Gramer Bataklığında Çırpınmaya Son: İngilizceyi Konuşarak ‘Yaşamanın’ Rehberi
Merhaba yol arkadaşım,
Gel, şöyle bir oturalım seninle. Bir kahve al yanına, çünkü biraz dertleşeceğiz. Yıllardır omuzlarında taşıdığın o ağır yükü, üst üste yığılmış gramer kitaplarını, o bitmek bilmeyen kurallar listesini bir anlığına kenara bırakalım.
“Present Perfect miydi, yoksa Past Perfect mi? Cümlenin başına ‘in’ mi geliyordu, ‘on’ mu?” diye düşünmekten cümlenin başını unuttuğun o anları biliyorum. Sırf hata yapmaktan çekindiğin için, sana adres soran bir turisti “Sorry, no English” diyerek geçiştirdiğin o anki hayal kırıklığını da… O hissi çok ama çok iyi bilirim. Bu yolda 25 yılım geçti, binlerce yolcuya eşlik ettim. Gördüğüm en büyük engel ne kelime eksikliğiydi ne de aksan meselesi… Önümüzdeki en devasa duvar, “hatasız olma takıntısı” ile örülmüş o gramer duvarıydı.
Kulağa tanıdık geldi mi?
Eğer cevabın “evet” ise doğru yerdesin. Merak etme, bu yazıda sana kuralları ezberletmeyeceğim. Sihirli bir formül de vermeyeceğim. Sadece pusulanı doğru yöne çevireceğim. Sana, İngilizcenin bir ders olmadığını; yaşayan, nefes alan, sokakta değişen bir iletişim aracı olduğunu anlamanı sağlayacağım.
Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım.
Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunsalı
Yıllardır derslerimde neredeyse aynı hikayeyi dinlerim: “Hocam, tüm zamanları biliyorum ama konuşamıyorum.”, “Kelime ezberliyorum ama cümle içinde aklıma gelmiyor.” Bu cümlelerin arkasında, seni olduğun yerde saydıran ve enerjini tüketen birkaç temel yanılgı var gibi görünüyor. Gel, şu “Neden Olmuyor?” sorusunun köklerine inelim.
- Mükemmeliyetçilik Tuzağı: Belki de en tehlikelisi budur. Hatasız, pürüzsüz cümleler kurmadan konuşmaya başlamamak gerektiğine dair o sarsılmaz inanç… Bu, yüzme öğrenmek için önce suyun kaldırma kuvvetiyle ilgili bütün fizik teorilerini hatmetmeye benziyor. Kulağa ne kadar mantıksız geliyor, değil mi? Suya girmeden yüzemezsin. Hata yapmadan da İngilizce konuşmayı öğrenemezsin. Nokta.
- Gramer=Bina Temeli Miti: Bize hep “Gramer, dilin temelidir” dendi. Bu kısmen doğru, ama büyük resmi kaçıran bir bakış açısı. Gramer, binanın temeli değil, daha çok o binanın içindeki elektrik ve su tesisatıdır. Evet, tesisatsız o evde yaşanmaz, doğru. Ama kimse bir eve “Vay be, ne kadar muazzam bir boru tesisatı!” diye hayran olmak için girmez. Eve, içinde yaşamak, sohbet etmek, anı biriktirmek için girilir. Asıl mesele iletişimdir; gramer ise o iletişimi sağlayan bir araçtır, asla bir amaç değil.
- Ezberleme Yanılsaması: Yüzlerce kelime, düzensiz fiiller, edat listeleri… O gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların sihirli bir şekilde beyne aktarılmadığını bizzat test ettim, maalesef çalışmıyor. Ezber, bilgiyi beynin ‘geçici belleğine’ atmak gibi bir şey. Tıpkı market listesi gibi; işin bitince uçar gider. Öğrenmek ise bilgiyi kullanarak, deneyimleyerek kalıcı hale getirmektir.
Eğer bu tuzaklardan birine veya birkaçına düştüysen, sorun sende değil. Büyük ihtimalle sana gösterilen haritanın kendisi sorunluydu. Şimdi gel, o haritayı birlikte yeniden çizelim.
Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Prensip
25 yıllık tecrübemin damıtılmış hali diyebileceğim 4 temel prensibim var. Eğer bu felsefeyi içselleştirirsen, İngilizceyi sadece öğrenmekle kalmaz, onu hayatının doğal bir parçası yaparsın.
-
Kural 1: Pratik > Teori (Artık Direksiyona Geç!)
Kitaplar sana yol haritasını verir, ama o arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. Bu kadar basit. İstediğin kadar motorun çalışma prensibini anlatan video izle, o debriyajın kavrama noktasını hissetmeden, o direksiyonu çevirmenin ne demek olduğunu deneyimlemeden asla araba süremezsin. İngilizce de tastamam böyledir. Teori, “He/She/It”ten sonra fiile “-s” takısı geldiğini bilmektir. Beceri ise bunu düşünmeden, ağzından ‘She speaks English’ diye dökülüvermesidir. Biri bilgi, diğeri beceridir. Senin hedefin bilgi biriktirmek değil, beceri kazanmak olmalı.
-
Kural 2: Düzenlilik Kuralı (Her Gün 15 Dakika)
İngilizce, bir haftada 10 saat abanılıp sonra bir ay yüzüne bakılmayacak bir ders değildir. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü gibidir. Bir bahçıvan düşün. Fidanını bir gün 10 kova suyla boğup sonra bir ay kuraklığa terk eder mi? Tabii ki hayır. Her gün azar azar, ama düzenli sular. Dil de bir kas gibidir. Her gün yapacağın 15-20 dakikalık bir antrenman (bir podcast dinlemek, ilgini çeken bir şeyi okumak, kendi kendine 3-5 cümle kurmaya çalışmak), ayda bir yapılan 5 saatlik ezber hamallığından katbekat daha değerlidir. Unutma, süreklilik, yoğunluktan her zaman daha güçlüdür.
-
Kural 3: Aşamalı Gelişim (O 5 Kiloluk Dambılı Bırak Artık!)
Bu, en kritik mesajlarımdan biri. Spor salonuna yeni başlayan birini düşün. Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsa kasları bir noktadan sonra gelişir mi? Gelişmez. Gelişim için ne yapması gerekir? 7 kiloyu, sonra 10 kiloyu denemesi… Yani konfor alanının bir tık dışına çıkması şarttır. Gelişim, tam olarak o konfor alanının bittiği yerde başlar. Sürekli bildiğin kelimelerle aynı basit cümleleri kurarak yerinde sayarsın. Seni biraz zorlayan bir makale oku. Anlamadığın kelimeler mi çıktı? Panik yok, harika! Bu, yeni bir şey öğrendiğinin en net işareti. O tatlı rahatsızlık hissi, aslında gelişimin ta kendisidir.
-
Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hataların En İyi Dostundur)
Hataların en iyi öğretmenindir, evet; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Yaptığın bir hatayı, nedenini anlamadan ve doğrusunu öğrenmeden binlerce kez tekrarlayabilirsin. Bu yüzden körü körüne konuşmak yetmez; ‘farkındalıkla konuşmak’ gerekir. Yaptığın hataların bir listesini tutmak, senin kişisel yol haritandır. “Ben hep ‘in’ ve ‘on’u karıştırıyorum.” Bu bir sızlanma değil, bu bir veridir! Bu, bir sonraki adımda neye odaklanman gerektiğini söyleyen bir pusuladır. Herkesin öğrenme yolu farklıdır. Başkasının programı sana uymaz. Kendi yanlışlarını analiz et ve kendi programını kendin şekillendir.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, felsefeyi anladım da… şimdi ne yapacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin somut adımlar.
-
1. Adım: Grameri Keşfet, Ezberleme!
Gramer kitabını bir kutsal metin gibi değil, bir ansiklopedi gibi kullan. Merak ettiğin bir konuyu (mesela “used to” kalıbı) aç, şöyle bir bak. Sonra hemen kapat. Git, sevdiğin bir İngilizce şarkının sözlerinde, izlediğin bir dizinin altyazısında o kalıbın canlı kanlı, nasıl kullanıldığını avla. Kuralı, yaşadığı yerde gör.
-
2. Adım: Keyif Aldığın “Girdiyi” Bul (Input)
İngilizceyi hayatına zorla değil, keyifle sok.
- Dinle: Arabada, sporda, ev işi yaparken ilgi alanınla ilgili bir podcast aç. Anlamasan bile olur, yeter ki o dilin ritmi, melodisi kulağına yerleşsin.
- İzle: Sevdiğin dizileri, filmleri önce Türkçe altyazıyla, sonra İngilizce altyazıyla, en sonunda da cesaret edip altyazısız izlemeyi dene.
- Oku: Futbol mu seviyorsun? İngiliz spor sitelerini kurcala. Teknoloji mi? Yabancı teknoloji bloglarını takip et. Konu seninse, öğrenmek de keyif olur.
-
3. Adım: Direksiyona Geçme Vakti: Konuş, Konuş, Konuş!
Geldik en hayati adıma. Tüm o dinlediklerin ve okudukların, sen onları “çıktı” haline getirmeden, yani konuşmadan, asla kalıcı hale gelmez. “Ama kiminle konuşacağım?”, “Ya hata yaparsam?” korkularını anlıyorum. İşte bu noktada, güvenli ve yapılandırılmış bir ortama ihtiyacın oluyor.
Yıllardır bu felsefeyle örtüştüğü için öğrencilerime gönül rahatlığıyla tavsiye ettiğim bir sistem var: Konuşarak Öğren. Neden mi? Çünkü yukarıda saydığım tüm prensipleri bir araya getiriyor.
- Nitelikli Pratik: Karşında sadece bir sohbet arkadaşı değil, öğretmenlik formasyonuna sahip, ana dili İngilizce olan Amerikalı bir eğitmen oluyor. Bu, yaptığın hataların anında, yapıcı bir şekilde düzeltilmesi ve doğruya yönlendirilmen demek.
- Düzenlilik ve Aşamalı Gelişim: Her gün veya belirlediğin periyotta, sabit eğitmenin seni arar. “Bugün havamda değilim” deme lüksün ortadan kalkar. O sağlık yürüyüşünü istesen de istemesen de yaparsın. Eğitmenin senin seviyeni bildiği için, seni sürekli o konfor alanının bir tık dışına iterek gelişmeni sağlar.
- Kişiselleştirme ve Hata Analizi: Sistemin belki de en değerli yanı, gelişimini takip eden, nerede takıldığını analiz edip sana özel geri bildirimler sunan bir destek mekanizması olması. Böylece hataların, gerçekten de en iyi öğretmenine dönüşür. Bu, başka bir yerde kolay kolay bulamayacağın, sana özel bir terzilik hizmeti gibidir.
Bu, sokakta rastgele birini bulup konuşmaya çalışmak gibi değil. Bu, hedefe yönelik, yapılandırılmış ve en önemlisi seni merkeze alan bir sistemle ilerlemektir.
Kaptanın Son Sözü
Unutma, İngilizce öğrenmek bir varış noktası değil, bir yolculuk. Bu yolculukta gramer, arabanın benzin göstergesi gibi. Elbette arada bir bakıp kontrol etmek gerekir ama gözünü sürekli göstergeden ayırırsan yoldan çıkarsın. Asıl keyif, camdan dışarı bakıp manzaranın tadını çıkarmaktır.
O manzarayı kaçırma. Hata yapmaktan korkma. Mükemmel olmayı hedefleme, anlaşılır olmayı hedefle. Pusula artık sende. Direksiyona geçip o ilk adımı atma cesaretini gösterdiğinde, yolun kendiliğinden açıldığını göreceksin.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Yani hiç mi gramer çalışmayayım?
Cevap: Hayır, demek istediğim o değil. Şunu kastediyorum: Grameri bir amaç olarak değil, bir araç olarak gör. Günde 1 saat mi çalışıyorsun? Bunun 45 dakikasını dinleme, okuma, konuşma gibi canlı pratiklere, sadece 15 dakikasını ise pratikte takıldığın bir gramer konusuna göz atmak için ayır. Dengeyi pratik lehine boz.
Soru 2: Konuşurken sürekli hata yapıyorum ve moralim bozuluyor. Bu normal mi?
Cevap: Normal olmanın ötesinde, bu gerekli! Hata yapmak, beyninin yeni bir beceriyi işlemeye çalıştığının en net kanıtıdır. Hata yapmıyorsan, büyük ihtimalle zaten bildiğin şeyleri tekrar ediyorsun demektir, ki bu da gelişim olmadığını gösterir. Her hatayı bir sonraki seviyeye geçmek için topladığın bir puan gibi gör.
Soru 3: Ne kadar sürede akıcı konuşabilirim?
Cevap: Bu, “Ne kadar sürede maraton koşucusu olurum?” demek gibi bir şey. Cevabı tamamen sana bağlı: Ne kadar düzenli antrenman yaptığına, ne kadar kaliteli “girdi” aldığına ve kendini ne kadar zorladığına… Bir zaman hedefi koymak yerine, bir süreç hedefi koy. Örneğin: “Her gün 20 dakika İngilizce konuşacağım.” Sürece sadık kalırsan, sonuçların seni şaşırtacağına emin olabilirsin.

Bir yanıt yazın