Yurt Dışı Hayali Kurarken İngilizce Duvarına Çarpanlara: Gerçekten Hangi Seviye Gerekli?
Selam yol arkadaşım,
O bavul zihninin bir köşesinde yarı toplanmış duruyor, değil mi? Belki Berlin’de bir start-up, belki Kanada’da bambaşka bir hayat, belki de Avustralya’da okyanus kenarında bir kafe… Hayaller harika. Ama sonra o tanıdık, soğuk ses fısıldıyor: “Ya İngilizcem yetmezse?” İşte bu soru, en büyük hayalleri bile anında dondurmaya yetiyor.
Yaklaşık 25 yıldır bu yolda binlerce öğrenciyle yürüdüm. O soruyu sorarken gözlerinizde beliren endişeyi, heyecanla karışık o korkuyu o kadar iyi tanıyorum ki… “Hangi seviyede olmalıyım?” sorusu, aslında bir buzdağının sadece görünen kısmı. Altında “Ya kendimi ifade edemezsem?”, “Ya rezil olurum?”, “Ya başaramazsam?” gibi çok daha derin, çok daha insani korkular yatıyor.
Ama sana bir sır vereyim mi? Bu yolda tek başına değilsin. Ve doğru bir pusulayla, o duvar sandığın şeyin aslında aralık bir kapı olduğunu fark edeceksin. Bu yazıda ben size ‘B2 olmanız şart’ gibi klişe cevaplar vermeyeceğim. O kapıyı nasıl açacağınızı, anahtarın nerede olduğunu ve o eşikten güvenle nasıl geçeceğinizi anlatmaya çalışacağım.
Hazırsan, İngilizce pusulanı yeniden ayarlayalım ve yola çıkalım!
Yaygın Yanılgılar ve Şu Meşhur “Neden Olmuyor?” Sorunu
Yıllardır şahit olduğum en büyük engel, İngilizcenin kendisi değil; İngilizce öğrenme şeklimize sinmiş köklü yanlışlar. Bir bak bakalım, bu maddeler sana da tanıdık gelecek mi:
-
“Mükemmel Olmak Zorundayım” Yanılgısı
Sanıyoruz ki yurt dışında bir kahve sipariş etmek için bile Shakespeare ustalığında konuşmamız gerekiyor. Unutun gitsin! Hedefiniz bir akademisyen gibi makale yazmak değil, bir insan gibi iletişim kurmak. İnsanlar hata yapar, duraksar, doğru kelimeyi bulmak için “ıııı” der. Bu son derece doğal. Mesele mükemmellik değil, işlevsellik. Derdinizi anlatabiliyor musunuz? Gerisi teferruat.
-
“Sertifika Her Şeydir” Tuzağı
Elinde B2, C1 sertifikası olup da marketteki kasiyerle iki kelimeyi bir araya getiremeyen o kadar çok insan tanıdım ki… O kağıtlar size ne özgüven verir, ne de gerçek hayatta işe yarar. Kimse size sertifikanızı sormayacak. O anki iletişim kurma becerinize bakacaklar. Sertifika bir amaç değil, olsa olsa bir araç olabilir.
-
“Tek Bir Seviye Yeter” Efsanesi
Dublin’deki bir yazılım firmasında çalışmak için gereken İngilizceyle, Sydney’de bir restoranda garsonluk yapmak için gereken İngilizce aynı olabilir mi? Elbette değil. Biri teknik terimler, toplantı jargonu ve resmi e-posta dili gerektirirken, diğeri sipariş almak, menüyü anlatabilmek ve hızlı sosyal etkileşim üzerine kurulu. Yani aslında tek bir sihirli “seviye” yok, sizin hedefiniz için gereken bir “yeterlilik” var.
İşte bu yüzden bir türlü ilerleyemediğinizi hissediyor olabilirsiniz. Çünkü belki de yanlış hedefe nişan alıyorsunuz. Gelin, şimdi pusulanın ibresini doğru yöne çevirelim.
Benim Pusulam: 4 Altın Kural
Bu 25 senede, başarılı olan her öğrencimde istisnasız olarak gözlemlediğim 4 temel prensip var. Bunları benim anayasam gibi düşünebilirsiniz. Lütfen bir kenara not alın.
-
Kural 1: Direksiyona Geç, Sadece Haritaya Bakma (Pratik > Teori)
Gramer kitapları, kelime listeleri… Bunlar size yol haritasını verir, evet. Ama arabayı kullanacak olan sizsiniz. Direksiyona geçmeden, o trafikte biraz terlemeden, birkaç kez yanlış sokağa sapmadan şoför olunmaz. İngilizce de tastamam böyledir. Bir gramer kuralını “bilmek” ile o kuralı bir iş mülakatının stresi altında, doğru kelimeleri ararken akıcı bir şekilde kullanmak arasında dünyalar kadar fark var. Kural basit: Ezberlediğiniz her 10 kelimeyle 1 cümle kurun. Okuduğunuz her kural için, onu sesli kullanacağınız bir senaryo hayal edin. Unutmayın, pratik edilmeyen bilgi, beyninizde sadece yer kaplayan bir eşyadır.
-
Kural 2: Her Gün 15 Dakika > Ayda Bir 10 Saat (Düzenlilik Kuralı)
“Hocam bu hafta sonu 8 saat çalıştım ama sanki hiç ilerlemedim.” Bunu o kadar çok duydum ki. Olmaz tabii! İngilizce, hafta sonu abanıp sonraki hafta unuttuğunuz bir ders değil; her gün attığınız 15 dakikalık adımlardır. Beynimiz yeni bir beceriyi, özellikle de bir dili, düzenli tekrarla öğrenir ve kalıcı hale getirir. Her gün kurduğunuz 5 cümle, ayda bir ezberlediğiniz 500 kelimeden inanın çok daha değerlidir. Dil bir kas gibidir; her gün biraz çalıştırırsanız güçlenir, uzun süre ihmal ederseniz hamlaşır. O 15 dakikayı bulun. Otobüste, kahve molasında, uyumadan hemen önce… Ama ne yapıp edip o zinciri kırmayın.
-
Kural 3: Hep Aynı 5 Kiloluk Dambılı Kaldırma (Aşamalı Zorluk)
Bu belki de en kritik mesajım. Spor salonuna gittiğinizi düşünün. Her gün, ama istisnasız her gün aynı 5 kiloluk dambılı kaldırırsanız ne olur? Bir süre sonra o ağırlık size tüy gibi gelir ama kaslarınız bir gram bile oynamaz. İngilizce de böyledir. Konfor alanınızın bir tık dışına çıkmadığınız sürece yerinizde sayarsınız. Sadece anladığınız podcast’leri dinlemek, sadece bildiğiniz kelimelerle cümle kurmak sizi güvende hissettirir ama geliştirmez. Sizi biraz zorlayan, anlamak için sözlüğe bakma ihtiyacı duyduğunuz bir makale okuyun. Cevabını tam bilmediğiniz bir soruya cevap vermeye çabalayın. O zorlandığınız, ‘acaba doğru mu söyledim’ diye terlediğiniz an var ya? İşte orası sihrin gerçekleştiği yerdir. Gelişim, rahat ettiğiniz yerde değil, zorlandığınız yerde başlar.
-
Kural 4: Hatalarınız En İyi Öğretmeninizdir, Yeter ki Onu Dinleyin (Kişiselleştirme)
“Hata yapmaktan korkuyorum” cümlesini lütfen hayatınızdan çıkarın. Hatalarınız düşmanınız değil, size yol gösteren tabelalardır. Ama tek bir şartla: Onları analiz ederseniz. Sürekli “I go to cinema yesterday” diyorsanız, sizin probleminiz geçmiş zaman kuralını bilmemek değil, o bilginin rafta duruyor olması, otomatikleşmemesidir. İşte bu noktada kişiselleştirme devreye giriyor. Herkesin takıldığı yerler farklıdır. Kendi yanlışlarınızı bir dedektif gibi izleyin. Bir deftere not alın. “Ben neden sürekli bu hatayı yapıyorum?” diye sorun. Kendi zayıf noktalarınızı anlamadan, gelişim için doğru adımı atamazsınız.
Peki, Ne Yapacağız? Adım Adım Uygulama Rehberi
“Tamam hocam, anladım da… nereden başlayacağım?” dediğinizi duyar gibiyim. Harika bir soru. İşte size somut bir eylem planı:
-
Adım 1: Hedefinizi Mikroskoba Yatırın (Keşif)
“Yurt dışı” çok genel bir hedef. Kağıdı kalemi alın elinize, dürüstçe kendinize şu soruları sorun:
- Nereye gidiyorum? (Almanya, ABD, İngiltere…)
- Ne yapacağım? (Yüksek lisans, garsonluk, mühendislik…)
- Kimlerle konuşacağım? (Akademisyenler, müşteriler, iş arkadaşları, komşular…)
- En çok hangi durumlarda İngilizce kullanmam gerekecek? (Sunum yapmak, e-posta yazmak, telefonda konuşmak, sosyalleşmek…)
Bu cevaplar, sizin kişisel İngilizce müfredatınızı oluşturacak. Bir mühendis için “supply chain” (tedarik zinciri) kelimesi hayatiyken, bir barmen için “on the rocks” (buzlu) ifadesi hayat kurtarır.
-
Adım 2: Gerçek Seviyenizi Belirleyin (İşlevsel Test)
Online testleri bir kenara bırakın. Gerçek test şudur:
- A2 (Temel Kullanıcı): Bir kafede sipariş verebiliyor musunuz? Adres sorup, verilen tarifi anlayabiliyor musunuz? Kendinizi ve ailenizi basitçe tanıtabiliyor musunuz? Bu seviye, turist olarak hayatta kalmak için yeterli olsa da çalışmak veya yaşamak için çok temeldir.
- B1 (Orta Seviye): Gündelik, tanıdık konularda (iş, okul, hobi) sohbete dahil olabilir misiniz? Başınızdan geçen bir olayı veya bir filmin konusunu basitçe anlatabilir misiniz? Bu seviye, sosyal hayata adapte olmanın başlangıç noktasıdır. Çoğu gündelik iş (garsonluk, mağaza görevlisi vb.) için yeterli olabilir.
- B2 (Orta Üstü Seviye): Kendi alanınızla ilgili teknik bir tartışmanın ana hatlarını anlayıp, sohbete katılabiliyor musunuz? Soyut konular hakkında fikirlerinizi detaylandırarak anlatabiliyor musunuz? Bu, çoğu ofis işi ve profesyonel ortam için hedeflenen “güvenli liman” seviyesi olarak kabul edilir.
- C1 (İleri Seviye): Karmaşık metinleri anlayıp, satır aralarındaki imaları fark edebiliyor musunuz? Akıcı, esprili ve doğal bir dille kendinizi ifade edebiliyor musunuz? Bu seviye, artık dilin bir engel olmaktan çıkıp, sizin için bir avantaja dönüştüğü noktadır.
-
Adım 3: Kişisel Antrenman Programınızı Oluşturun (İnşa Etme)
Şimdi o 4 altın kuralı pratiğe dökme zamanı. Her gün bu dört alanı beslemeye çalışın:
- Dinleme: Sadece dizi izlemeyin. Kendi alanınızla ilgili podcast’ler, YouTube’da mesleğinizi yapan insanların röportajlarını izleyin.
- Okuma: Türkçe haber okumak yerine, aynı haberleri BBC’den, Reuters’tan takip edin. Mesleğinizle ilgili blogları, makaleleri okuyun.
- Yazma: Her gün 3 cümle de olsa bir günlük tutun. “Today I felt…” diye başlayın. Okuduğunuz bir makalenin altına İngilizce bir yorum bırakın.
- Konuşma: Ve geldik en kritik, en çok ihmal edilen ama yurt dışı için en hayati olan beceriye. Kendi kendine konuşmak bir yere kadar işe yarar. Ama gerçek bir ilerleme için sizi zorlayacak, hatalarınızı düzeltecek bir antrenman partnerine ihtiyacınız var.
İşte bu noktada, kendi başınıza çabalamak yerine yapılandırılmış bir destek almak, aylarca yerinizde saymak yerine haftalar içinde ilerlemenizi sağlayabilir. Özellikle konuşma pratiği için, hedeflerinizi bilen bir eğitmenle çalışmak bambaşka bir deneyimdir. Konuşarak Öğren gibi platformların fark yarattığı yer de burası. Size sadece konuşacak birini sunmuyorlar; sizin hedeflerinize yönelik, tamamen lisanslı Amerikalı eğitmenlerle, seçtiğiniz sabit saatlerde ders yapma imkanı tanıyorlar. Bu, erteleme bahanelerini ortadan kaldırıyor. Ayrıca, gelişim takibi ve hatalarınıza yönelik yapay zeka destekli geri bildirimler sunmaları, “hatalarınızdan ders alın” kuralını somut bir eyleme dönüştürüyor. Bu sadece bir konuşma pratiği değil, hedefe yönelik kişisel bir antrenman programı haline geliyor.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Yurt dışında iş bulmak için en az hangi seviye gerekir?
Cevap: Bu, sektöre ve pozisyona göre o kadar çok değişir ki… Müşteriyle yüz yüze gelmeyeceğiniz bir yazılım işi için B1 seviyesi ve bolca teknik terim bilgisi yeterli olabilirken, bir satış pozisyonu için akıcı ve ikna edici konuşma gerektiren C1 seviyesi beklenebilir. Genel bir kural olarak, çoğu beyaz yaka ofis işi için B2 seviyesi iyi bir başlangıç noktasıdır. Ama unutmayın, mülakattaki performansınız kağıt üzerindeki seviyenizden her zaman daha önemlidir.
Soru 2: Vize başvuruları için belli bir İngilizce seviyesi şart mı?
Cevap: Evet, özellikle İngiltere, Kanada, Avustralya gibi ülkeler çalışma veya eğitim vizeleri için IELTS, TOEFL gibi sınavlardan belirli bir skor almanızı şart koşar. Bu skorlar vize türüne göre değişir. Ancak bu sadece resmi bir gerekliliktir. O skoru alsanız bile, konsolosluk görüşmesinde kendinizi ifade edemezseniz vize almanız zorlaşabilir. Yani hem resmi şartı yerine getirmeli hem de pratik iletişim becerisine sahip olmalısınız.
Soru 3: Hiç İngilizce bilmeden yurt dışına gitsem, orada yaşayarak öğrenemez miyim?
Cevap: Bu, en tehlikeli mitlerden biridir. Teoride evet, ama pratikte bu kendinize yapabileceğiniz en büyük eziyetlerden biri olur. Bankada hesap açtırmaktan ev kiralamaya, market alışverişinden acil bir durumda yardım istemeye kadar her anınız bir kabusa dönüşebilir. Denize açılmadan önce teknenizi inşa etmeniz gerekir. En azından A2, ideali B1 seviyesinde bir temeliniz olmadan bu adımı atmak, süreci inanılmaz derecede stresli hale getirir. Önce temel bir iletişim becerisi kazanın, sonra gidin. Orada zaten çok daha hızlı ilerlediğinizi göreceksiniz.

Bir yanıt yazın