İngilizce Zamanlar Labirentinden Çıkış: Gramer Kitaplarını Raftan İndirtecek Yöntem
Merhaba yol arkadaşım,
Ah, şu meşhur “tenses” meselesi… Simple Present, Present Continuous, Past Perfect, Future-in-the-Past… İsimleri bile bir noktadan sonra anlamsız bir tekerleme gibi gelmiyor mu? Kurallar, istisnalar, ezberlenmesi gereken fiil tabloları… Hem de nasıl biliyorum. 25 yıllık öğretmenlik hayatımda, bu zamanlar labirentinde kaybolmuş, “Hocam, ben bu işi galiba asla yapamayacağım,” diyen o kadar çok pırıl pırıl zihinle tanıştım ki. O çaresizliği, o kalın gramer kitabına bakıp derin bir iç geçirmeyi çok iyi bilirim.
Ama sana bir sır vereyim mi? Sorun büyük ihtimalle sende değil. Sorun, İngilizce zamanların sana bir matematik problemi gibi, ezberlenmesi gereken formüller yığını olarak sunulmasında olabilir. Gel, bugün o formül defterlerini bir kenara koyalım.
Bu yazıda sana kuralları sıralamayacağım, oyunun kendisini, mantığını anlatmaya çalışacağım. Sana sadece bilgi vermeyeceğim; bu yolda tökezlediğinde nasıl ayağa kalkabileceğini, kendi yolunu nasıl çizebileceğini göstereceğim. Çünkü sen bir ezber makinesi değil, dil öğrenen bir kaşifsin.
Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım!
Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Önce bir duralım. Neden bu kadar çok insan “tenses” konusunda bir duvara tosluyor? Tecrübelerime göre, gemiyi daha en başından batıran birkaç yaygın hata var. Bak bakalım, hangileri sana tanıdık gelecek:
- 12 Zamanı Birden Fethetme Hayali: Öğrenciler genellikle büyük bir hevesle başlar ve 12 (hatta daha fazla) zamanın hepsini aynı anda öğrenmeye kalkar. Bu, yüzme bilmeden okyanusun ortasına atlamaktan pek farksız değil. Sonuç? Panik ve boğulma hissi.
- Formül Ezberciliği: “Subject + Verb1 + Object…” Yahu bu bir kimya formülü mü, yoksa iki insanın anlaşmasını sağlayan bir araç mı? Bu formülleri ezberlemek, sana yemek tarifi kitabını ezberletip hiç mutfağa sokmamak gibi bir şey. Karnın doymaz, sadece başın ağrır.
- “Ya Yanlış Tense Kullanırsam?” Korkusu: İşte bu, en sinsi düşman. Seni susturur. Cümle kurmanı engeller. Oysa dil, hata yapa yapa, deneye yanıla öğrenilir. Kimse senden ilk günden bir Shakespeare performansı beklemiyor, rahat ol.
- Tek Bir Kaynağa Tapınmak: “Hocam, şu kitabı bitirirsem tenses konusu tamamdır.” Keşke… Ama ne yazık ki öyle sihirli bir kitap yok. Evet, o gramer kitabını yastığının altına koyunca kurallar sihirli bir şekilde beynine işlemiyor. Bizzat denedim, çalışmıyor.
Eğer bunlardan birini ya da birkaçını yapıyorsan, telaşlanma. Bu yolun sonu değil. Bu sadece, rotanın yanlış olduğunun bir işareti. Şimdi dümeni doğru yöne kırma zamanı.
Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Kural

25 yıl boyunca binlerce öğrencinin gelişimini izlerken, başarılı olanların –istisnasız– uyguladığı bazı temel prensipler olduğunu fark ettim. Ben bunlara “Pusulamın Dört Altın Kuralı” diyorum.
-
Kural 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geçmeden Şoför Olunmaz)
Bu benim favori kuralım. Kitaplar sana yol haritasını verir, ama o arabayı kullanacak olan sensin. Bir zamanın kuralını okumak, sana o yolun var olduğunu söyler, o kadar. Ama o yolda araba sürmenin nasıl bir his olduğunu, ne zaman vites atacağını, ne zaman frene basacağını ancak direksiyona geçince anlarsın.
“I go” ile “I am going” arasındaki o ince farkı, kuralı on kez okuyarak değil, o anı yaşarken birine “Dur, şimdi gidiyorum!” demeye çalışarak içselleştirirsin.
Ezber uçar gider, tecrübe ise seninle kalır.
-
Kural 2: Düzenlilik Kuralı (Sağlık Yürüyüşü > Maraton)
Şunu aklından hiç çıkarma: İngilizce, bir hafta sonu 10 saat çalışılıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton değildir. Her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüdür. Zamanları öğrenmek için de durum aynı. Her gün sadece 5 tane cümle kur. Biri geçmişle, biri şimdiki zamanla ilgili olsun. Ama bunu HER GÜN yap. Bu küçük ve düzenli adımlar, ayda bir yapılan o yorucu ve sıkıcı gramer tekrarından katbekat daha etkilidir. Beynin bu düzenliliği sever ve bilgiyi yavaş yavaş kalıcı hafızaya taşır.
-
Kural 3: Spor Salonu Metaforu (O Kaslar Gelişecek!)
Hiç spor salonuna gittin mi? Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, kasların bir noktadan sonra gelişmez. İngilizce de tastamam böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece yerinde sayarsın. Sadece “Simple Present Tense” kullanarak kendini rahat mı hissediyorsun? Harika! Şimdi kendine küçük bir meydan oku. Dün ne yaptığını anlatmaya çalış. “Yesterday, I… go… to cinema.” Hata mı yaptın? Mükemmel! “go” değil, “went” olacaktı. İşte o 7 kiloluk dambılı kaldırdığın an bu andır. Kasların biraz yanacak, zorlanacaksın ama geliştiğin yer tam olarak burası.
-
Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hataların Senin Öğretmenindir)
Herkesin parmak izi farklı olduğu gibi, öğrenme yolu da farklıdır. Hataların, en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeye karar verirsen. Neden sürekli “he go” diyorsun da “he goes” demiyorsun? Bu hatayı fark edip üzerine gitmek, sana on tane gramer kuralından daha çok şey öğretir. Bir hata yaptığında kendine kızma, aksine merak et. “Neden bu hatayı yaptım?” diye sor. Cevabı bulduğun an, o bilgiyi bir daha kolay kolay unutmazsın. Bu, kendi kişisel pusulanı yaratmaktır.
İyi, Güzel de… Ne Yapacağız? İşte Adım Adım Rehberin
“Tamam hocam, felsefeyi anladık da… ne yapacağız şimdi?” dediğini duyar gibiyim. Haklısın. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin, somut bir eylem planı.
-
1. Adım: Keşfet (Sadece 3 Zamanla Başla)
Unut o 12 zamanı şimdilik. Senin krallığın 3 temel zamandan oluşuyor. Bunlar İngilizcenin temel direkleridir ve samimi bir sohbetin %80’ini zaten bunlarla yapabilirsin.
- Geniş Zaman (Simple Present): Alışkanlıkların, rutinlerin, genel doğrular. (I drink coffee every morning. / The sun rises in the east.)
- Geçmiş Zaman (Simple Past): Dün, geçen hafta, 5 dakika önce… olup bitmiş her şey. (I watched a movie yesterday. / He called me an hour ago.)
- Şimdiki Zaman (Present Continuous): TAM ŞU ANDA olanlar. (I am writing this article. / You are reading my words.)
Sadece bu üçüne odaklan. Diğerleri şimdilik bekleme odasında kalsın.
-
2. Adım: İnşa Et (Kendi Cümlelerinle Oyna)
Şimdi bu üç zamanı kullanarak kendi dünyanı anlatma vakti.
- Tek Cümlelik Günlük: Her gece yatmadan o günle ilgili sadece bir cümle yaz. Ama doğru zamanda. “Today, I felt happy.” veya “I ate a delicious meal.”
- Anı Sesli Anlat: Yaptığın bir şeyi bir arkadaşına anlatır gibi sesli tekrarla. “Şimdi çay demliyorum. I am making tea. Suyu kettle’a koydum… I put the water in the kettle. Az sonra da içeceğim işte. Soon, I will drink it.” (Bak, farkında olmadan Gelecek Zamanı bile kullandın!)
- Çevrendekileri Anlat: Ailenden birinin ne yaptığını veya genel olarak ne yaptığını bu 3 zamanla anlat. “My mother is watching TV now. She watches TV every evening. Yesterday, she watched a documentary.”
-
3. Adım: Test Et (Gerçek Hayata Çıkma Zamanı)
Tek başına pratik bir yere kadar. Bir sonraki aşama, o dambılın ağırlığını artırmaktır. Yani, bir başkasıyla konuşmak. Çünkü zamanlar en çok konuşurken hayat bulur ve evet, en çok konuşurken hata yapılır. İşte o hatalar, senin en değerli hazinendir.
Peki bu hataları kim düzeltecek? Kim sana “went demen daha doğru olurdu” diyecek? İşte bu noktada, benim de yıllardır gözlemlediğim ve yukarıdaki felsefeyle birebir örtüştüğünü gördüğüm bir yöntem devreye giriyor: Konuşarak Öğren.
Neden mi? Çünkü bu sistem, anlattığım 4 altın kuralı doğal bir şekilde bir araya getiriyor:
- Pratik Odaklıdır: Her ders tamamen konuşma üzerine. Teoriye boğulmuyorsun, doğrudan direksiyona geçiyorsun.
- Düzen Sağlar: Senin seçtiğin sabit bir saatte, anadili İngilizce olan tecrübeli bir eğitmen seni arıyor. “Bugün canım istemiyor” deme lüksün pek kalmıyor. O bahsettiğim sağlık yürüyüşü, bir alışkanlığa dönüşüyor.
- Aşamalı Gelişim Sunar: Eğitmenin senin seviyeni bildiği için, seni sürekli konfor alanının bir tık dışına çıkaracak konular ve sorularla o dil kaslarını çalıştırıyor.
- Hata Analizi Yapar: Belki de en kritik nokta bu. Dersler sadece konuşup bitmiyor. Sana özel atanan danışmanın, gelişimini takip ediyor, sık yaptığın hataları analiz edip zayıf noktalarını güçlendirmen için sana yol gösteriyor. Bu, olayı sıradan bir kurstan çıkarıp kişisel bir antrenman programına dönüştürüyor. Ayrıca yapay zeka destekli araçlarıyla ders dışında da pratik yapma imkanı sunuyorlar.
Yani olay sadece bir uygulama üzerinden konuşmak değil, seni gerçekten anlayan ve takip eden bir sistemin içinde yol almak.

Bir yanıt yazın