İngilizce Kursu Seçme Sanatı: Paranız ve Zamanınız Boşa Gitmesin!
Giriş: Bir Kahve Molası Sohbeti
Selam dostum. Gel, bir soluklanalım seninle. O tanıdık kavşaktasın yine, biliyorum. İçinde bir ses, “Bu defa olacak!” diye tempo tutarken, bir diğeri fısıldıyor: “Ama nasıl? Hangi kurs? Ya yine yarım kalırsa?” İnternet bir derya… “30 günde ana dilin gibi konuş” vaatleri, yanıp sönen reklamlar, onlarca seçenek. İnsanın aklının karışmaması işten değil.
Neredeyse çeyrek asırdır bu yolda binlerce öğrencinin hikâyesine tanıklık ettim. Hevesle başlayıp omuzları düşerek dönen, ama gözlerinde o umut kırıntısını hala taşıyan nicelerini gördüm. Bu yüzden sana net bir şey söyleyebilirim: Bu durumda olan bir tek sen değilsin. Ve evet, bu işi doğru yapmanın bir yolu var. Ama baştan anlaşalım, bu sihirli bir formül değil. Bu, doğru adımları doğru sırayla atmakla ilgili bir strateji.
Bu yazıda sana o cafcaflı reklamların arkasında neler olduğunu, bir öğretmenin filtresinden geçmiş, samimi bir bakış açısıyla anlatacağım. Hangi tuzaklardan kaçınman, bir kursta aslında neyi araman ve kendine en uygun rotayı nasıl çizebileceğini konuşacağız. Hazırsan, şu İngilizce pusulasını yeniden ayarlayalım.
Ana Bölüm 1: O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunu ve Yaygın Tuzaklar
Tecrübelerime göre en büyük sorun, yola yanlış sorularla çıkmak. “En ucuzu hangisi?” ya da “Herkes nereye gidiyor?” gibi sorular, seni büyük ihtimalle yanlış bir adrese götürür. Gel, şu sık düşülen tuzaklara bir bakalım, bakalım tanıdık gelecekler mi?
-
Sihirli Hap Beklentisi: Sanki kursa kayıt yaptırınca, bir yazılım gibi İngilizcenin beyne yükleneceğini zannetmek… Ne yazık ki öyle bir dünya yok. Hani o gramer kitabını yastığın altına koyunca bilgilerin rüyada transfer olmaması gibi bir şey bu. Bizzat denendi, çalışmıyor.
Unutma, kurs en iyi ihtimalle harika bir arabadır, ama direksiyondaki sensin.
-
Sürü Psikolojisi: Arkadaşının bayıldığı bir kurs, senin için tam bir kâbus olabilir. Çünkü onun öğrenme hızı, hedefi, hatta zayıf olduğu noktalar seninkilerden bambaşkaydı. Başkasının yol haritasıyla kendi hedefine varamazsın.
-
“Sadece Konuşsam Yeter” Yanılgısı: “Hocam gramerle falan uğraşamam, ben sadece konuşmak istiyorum” cümlesini o kadar çok duydum ki… Bu şuna benziyor: “Ben araba sürmeyi öğreneyim ama trafik kurallarını, vitesin ne işe yaradığını boş verelim.” Elbette bir süre gidersin. Ama ilk karmaşık kavşakta ya da dik bir yokuşta yolda kalman kaçınılmazdır.
-
Disiplinsizlik ve Erteleme: Dünyanın en iyi kursuna da gitsen, en yetenekli hocayı da bulsan, ders bittikten sonra İngilizce defterini bir sonraki derse kadar açmıyorsan, üzgünüm ama o para da, o zaman da boşa gidiyor demektir.
Bu hatalardan birini ya da birkaçını geçmişte yaptıysan moralini bozma. Bu bir son değil, aksine yol üstündeki yanlış tabelaları nihayet fark ettiğin an. Şimdi doğru tabelaları koyma vakti.
Ana Bölüm 2: Benim Pusulam: Bir Kursu Değerli Kılan 4 Kural
Yıllar içinde, İngilizceyi gerçekten öğrenen tüm öğrencilerimde ortak olan 4 temel prensip dikkatimi çekti. Ben bunlara “Pusulanın Altın Kuralları” diyorum. Bir kursu değerlendirirken, bu dört maddeyi bir kontrol listesi gibi kullanabilirsin.
Kural 1: Pratik > Teori (Direksiyona Geç!)
Bu benim kırmızı çizgim. Kitaplar sana yolu tarif eder, ama o yolu gidecek olan sensin. Direksiyona geçmeden şoförlük öğrenilmez. Bir kursun sana kaç tane gramer kuralı ezberlettiği değil, o kuralları sana ne kadar kullandırdığı önemlidir. Sistem, sana sürekli konuşma, hata yapma ve en önemlisi o hatanın doğrusunu anında öğrenme fırsatı veriyor mu? Yoksa dersler, öğretmenin konuştuğu, senin de pasifçe dinlediğin bir seminer havasında mı geçiyor? Unutma, asıl hedef İngilizce bilmek değil, İngilizceyi kullanabilmektir.
Kural 2: Düzenlilik (Sağlık Yürüyüşü Metaforu)
İngilizce, bir oturuşta 10 saat çalışıp sonraki bir ay yüzüne bakmayacağın bir iş değildir. Daha çok, her gün düzenli olarak yapılan 15-20 dakikalık bir sağlık yürüyüşü gibidir. Beynimiz düzenli ve kısa aralıklarla tekrar edilen bilgiyi kalıcı hafızaya atmayı sever. Kurs seçerken kendine şunu sor: “Bu sistem beni düzenli olmaya teşvik ediyor mu, yoksa tüm sorumluluğu benim irademe mi bırakıyor?” Seni her gün o küçük adımı atman için dürten, takip eden bir yapı, ayda bir yapılan yoğun kamplardan çok daha etkilidir.
Kural 3: Aşamalı Zorluk (Spor Salonu Prensibi)
Bu en kritik mesajlarımdan biri, lütfen dikkatle oku. Her gün aynı 5 kiloluk ağırlığı kaldırırsan kasların bir noktadan sonra gelişmez. İngilizce de tam olarak böyledir. Seni hafifçe zorlamayan, konfor alanının bir milim dışına çıkarmayan bir aktivite, sadece zaman kaybıdır. İyi bir sistem, önce senin seviyeni doğru ölçer. Sonra seni ne bıktıracak kadar zor, ne de sıktıracak kadar kolay bir yolda, sürekli olarak bir sonraki adıma taşır. Mesele, tam o “tatlı zorlanma” noktasında seni tutabilen bir program bulmaktır.
Kural 4: Kişiselleştirme ve Geri Bildirim (Terzi Usulü Eğitim)
Yaptığın hatalar, en iyi öğretmenlerindir; tabii onları analiz edersen. Nerede yanlış yaptığını anlamadan, hep aynı hataları tekrarlarsın. Her öğrencinin İngilizceyle olan imtihanı farklıdır. Kiminin telaffuzla başı derttedir, kiminin ise aklına bir türlü doğru kelime gelmez. İyi bir kurs, herkese aynı standart ceketi giydirmeye çalışmaz. Senin zayıf yönlerini tespit eder, sana özel geri bildirimler verir ve gelişimini bir röntgen filmi gibi takip eder. “Genel İngilizce” paketleri yerine, sana özel bir yol haritası vaat eden sistemlere odaklan.
Ana Bölüm 3: Peki, Şimdi Ne Yapmalı? Adım Adım Rehber
Teoriyi anladık. Peki şimdi ne yapacağız? “Hocam iyi diyorsun da bu anlattığın gibi bir yer var mı?” dediğini duyar gibiyim. Gel, o seçimi nasıl yapacağına bakalım.
- Adım 1: Kendini Tanı (Neden? Sorusu)
Önce dürüstçe aynaya bak. “Ben bu İngilizceyi ne için istiyorum?” İş yerindeki sunumlar için mi? Yurt dışı seyahatinde kaybolmamak için mi? Akademik bir metni anlamak için mi? Sadece bir hobi mi? Bu soru, seçeceğin kursun DNA’sını belirler. İş İngilizcesi arayan biriyle, turistik İngilizce isteyen birinin yolu aynı olamaz.
- Adım 2: Sistemi Sorgula (Metot ve Eğitmen)
Bir kursla görüşürken şu soruların cevaplarını net olarak iste:
- Eğitmenlerinizin yetkinliği nedir? Sadece anadili İngilizce olan biri mi, yoksa öğretmenlik formasyonuna sahip profesyonel bir EĞİTMEN mi? Bu ikisi arasında sandığından çok daha büyük bir fark var. Dil bilmekle dil öğretebilmek, apayrı yeteneklerdir.
- Metodunuz nedir? Yapılandırılmış bir müfredat, ders materyalleri, takip edilebilir bir ilerleme sistemi var mı? Yoksa dersler daha çok rastgele sohbet havasında mı geçiyor?
- Beni nasıl düzenli tutacaksınız? Ders saatleri tamamen esnek mi, yoksa sabit mi? “Bugün keyfim yok, katılmayayım” deme lüksünü ortadan kaldıran, seni sorumlu tutan bir yapıları var mı?
- Gelişimim nasıl izlenecek? Bana özel raporlar, geri bildirimler sunulacak mı? Zayıf olduğum alanlara yönelik ek çalışmalar önerilecek mi?
Bu prensipleri benimseyen, öğrenciyi merkeze alan yaklaşımlar artık daha yaygın. Mesela benim de yakından inceleyip metodolojisini takdir ettiğim Konuşarak Öğren sistemi, bu anlattığım pek çok maddeyi hayata geçirmiş görünüyor. Neden mi? Çünkü olayın ruhunu kavramışlar:
- Sana özel, sabit ve öğretmenlik lisanslı bir Amerikalı eğitmen atıyorlar. Bu hem kaliteyi hem de eğitmenle aranda bir bağ kurmanı sağlıyor.
- Senin seçtiğin sabit bir ders saatin oluyor ve eğitmen o saatte seni arıyor. Tıpkı kapına gelen özel hoca gibi; ertelemeye, kaçmaya pek yer bırakmıyor.
- Belki de en önemlisi, Mentörlük Programı dedikleri bir yapıları var. Bir eğitim danışmanı, tüm gelişimini takip ediyor, sana özel raporlar sunuyor ve zayıf yönlerini güçlendirmen için yol gösteriyor. Bu, tam olarak bahsettiğim terzi usulü eğitimin kendisi.
- Sadece konuşma dersleriyle de sınırlı değil; yapay zeka destekli interaktif araçlarla ders dışında da pratik yapma imkânı sunuyorlar.
- Adım 3: Test Sürüşü Yap (Deneme Dersi İste)
Ne kadar parlak broşürler sunarlarsa sunsunlar, bir yemeğin tadına bakmadan lezzetini bilemezsin. Mutlaka bir deneme dersi yap. O derste şu sinyallere dikkat et: Eğitmen seni dinleyip anlıyor mu? Seni konfor alanının dışına nazikçe itiyor mu? Dersin bir amacı, bir akışı var mıydı? En önemlisi, sen kendini rahat ve güvende hissettin mi?
Sonuç: Kaptanın Son Sözü
Gördüğün gibi, mesele en popüler ya da en ucuz kursu bulmak değil. Mesele, senin hedeflerine, öğrenme tarzına ve disiplin ihtiyacına cevap veren, seni bir numara olarak değil, bir birey olarak gören doğru sistemi bulmak.
Sana bir sır vereyim mi? En iyi sistem bile, senin çaban olmadan bir hiçtir. Ama doğru sistem, o çabanı on kat daha verimli hale getirecek bir kaldıraçtır. O kaldıracı akıllıca seç. Sorgula, araştır ve kendine karşı dürüst ol.
Unutma, bu senin yolculuğun. Pusula artık elinde. Rota belli. Şimdi yelkenleri açma zamanı.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Online İngilizce kursları, yüz yüze kurslar kadar etkili mi?
Cevap: Doğru kurgulandığında evet, hatta çoğu zaman daha etkili bile olabilir. Online eğitim, size yer ve zaman esnekliği sunmanın ötesinde, dünyanın en iyi eğitmenlerine ulaşma fırsatı verir. Önemli olan eğitimin online ya da yüz yüze olması değil; kursun metodolojisi, eğitmenin kalitesi ve sizi ne kadar disiplinli ve aktif tutabildiğidir.
Soru 2: Mutlaka anadili İngilizce olan bir hocadan mı ders almalıyım?
Cevap: Öncelik anadili İngilizce olması değil, “eğitmen” olmasıdır. Her anadilini konuşan, iyi bir öğretmen değildir. Ancak anadili İngilizce olan ve aynı zamanda öğretmenlik formasyonu almış bir profesyonel, size hem doğru telaffuzu hem de dilin kültürel kodlarını en saf haliyle aktarabilir. Örneğin, Konuşarak Öğren’in sadece lisanslı Amerikalı eğitmenlerle çalışması bu yüzden önemli bir avantaj.
Soru 3: Bir kursun fiyatı, kalitesi hakkında fikir verir mi? Çok pahalıysa kesin iyidir diyebilir miyiz?
Cevap: Kesinlikle hayır. Fiyat tek başına bir kalite göstergesi olmayabilir; çoğu zaman bir pazarlama stratejisinin parçasıdır. Önemli olan, ödediğiniz paranın karşılığında ne aldığınızdır. Size özel mentörlük, kaliteli ve sabit bir eğitmen, yapılandırılmış program ve düzenli takip gibi hizmetler sunan bir sistem, sadece süslü vaatler sunan pahalı bir kurstan çok daha fazla “değer” üretiyor olabilir. Fiyata değil, size sunulan değere odaklanın.

Bir yanıt yazın