet arkadaşı değil, öğretmenlik formasyonuna sahip, ana dili İngilizce olan Amerikalı bir eğitmen oluyor. Bu, yaptığın hataların anında, yapıcı bir şekilde düzeltilmesi ve doğruya yönlendirilmen demek.
      • Düzenlilik ve Aşamalı Gelişim: Her gün veya belirlediğin periyotta, sabit eğitmenin seni arar. “Bugün havamda değilim” deme lüksün ortadan kalkar. O sağlık yürüyüşünü istesen de istemesen de yaparsın. Eğitmenin senin seviyeni bildiği için, seni sürekli o konfor alanının bir tık dışına iterek gelişmeni sağlar.
      • Kişiselleştirme ve Hata Analizi: Sistemin belki de en değerli yanı, gelişimini takip eden, nerede takıldığını analiz edip sana özel geri bildirimler sunan bir destek mekanizması olması. Böylece hataların, gerçekten de en iyi öğretmenine dönüşür. Bu, başka bir yerde kolay kolay bulamayacağın, sana özel bir terzilik hizmeti gibidir.

      Bu, sokakta rastgele birini bulup konuşmaya çalışmak gibi değil. Bu, hedefe yönelik, yapılandırılmış ve en önemlisi seni merkeze alan bir sistemle ilerlemektir.

    Kaptanın Son Sözü

    Unutma, İngilizce öğrenmek bir varış noktası değil, bir yolculuk. Bu yolculukta gramer, arabanın benzin göstergesi gibi. Elbette arada bir bakıp kontrol etmek gerekir ama gözünü sürekli göstergeden ayırırsan yoldan çıkarsın. Asıl keyif, camdan dışarı bakıp manzaranın tadını çıkarmaktır.

    O manzarayı kaçırma. Hata yapmaktan korkma. Mükemmel olmayı hedefleme, anlaşılır olmayı hedefle. Pusula artık sende. Direksiyona geçip o ilk adımı atma cesaretini gösterdiğinde, yolun kendiliğinden açıldığını göreceksin.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    Soru 1: Yani hiç mi gramer çalışmayayım?

    Cevap: Hayır, demek istediğim o değil. Şunu kastediyorum: Grameri bir amaç olarak değil, bir araç olarak gör. Günde 1 saat mi çalışıyorsun? Bunun 45 dakikasını dinleme, okuma, konuşma gibi canlı pratiklere, sadece 15 dakikasını ise pratikte takıldığın bir gramer konusuna göz atmak için ayır. Dengeyi pratik lehine boz.

    Soru 2: Konuşurken sürekli hata yapıyorum ve moralim bozuluyor. Bu normal mi?

    Cevap: Normal olmanın ötesinde, bu gerekli! Hata yapmak, beyninin yeni bir beceriyi işlemeye çalıştığının en net kanıtıdır. Hata yapmıyorsan, büyük ihtimalle zaten bildiğin şeyleri tekrar ediyorsun demektir, ki bu da gelişim olmadığını gösterir. Her hatayı bir sonraki seviyeye geçmek için topladığın bir puan gibi gör.

    Soru 3: Ne kadar sürede akıcı konuşabilirim?

    Cevap: Bu, “Ne kadar sürede maraton koşucusu olurum?” demek gibi bir şey. Cevabı tamamen sana bağlı: Ne kadar düzenli antrenman yaptığına, ne kadar kaliteli “girdi” aldığına ve kendini ne kadar zorladığına… Bir zaman hedefi koymak yerine, bir süreç hedefi koy. Örneğin: “Her gün 20 dakika İngilizce konuşacağım.” Sürece sadık kalırsan, sonuçların seni şaşırtacağına emin olabilirsin.