Uluslararası bir şirkette çalışmak için gereken İngilizce becerileri nelerdir?

Uluslararası bir şirkette çalışmak için gereken İngilizce becerileri nelerdir?

Uluslararası Bir Şirkette Parlamak: CV’ye Sığmayan İngilizce Becerileri

Uluslararası Bir Şirkette Parlamak: CV’ye Sığmayan İngilizce Becerileri

Selam yol arkadaşım,

O büyük hayali biliyorum. Dünyanın bambaşka yerlerinden insanlarla aynı projeye kafa yormak, global bir şirketin kültürünü solumak, kariyerinde o hep istediğin adımı atmak… Ve tam o anda zihninde o malum soru beliriyor, değil mi? “Benim İngilizcem yeterli mi?” Bu soru, heyecanına pusu kuran, kalbinin bir köşesinde küçük bir sızıya dönüşen o tanıdık endişe. Yıllarını ders kitaplarına gömdün, sayfalarca kelime listesi ezberledin, belki onlarca mobil uygulama denedin. Ama sonuç? Hâlâ o kritik toplantıda söz almaktan çekiniyor, göndereceğin önemli bir e-postayı onuncu kez kontrol ederken buluyorsun kendini.

Sana bir sır vereyim mi? Sorun büyük ihtimalle sende değil. Sorun, bize İngilizcenin bir ders gibi, bir sınav gibi öğretilmesinde. Oysa İngilizce bir ders değil, bir iletişim aracı. Tıpkı bir enstrüman gibi… Notaları yalayıp yutmak, seni müzisyen yapmaz. O gitarı eline alıp, parmakların nasır tutana kadar pratik yapman gerekir.

Bu yazıda sana o bayatlamış gramer kurallarını tekrar etmeyeceğim. Onun yerine, 25 yıllık eğitmenlik hayatımda binlerce öğrencinin yolculuğuna tanıklık ederken gördüğüm, gerçekten işe yarayan ve seni o uluslararası arenada bir adım öne çıkaracak olan zihniyetten ve becerilerden bahsedeceğim. Bu bir ders değil, tecrübeyle çizilmiş bir yol haritası.

Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım.

Yaygın Yanılgılar ve O Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunsalı

Yıllardır o kadar çok “Hocam, gerçekten çok çalışıyorum ama bir türlü olmuyor” cümlesi duydum ki… Bu cümlenin arkasında genelde iyi niyetli ama pek de işe yaramayan stratejiler yatıyor. Gel, şu en bilindik tuzaklara bir bakalım, bakalım sana da tanıdık gelecekler mi?

  • “Perfect Tense” Mükemmeliyetçiliği: Sanki her an bir gramer polisinin gelip “Excuse me, you should have used ‘present perfect continuous’ here!” diyecekmiş gibi bir gerginlik… Birçok öğrenci, kurduğu her cümlenin dil bilgisi açısından kusursuz olması gerektiğine inanıyor. Oysa gerçek hayatta, bir toplantıda kimse senin zaman kiplerini doğru kullanıp kullanmadığını denetlemez. Asıl soru şu: Mesajın karşıya net bir şekilde geçiyor mu? Geri kalan her şey teferruattır. Bu mükemmeliyetçilik, seni geliştirmek yerine susturur.
  • Pasif Kelime Dağarcığı Tuzağı: Kelime listeleri ezberlersin, kartlar hazırlarsın. Bir metinde o kelimeyi görünce yüzünde bir tebessüm belirir: “Aaa, evet, bunu biliyorum.” Ama sıra o kelimeyi bir sunumda veya bir sohbette kullanmaya gelince, sanki o kelime beyninden buharlaşıp uçar. İşte bu, pasif kelime dağarcığıdır. Kelimeler, sen onları kullanmadıkça “senin” olmaz. Onlar sadece uzaktan selam verdiğin, tanıdık birer yabancı olarak kalır.
  • Kültürel Körlük: Uluslararası bir şirkette çalışmak, sadece İngilizce konuşmaktan ibaret değildir. O dilin ardındaki kültürel kodları da anlamayı gerektirir. Pat diye “I want you to send this report” demek yerine, “Could you please send me the report when you have a moment?” demenin arasındaki o ince ama dağlar kadar büyük farkı bilmektir. Bu sadece bir nezaket kuralı değil, aynı zamanda profesyonel iletişim zekasıdır.

Benim Pusulam: Altın Değerinde 4 Kural

Eğer bu yolculukta sana sadece dört şey öğretme şansım olsaydı, kesinlikle bunlar olurdu. Bu kuralları bir post-it’e yazıp monitörünün kenarına yapıştır. Çünkü bunlar, seni hedefine ulaştıracak olan gerçek kuzey yıldızlarıdır.

Kural 1: Pratik > Teori: Artık Direksiyona Geç!

Bu benim mottomdur:

Kitaplar sana yol haritasını verir, ama arabayı kullanacak olan sensin.

Direksiyona geçmeden şoför olunmaz, bu kadar basit. Yüzlerce saat araba tamir videosu izleyerek, motorun tüm parçalarını ezberleyerek araba süremezsin. İngilizce de tastamam böyledir. O gramer kitabını yastığının altına koyunca kuralların sihirli bir şekilde beynine aktarılmadığını bizzat test ettim, çalışmıyor. Her gün, ama istisnasız her gün, o arabayı garajdan çıkarıp kısa bir tur atman lazım. Yani? Konuşman, yazman, dinlemen lazım. Aktif olman lazım!

Kural 2: Düzenlilik Kuralı: Maraton Koşma, Her Gün Yürü

“Bu hafta sonu tam 10 saat İngilizce çalışacağım!” Kulağa ne kadar motive edici geliyor, değil mi? Ama genellikle ne olur? O hafta sonu biter, sen bitap düşersin ve bir sonraki “büyük çalışma” seansına kadar haftalar, belki bir ay geçer. İşte bu model çalışmıyor.

İngilizce, bir haftada 10 saat yüklenip sonra bir ay unutulacak bir maraton değildir. Her gün 15 dakika yapılan bir sağlık yürüyüşüdür.

Her gün 15 dakika, bir ayda 7.5 saat eder. Ama bundan çok daha önemlisi, beynini sürekli İngilizce ile temas halinde tutar, o dil kaslarını sıcak tutar. Bir çiçeği ayda bir kere bir kova suyla boğmaya çalışmak yerine, her gün birkaç damla suyla beslemek gibi düşün. Sence hangisi daha sağlıklı büyür?

Kural 3: Aşamalı Gelişim: O 5 Kiloluk Dambılı Bırak Artık!

Öğrencilerimin en sık takıldığı yerlerden biri. Bir spor salonuna gittiğini hayal et. Her gün, istisnasız her gün, aynı 5 kiloluk dambılı kaldırıyorsun. Bir süre sonra bu hareket sana çocuk oyuncağı gibi gelir, değil mi? Peki kasların gelişir mi? Tabii ki hayır. Çünkü kaslar, ancak konfor alanının bir tık dışına çıktığında, yani hafifçe zorlandığında gelişir. İngilizce de böyledir. Sürekli olarak sadece %100 anladığın şeyleri dinler, sadece bildiğin kelimelerle cümle kurarsan, olduğun yerde sayarsın. Seni biraz zorlayan bir podcast mi buldun? Harika. Anlamadığın yerler mi oldu? Daha da harika! Bilmediğin üç yeni kelime kullanarak bir e-posta taslağı yaz. Gelişim, tam olarak o konfor alanının kenarında gezinmektir.

Kural 4: Hata Analizi: En İyi Öğretmen, Yaptığın Yanlışlardır

Hata yapmaktan korkma! Hatalarından utanma! Hata yapmak başarısızlık değil, çabaladığının kanıtıdır. Ama tek bir şartla: O hatalardan ders çıkarırsan.

Hataların, senin kişisel yol haritandaki “Burayı düzeltmen gerekiyor!” diyen parlak neon ışıklardır.

Bir e-postada yanlış bir zaman kipi mi kullandın? Süper! Demek ki o konuyu bir gözden geçirmen gerekiyor. Bir kelimeyi yanlış mı telaffuz ettin? Harika! Artık doğrusunu öğrenmek için bir fırsatın var. Hata yapmak bedava ders almaktır, hem de en iyisinden.

Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi

“Tamam hocam, felsefeyi anladık da… somut olarak ne yapacağız?” dediğini duyar gibiyim. İşte sana hemen bugün başlayabileceğin, pratik bir eylem planı.

1. Adım: Kendi “İş Yeri Simülasyonunu” Yarat

  • E-posta Pratiği: Her gün kendine kurgusal bir görev ver. Mesela: “Yarınki toplantı için bir erteleme talebi oluştur,” veya “Bir proje hakkında ekip arkadaşından güncelleme iste.” Bu konuda kısa bir e-posta yaz. Bunu bir alışkanlık haline getir.
  • Toplantı Provası: Bir sonraki önemli toplantından önce ne söylemek istediğini sesli olarak prova et. Aynanın karşısına geç veya telefonunun ses kaydını aç ve kendini anlat. Bu, hem doğru kelimeleri bulmanı kolaylaştırır hem de özgüvenini artırır.
  • “Small Talk” Menüsü Oluştur: İş yerindeki o kısa ayaküstü sohbetler, buzları eritmenin anahtarıdır. “Hafta sonun nasıl geçti?”, “Bu aralar ilginç bir dizi izliyor musun?” gibi basit konularla ilgili aklında birkaç hazır cümlenin olması hayat kurtarır.

2. Adım: Pasif Bilgiyi Aktife Çevir

  • Gölgeleme (Shadowing) Tekniği: İşinle ilgili bir İngilizce video veya podcast aç. Konuşmacıyı duyduktan bir iki saniye sonra, onu bir papağan gibi aynı tonlama ve hızla tekrar etmeye çalış. Başta garip gelebilir ama bu egzersiz, telaffuzunu ve konuşma akıcılığını inanılmaz derecede geliştirir.
  • Özetleme Alışkanlığı: Okuduğun her İngilizce makaleyi veya dinlediğin bir podcast bölümünü, bitirdikten sonra kendi kendine üç cümleyle sesli olarak özetle. Bu, anladığın bilgiyi kendi kelimelerinle ifade etme, yani pasif bilgiyi aktif yeteneğe dönüştürme becerini biler.

3. Adım: Profesyonel Bir Rota Çiz

Tüm bu bireysel çabalar çok değerli, şüphesiz. Ancak bir noktadan sonra, tıpkı spor salonundaki gibi, dışarıdan bir gözün, işi bilen birinin sana doğru programı çizmesi, hatalarını göstermesi ve seni bir sonraki seviyeye taşıması gerekir. İşte burada doğru eğitim modelini seçmek kritik hale geliyor.

Piyasada bir sürü seçenek var gibi görünüyor, evet. Ama benim 25 yıllık tecrübem bana şunu net bir şekilde gösterdi: Seni gerçekten hedefine ulaştıracak sistem; kaliteli bir eğitmen, sana özel bir program ve düzenli takibin birleşiminden oluşur. Bu noktada, özellikle uluslararası bir kariyer hedefleyen öğrencilerime Konuşarak Öğren modelini gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Neden mi? Çünkü bu sistem, basit bir “uygulama” olmanın ötesinde, yaşayan bir eğitim süreci sunuyor.

  • Karşında, bu işin pedagojisini bilen, ana dili İngilizce olan Amerikalı eğitmenler bulursun. Bu, sokak ağzıyla değil, profesyonel dünyanın diliyle iletişim kurmayı öğrenmen anlamına geliyor.
  • Genellikle sana özel atanan sabit bir eğitmenle ilerlersin. Bu çok önemli. Çünkü eğitmenin senin güçlü ve zayıf yönlerini bilir, gelişimini takip eder. Her derste yeni birine kendini tanıtma stresini yaşamazsın.
  • Ders saatinin belli olması ve eğitmenin seni araması, o “bugün yorgunum, sonra yaparım” ertelemesini ortadan kaldıran tatlı bir disiplin sağlıyor.
  • Ve belki de en önemlisi, Türkiye’de başka bir yerde pek rastlamadığım bir Mentörlük Programı var. Gelişimin düzenli olarak raporlanıyor, takıldığın noktalar için sana özel destek veriliyor. Tıpkı bir kaptanın, geminin rotasını sürekli kontrol etmesi gibi.

Unutma, doğru araçlar ve doğru bir rehberle bu yolculuk sandığından çok daha hızlı ve keyifli olabilir.

Kaptanın Son Sözü

Uluslararası bir şirkette çalışmak için gereken İngilizce, sadece kelime ve gramer bilgisi değildir. Bu bir özgüven meselesidir. Kendi fikrini rahatça beyan etme, kültürler arası köprüler kurma ve kendini küresel bir sahnede ifade etme cesaretidir.

Bugün sana bir sürü şey anlattım. Ama aklında tek bir şey kalacaksa, o da şu olsun: Mükemmel olmak zorunda değilsin. Sadece başlamak ve her gün o küçücük adımı atmak zorundasın. Hata yapmaktan korkma, konfor alanının dışına çıkmaktan çekinme.

Unutma, bu senin yolculuğun ve pusula artık senin elinde. Tek yapman gereken ilk adımı atmak.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Soru 1: İş İngilizcesi için hangi seviyede olmam şart?

Cevap: Genellikle B2 (Upper-Intermediate) seviyesi çoğu pozisyon için iyi bir başlangıç noktası sayılır. Ama dürüst olmak gerekirse, seviye etiketinden daha önemlisi, kendi alanınla ilgili terminolojiye hakim olman ve temel iletişim görevlerini (e-posta yazma, toplantıya katılma, telefonla konuşma) strese girmeden yapabilmendir. Seviyeye takılma, ihtiyacın olan pratik becerilere odaklan.

Soru 2: Aksanım Amerikalı ya da İngiliz gibi olmak zorunda mı?

Cevap: Kesinlikle hayır! Dünya üzerinde tek bir “doğru” İngilizce aksanı diye bir şey yok. Önemli olan, söylediklerinin anlaşılır olmasıdır. Elbette anlaşılır bir telaffuz için çabalamalısın, ama unutma ki aksanın senin kimliğinin bir parçası ve bu bir sorun değil. Global şirketler zaten bu çeşitliliğe değer verir.

Soru 3: Her gün ne kadar süre çalışmalıyım?

Cevap: Sürenin uzunluğundan çok, süreklilik yani istikrar önemlidir. Her gün tutarlı bir şekilde ayıracağın 20-30 dakika, haftada bir kendini paralamak için yapacağın 3 saatlik bir çalışmadan çok daha etkilidir. Amaç, İngilizce’yi bir görev gibi değil, hayatının doğal bir parçası haline getirmektir.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir