Sadece “Hello, My Name Is…” Demenin Ötesine Geçin: Networking Etkinliklerinde İz Bırakmanın Yolları
Merhaba sevgili yol arkadaşım,
O anı hepimiz biliriz. Kalabalık bir salon, elde bir içecek, etrafta uğultulu bir sohbet… Ve midenizde o tanıdık, soğuk boşluk hissi: “Şimdi kime, ne diyeceğim? Ya saçmalarsam? Ya takılıp kalırsam?” Kalp atışlarınız hızlanır, avuçlarınız terlemeye başlar ve bir an için o koskoca salonda görünmez olmayı dilersiniz.
Eğer bu senaryo size biraz bile tanıdık geldiyse, durup derin bir nefes alın. Yalnız değilsiniz. 25 yıllık öğretmenlik hayatımda, en parlak yöneticilerden en yetenekli mühendislere kadar nice insanın bu korkuyu iliklerinde hissettiğine şahit oldum. Çünkü İngilizce bilmek başka bir şey, o İngilizceyi baskı altında, yeni bir ortamda “kendini pazarlamak” için kullanmak bambaşka bir şey.
Ama size bir sır vereyim mi? Bu işin çözümü, yüzlerce süslü püslü kelime ezberlemekten ya da pürüzsüz bir Amerikan aksanına sahip olmaktan geçmiyor. Sır, doğru bir bakış açısı ve birkaç basit ama etkili stratejide saklı. Bu yazıda size o kitaplarda yazan sıkıcı teorileri değil, yılların tecrübesiyle damıttığım, öğrencilerimle birlikte defalarca test ettiğim gerçekleri anlatacağım.
Hazırsanız, İngilizce pusulanızı yeniden ayarlayalım ve bu korku denizinden birlikte, güvenli bir kıyıya çıkalım!
Yaygın Yanılgılar ve O Bitmeyen “Neden Olmuyor?” Sorusu
Her şeyden önce, neden sürekli aynı yerde takılıp kaldığımızı anlamalıyız. Yıllardır öğrencilerimden duyduğum sorunlar hep benzer. Bakalım size de tanıdık gelecekler mi?
-
“Mükemmel Tanıtım Metni” Efsanesi: Pek çoğumuz, kendimizi anlatan upuzun, harika bir paragraf yazıp bunu kelimesi kelimesine ezberlemeye çalışırız. Sonuç ne olur? Ya bir robot gibi konuşuruz ya da o metindeki tek bir kelimeyi unuttuğumuz an bütün sistem çöker.
Unutmayın, networking bir monolog değil, bir sohbettir.
Kimse sizden bir tirat beklemiyor.
-
“Her Şey Gramer” Takıntısı: Sohbetin en heyecanlı yerinde aklınızda şu düşünce döner: “Acaba ‘have been’ miydi, yoksa ‘was’ mı demeliydim?” Siz bu iç hesaplaşmayı yaparken, karşınızdaki kişiyle o değerli bağ kurma anını kaçırırsınız. Emin olun, küçük bir gramer hatasını kimse umursamaz ama kurulamayan bir iletişim her şeyi mahveder.
-
“Sessizlik Altındır” Korkusu: Hata yapmaktan o kadar korkarız ki, en güvenli liman olan sessizliğe sığınırız. Köşede durup etrafı izleriz. Ama networking’in amacı tam da o limandan demir almaktır.
Unutmayın, yanlış kurulmuş bir cümle, hiç kurulmamış bir cümleden her zaman daha iyidir.
Bu tuzaklara düşüyorsanız sakın kendinize kızmayın. Bunlar son derece insani ve yaygın refleksler. Ama artık bunları fark ettiğimize göre, rotayı doğru yöne çevirme vakti de geldi demektir.
Benim Pusulam: Değişmeyen 4 Altın Kural
Yıllar içinde, öğrencilerimin gelişiminde tekrar tekrar işe yaradığını gördüğüm 4 temel prensip var. Bunları bir kenara not alın, çünkü bunlar sizin yeni kuzey yıldızınız olacak.
Kural 1: Direksiyona Geçin (Pratik > Teori)
Kitaplar size yol haritasını verebilir, ama arabayı kullanacak olan sizsiniz. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. En iyi tanıtım cümlesini ezberlemiş olabilirsiniz, ama gerçek bir insanın gözünün içine bakıp o cümleyi söyleme pratiğini yapmadıysanız, o bilgi sadece bir teoriden ibarettir. Ezber bir yanılsamadır; gerçek öğrenme, yaparak, deneyerek olur.
Kural 2: Damlaya Damlaya Göl Olur (Düzenlilik İyidir)
İngilizce öğrenmek, bir hafta sonu 10 saat çalışıp sonra bir ay ara verilecek bir maraton değildir. Daha çok, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü gibidir. Networking pratiği için de bu geçerli. Her gün sadece 5 dakika aynanın karşısına geçip kendinizi tanıtmayı denemek, etkinlikten önceki gece 2 saat panik içinde çabalamaktan katbekat daha faydalıdır. Başarının gizli sosu, sürekliliktir.
Kural 3: O 5 Kiloluk Dambılı Artık Bırak (Aşamalı Gelişim)
Spor salonuna gidip her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsanız, kaslarınız bir noktadan sonra gelişmez. İngilizce de tıpkı böyledir. Konfor alanınızın bir tık dışına çıkmadığınız sürece, yerinizde saymaya başlarsınız. Bugün kendinizi iki cümleyle mi tanıttınız? Harika! Yarınki hedefiniz, bu iki cümlenin sonuna basit bir soru eklemek olsun. Bir sonraki gün, anlattığınız işle ilgili ufacık bir örnek vermeyi deneyin. Her gün kendinize minik bir meydan okuma ekleyerek gelişirsiniz.
Kural 4: Kendi Rotanı Çiz (Kişiselleştirme ve Hata Analizi)
Hatalarınız, en iyi öğretmenlerinizdir; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirseniz. Bir konuşma sonrası “Tüh, şurada tıkandım, o kelime aklıma gelmedi işte!” diye hayıflanmak yerine, o anı bir yere not alın. Neden tıkandınız? Aklınıza gelmeyen kelime neydi? O kelimeyi veya alternatifini araştırıp bir sonraki konuşmanız için cephaneliğinize ekleyin. Herkesin takıldığı yer farklıdır. Kendi yanlışlarınızı anlamadan, doğru yolu bulamazsınız.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, felsefeyi anladık da… Ne yapacağız şimdi?” dediğinizi duyar gibiyim. İşte size hemen bugün başlayabileceğiniz, somut bir eylem planı.
-
1. Adım: İnşa Etmek (Ama Ezberlemek Değil!)
Mükemmel bir paragraf değil, “Lego parçaları” hazırlayacağız. Bunlar, her duruma göre birleştirip kullanabileceğiniz basit, esnek yapı taşları olacak.
- Parça 1: Açılış (Kimsin?):
Hi, I'm [Adınız]. It's a pleasure to meet you.(Basit, samimi ve yeterli.) - Parça 2: Ne Yaparsın? (Değer Odaklı Anlatım): “I’m a software developer” demek yerine, “I help e-commerce companies create faster and more secure payment systems” (E-ticaret şirketlerinin daha hızlı ve güvenli ödeme sistemleri oluşturmasına yardımcı oluyorum) gibi bir cümle kurun. Ne yaptığınızı değil, kime ne fayda sağladığınızı anlatın.
- Parça 3: “Kanca” (Merak Uyandıran Detay): Belki de en önemli parça bu! Sizi diğerlerinden ayıracak olan şey. Örneğin:
"...and right now, I'm particularly interested in how blockchain can prevent fraud in online transactions."(…ve şu sıralar özellikle blockchain’in online işlemlerde sahtekarlığı nasıl önleyebileceği konusuyla ilgileniyorum.) Bu, karşı tarafa size soru sorması için harika bir pas atmaktır. - Parça 4: Soru (Topu Karşıya Atmak): Kendinizi tanıttıktan sonra asla sessiz kalmayın.
What about you? What brings you here today?(Peki ya siz? Sizi bugün buraya getiren nedir?) diyerek sohbeti hemen bir diyaloğa çevirin.
- Parça 1: Açılış (Kimsin?):
-
2. Adım: Prova Yapmak (Gerçekçi Senaryolarla)
Bu Lego parçalarını birleştirmeyi pratik etmelisiniz. Ama nasıl?
Aynanın karşısı iyi bir başlangıçtır, evet. Ama bir sonraki seviyeye geçmek şart. Kendi kendinize prova yapmak bir yere kadar işe yarar. Asıl sıçramayı, sizi anlayan ve doğru geri bildirimler veren gerçek bir insanla pratik yaptığınızda yaşarsınız. İşte bu noktada, benim de öğrencilerime sıkça tavsiye ettiğim, bu felsefeyle birebir örtüşen yaklaşımlar devreye giriyor. Örneğin Konuşarak Öğren gibi sistemler, tam da bu ihtiyaca cevap veriyor. Neden mi? Çünkü bu tür platformlarda size rastgele biri atanmıyor. Seviyenize ve hedeflerinize göre sizinle eşleşen, ana dili İngilizce olan deneyimli bir eğitmenle düzenli olarak konuşma fırsatı buluyorsunuz. Bu, networking senaryolarını, iş görüşmesi provalarını, sunum hazırlıklarını birebir, güvenli bir ortamda defalarca prova etme şansı demek. Eğitmeniniz sadece gramerinizi düzeltmekle kalmıyor, aynı zamanda bir akıl hocası gibi “Şurada daha kendinden emin olabilirsin,” veya “Şu kelime yerine bunu kullanırsan daha etkili olur,” gibi geri bildirimler veriyor. Derslerin sabit saatte olması ise o “bugünlük es geçeyim” deme lüksünü ortadan kaldırıyor ve düzenlilik kuralını hayatınıza sokuyor. Sanki kişisel antrenörünüzün her gün kapınızı çalıp “Hadi bakalım, çalışma zamanı!” demesi gibi.
-
3. Adım: Test Etmek ve Geliştirmek
Etkinliğe gittiniz. Birkaç kişiyle konuştunuz. Harika! Şimdi eve dönüp arkanıza yaslanma zamanı değil.
- Ne iyi gitti? Hangi cümleniz pürüzsüzce ağzınızdan döküldü? Hangi sorunuz güzel bir sohbet başlattı?
- Nerede ‘eee, şey…’ dediniz? Hangi kelime bir türlü aklınıza gelmedi? Nerede duraksadınız?
- Bunları not alın! Bir sonraki pratiğinizde, özellikle bu takıldığınız noktalara odaklanın.
Unutmayın, her networking etkinliği, bir sonraki için paha biçilmez bir derstir.
Kaptanın Son Sözü
Sevgili dostum, İngilizce konuşarak kendini ifade etmek, özellikle de profesyonel bir ortamda, gözümüzde büyüttüğümüz bir dağ gibi görünebilir. Ama her zirveye bir ilk adımla başlanır. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. En karmaşık cümleleri kurmak zorunda değilsiniz. Sadece kendiniz olun, samimi olun ve karşınızdaki insanla gerçekten bir bağ kurmaya odaklanın.
Hata yapmaktan korkmayın. Hatalar, yolunuzu aydınlatan fenerlerdir. Takılıp düşerseniz, kalkın ve gülümseyerek tekrar deneyin. Her deneme, sizi bir öncekinden daha güçlü kılacak. Unutmayın, bu sizin yolculuğunuz ve pusula artık sizin elinizde. Tek yapmanız gereken o ilk adımı atmak.

Bir yanıt yazın