Sıfırdan Zirveye İngilizce: Pusulanız Benden, İlk Adım Sizden
Selam yol arkadaşım,
O dağın zirvesi ne kadar da uzakta görünüyor, değil mi? “Sıfırdan İngilizce öğrenmek” denen o heybetli dağın… Belki defalarca yola çıktın, onlarca kitap devirdin ya da belki de o ilk adımı atmaya bir türlü cesaret edemedin. O kelime listesini bir türlü ezberleyemeyince boğazına oturan o yumruyu, kurduğun cümlenin doğru olup olmadığını bilemediğin o mide kramplarını o kadar iyi bilirim ki…
Çünkü bu yolda 25 yıldır binlerce yolcuya eşlik ettim. İnsanlar bana “İngilizce Pusulam” der. Ve sana bir sır vereyim mi? Sorun büyük ihtimalle sende değil. Sorun, eline tutuşturulan yanlış haritalarda, daha yola çıkmadan seni boğan o upuzun kurallar listesinde.
Bu yazıda sana gramer kuralları ezberletmeyeceğim. Sihirli bir formül de sunmayacağım, çünkü öyle bir şey yok. Ama sana, yılların tecrübesiyle damıttığım, gerçekten işe yarayan bir pusula vereceğim. Bu yazı bittiğinde, o dağın aslında tırmanılabilir olduğunu hissedecek ve ilk adımı atmak için içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlayacak.
Hazırsan, pusulanı ayarlayalım ve yola çıkalım.
Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorusu
Yıllardır sanki aynı filmi izliyor gibiyim. Pırıl pırıl zihinler, büyük bir hevesle başlıyor ama kısa bir süre sonra aynı duvara tosluyor. Neden peki? Çünkü İngilizce öğrenmekle ilgili zihnimize kazınan bazı şeyler, en basit tabirle, kocaman birer yanılgı.
-
“Önce Bütün Grameri Bitirmeliyim” Tuzağı: Bu, en tehlikeli şehir efsanesidir. Henüz denize girmeden yüzmenin tüm teorik fiziğini öğrenmeye çalışmak gibi bir şey. Sonuç? Bilgiye boğulmuş ama tek bir kulaç atamayan öğrenciler.
Gramer, dilin iskeletidir, evet, ama amaç o iskeleti müzede sergilemek değil, onu kullanarak koşmak, zıplamak, dans etmektir.
-
“Kelime Listesi Ezberleme” Yanılsaması: O uzun, sıkıcı listeler… “Apple – Elma, Book – Kitap…” Yıllar önce bir öğrencim, gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların sihirli bir şekilde beynine işleyeceğine inanmıştı. Bizzat denemiş, işe yaramadığını görmüş. Kelimeler tek başlarına bir hiçtir. Onlar ancak bir cümlenin, bir anının, bir hikâyenin içinde can bulur.
-
“Bir Haftada Yoğun Kamp” Hatası: İngilizce bir depar koşusu değil, bir maratondur. Bir gün 5 saat çalışıp sonraki 10 gün hiç bakmamak, çok susamışken bir damacana suyu tek seferde içmeye benzer. Mideyi bozar, faydadan çok zarar verir.
-
“Mükemmel Olma” Baskısı: Hata yapma korkusu, ilerlemenin önündeki en büyük duvardır. Kimse senden ilk günden Shakespeare gibi konuşmanı beklemiyor. Bir düşün, bebekler bile “anne” demeden önce aylarca anlamsız sesler çıkarır. Bu, öğrenmenin en doğal parçası.
Bunlar sana da tanıdık geldi mi? Eğer bu hatalardan birini veya birkaçını yaptıysan, harika! Yalnız değilsin ve en önemlisi, artık doğru yolu bulmaya hazırsın demektir.
Benim Pusulam: Çeyrek Asırlık Tecrübeyle Sabit 4 Altın Kural
Şimdi sana o sıkıcı ders kitaplarının pek de bahsetmediği, benim ise yıllar içinde öğrencilerimden öğrendiğim 4 temel prensibi anlatacağım. Bunları bir kenara not al. Çünkü bunlar senin yeni haritan olacak.
-
Kural 1: Pratik > Teori (Artık O Şoför Koltuğuna Otur!)
Kitaplar sana yol haritasını verir, ama arabayı kullanacak olan sensin. Direksiyona geçmeden şoför olunmaz. İngilizce de tam olarak böyledir. 100 gramer kuralı ezberlemektense, o kurallardan sadece birini kullanarak 10 basit cümle kurmak, seni 100 kat daha ileriye taşır. Öğrendiğin her yeni kelimeyi, her yeni yapıyı hemen kullan. Konuş. Yaz. Kendi kendine mırıldan. O bilgiyi “aktif” hale getir. Unutma, bilmek değil, yapmak geliştirir.
-
Kural 2: Düzenlilik (Sağlık Yürüyüşü Gibi Düşün)
İngilizce, bir haftada 10 saat çalışılıp sonra bir ay ara verilecek bir aktivite değildir. O, her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşü gibidir. Beynimiz, düzenli ve tekrarlanan girdileri severek kalıcı hafızaya alır. Her gün sadece 15-20 dakika bile olsa İngilizce ile haşır neşir olmak, ayda bir yapılan 5 saatlik yoğun çalışmadan katbekat daha etkilidir. Telefonuna bir alarm kur. Kahveni içerken, otobüsteyken… O 15 dakikayı gününe bir şekilde sıkıştır. Süreklilik, bu işin asıl sihri.
-
Kural 3: Aşamalı Gelişim (O Dambılı Artık Değiştirmenin Vakti Geldi)
Bu benim en sevdiğim metafordur: Her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsan, kasların bir noktadan sonra asla gelişmez. İngilizce de böyledir. Konfor alanının bir tık dışına çıkmadığın sürece, yerinde sayarsın. Dün anladığın bir videoyu bugün tekrar izlemek rahatlatıcıdır, evet ama pek geliştirici sayılmaz. Seni biraz zorlayan, anlamak için birkaç kez durdurup düşünmen gereken bir şarkı, bir diyalog bul. İşte o anlamadığın %10’luk kısım, senin gelişim alanındır. Her gün o %10’u hedefle.
-
Kural 4: Kişiselleştirme ve Hata Analizi (Hataların En İyi Öğretmenindir)
Herkesin parmak izi farklı olduğu gibi, öğrenme yolu da farklıdır. Senin için işe yarayan yöntem, arkadaşın için yaramayabilir. Hataların, en iyi öğretmenindir; ama sadece onları dinlemeyi öğrenirsen. Kendi yanlışlarını anlamadan, doğru yolu asla bulamazsın. Bir cümle kurdun ve yanlış mı oldu? Harika! Şimdi bir dedektif gibi iz sür. Neden yanlış oldu? “Was” yerine “were” mi dedin? Demek ki o konuyu bir gözden geçirmen gerekiyor. Hatalarından utanma, onları zayıf noktalarını gösteren birer işaret fişeği olarak gör.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, felsefeyi anladık da… ben yarın sabah kalkınca ne yapacağım?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana somut, hemen başlayabileceğin bir eylem planı.
-
Adım 1: Temeli At ve Keşfet (İlk Hafta)
- En Sık Kullanılan 100 Kelime: İnternette “most common 100 English words” diye arat. Ama bunu bir liste olarak ezberleme! Her kelimeyle basit birer cümle kur: “I have a book.” “You see a car.” Anlamını ve kullanımını hisset.
- Temel Selamlaşma ve Tanışma: “Hello, my name is…”, “How are you?”, “I am from Turkey.” gibi temel kalıpları öğren ve ayna karşısında kendi kendine tekrar et.
- Çocuk Şarkıları ve Çizgi Filmler: Ciddiyim! “Peppa Pig” gibi çizgi filmler veya basit çocuk şarkıları, dilin ritmini, tonlamasını ve temel kelimeleri duymak için harikadır. Utanma, kimse seni görmüyor!
-
Adım 2: Çevreni Sar ve İnşa Et (İlk Ay)
- Telefonunun Dilini Değiştir: Her gün elinde olan o aletin menüleri, ayarları… İngilizce olsun. Başta biraz zorlanacaksın ama bir süre sonra nasıl alıştığına şaşıracaksın.
- İlgi Alanını Bul: Futbolu mu seviyorsun? İngilizce maç özetleri izle. Yemek yapmayı mı? Basit İngilizce tarif videoları takip et. Öğrenmeyi, zaten sevdiğin bir aktiviteye bağlarsan, o bir görev olmaktan çıkar, keyfe dönüşür.
- Basit Hikayeler Oku: Yeni başlayanlar için yazılmış, seviyelere ayrılmış İngilizce hikaye kitapları (graded readers) bunun için mükemmeldir.
-
Adım 3: Konuş ve Test Et (Sürekli)
İşte en kritik adım. Yüzme öğrenmek için suya girmen gerektiği gibi, konuşmayı öğrenmek için de konuşman gerekir. “İyi de kiminle konuşacağım?” sorusu, binlerce öğrencimin yolunu tıkayan o meşhur sorudur. Kendi kendine konuşmak bir yere kadar… İşte bu noktada, doğru bir rehber ve sistemle ilerlemek hayati önem taşıyor.
Piyasada birçok seçenek var gibi görünse de, 25 yıllık tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki, öğrenciyi gerçekten merkeze alan, sadece “konuşmuş olmak için konuşma”nın ötesine geçen bir yapı gerekiyor. Bu yüzden, gerçekçi konuşma pratiği ve bütüncül bir eğitim programı arayanlara tek bir tavsiyem oluyor: Konuşarak Öğren.
Neden mi? Çünkü bu sistem, benim yukarıda anlattığım tüm felsefeleri bir araya getirmiş gibi duruyor:
- Gerçek Bir Öğretmen: Karşındaki kişi rastgele biri değil, sadece eğitmen lisanslı Amerikalı profesyonellerden oluşuyor. Bu eğitmenler, Konuşarak Öğren’in ABD ofisinde kadrolu olarak çalışıyor. Bu da bir kalite standardı anlamına geliyor.
- Sana Özel Sabit Eğitmen: Her derste yeni biriyle tanışma stresi yok. Sana özel atanan sabit eğitmeninle bir bağ kuruyorsun. O seni tanıyor, sen onu tanıyorsun. Zayıf ve güçlü yönlerini biliyor, gelişimini takip ediyor. Bu, kişiselleştirmenin zirvesi.
- Tatlı Bir Disiplin: “Bugün aramasam mı acaba?” deme lüksün pek yok. Seçtiğin saatte eğitmenin seni arıyor. Bu, düzenlilik kuralını hayatına mecburen ama en etkili şekilde sokuyor.
- Eşsiz Mentörlük Sistemi: Bana göre oyunu değiştiren özellik bu. Derslerin dışında, sana özel bir Türk mentör atanıyor. Bu mentör, gelişimini raporluyor, hatalarını analiz ediyor ve eksiklerini gidermen için sana yol gösteriyor. Hani dedim ya “hataların en iyi öğretmenindir” diye, işte mentörün o öğretmeni dinlemeni ve anlamanı sağlıyor. Bu sistemin başka bir yerde bir benzeri bulunmuyor.
- Yapılandırılmış Program: Rastgele sohbet değil, hedefine yönelik bir eğitim programı takip ediliyor. Bu da “Aşamalı Gelişim” kuralını işletiyor. Konfor alanının bir tık dışına, ama güvenli ve planlı bir şekilde çıkıyorsun.
İşte bu sebeplerden dolayı Konuşarak Öğren, sadece bir konuşma platformu değil, öğrenciyi A’dan Z’ye düşünen komple bir eğitim sistemi.
Kaptanın Son Sözü
Gördüğün gibi, İngilizce öğrenmek imkânsız bir dağ değil. Sadece doğru ekipmana, doğru haritaya ve en önemlisi doğru zihniyete ihtiyacın var. Ezberciliği, mükemmeliyetçiliği ve düzensizliği bir kenara bırak. Onların yerine pratiği, düzenliliği, kendini tatlı tatlı zorlamayı ve hatalarından öğrenmeyi koy.
Bu yolculukta düşeceksin, yorulacaksın, bazen pes etmek isteyeceksin. Bunların hepsi çok normal. Önemli olan, her seferinde tekrar ayağa kalkıp o bir adımı daha atabilmek.
Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık elinde. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.
Yolun açık olsun.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Günde kaç saat çalışmalıyım?
Cevap: Saate takılma, sürekliliğe odaklan. Her gün kesintisiz 20 dakika, haftada bir gün 3 saat çalışmaktan çok daha değerlidir. Bazı günler bu 5 dakika olur, o bile hiç yoktan iyidir. Önemli olan beynine her gün “İngilizce hala hayatımda” mesajını istikrarlı bir şekilde vermektir.
Soru 2: Önce gramer mi öğrenmeliyim, kelime mi?
Cevap: Bu tavuk-yumurta sorusu gibi. Cevap: İkisi de aynı anda, iç içe. Yeni bir kelime öğrendiğinde, onu bildiğin en basit gramer kalıbıyla cümlede kullan. “I eat an apple.” (Bir kelime + bir fiil + bir nesne). Böylece ikisi de havada asılı kalmaz, bir bağlam içinde anlam kazanır.
Soru 3: Hata yapmaktan çok korkuyorum, ne yapmalıyım?
Cevap: Hatalarını “yanlış” olarak değil, sana yol gösteren bir “işaret” olarak görmeye çalış. Her hata, sana “Bak, buraya biraz daha çalışman gerekiyor” diyen bir ipucudur. Seni yargılamayacak, hatalarını bir gelişim fırsatına çevirecek bir eğitmenle veya sistemle çalışmak (bahsettiğim mentörlük sistemi gibi), bu korkuyu yenmenin en hızlı ve en acısız yoludur.
Soru 4: Ne kadar sürede akıcı konuşurum?
Cevap: Bu, belki de bir öğrencinin sorabileceği en yanlış sorudur. Çünkü “akıcılık” net bir bitiş çizgisi olmayan, kişiden kişiye değişen bir kavramdır. “Ne zaman akıcı olacağım?” diye sormak yerine, kendine şunu sor: “Düne göre bugün neyi daha iyi yapıyorum?” Sürece odaklan, sonuca değil. Göreceksin, gelişimin kendisi en büyük motivasyonun olacak.

Bir yanıt yazın